  |
| |
Erkeği aldatmak daha kolay
Amerikalı psikologlar David Schmitt ve Todd Shackelford, dikkat çekmeden aldatmanın formülünü buldular. Şimdi ise aldatma tekniklerini içeren bir liste sunuyorlar. Kadın ve erkeklerle yapılan anketlerle ilk başta 91 farklı yöntem ortaya çıkmış. Bilim adamları bunlar arasında en uygun olanlarını seçmişler ve ortaya çıkan sonuca göre erkeği aldatmak daha kolay. Aldatılan erkek her ne kadar eşinin kendisine daha fazla bakım yapması ve daha çok para harcaması halinde şüphelense de kadın davranışlarını değiştirmez ve hatta cinsel yönden daha aktif hale gelirse erkeğin kuşkuları yok oluyor. Erkeğin aldanması daha kolay ise de kadının da zayıf yönü yok değil. Erkeğin birdenbire duygusal sohbetler yapmaya başlaması ve bunları çocuklarla ilgili gelecek planlarıyla ilişkilendirmesi kadındaki kuşkuları gideren taktikler. Öte yandan kadın ve erkeğin aldatma nedeni evrimsel motiflere bağlıdır diyor bilim adamları. Buna göre kadın duygusal ilişki ve seçeneklerden yararlanmak için erkek ise kolay ulaşılabilir seks için aldatıyor.
Sigara bağımlılığında kalıtsal özellikler mi etkili
Irwin Üniversitesi bilim adamları sabırsız ve sinirli karakterli insanların, nikotine sakin insanlara göre daha güçlü reaksiyon gösterdiklerini buldular. Doğuştan varolan davranış özellikleri böylece neden bazı kişilerin sigaraya bağımlı kalırken diğerlerinin nikotinden kolayca uzak durabildiklerini göstermekte diyor Steven Potkin, Cogntitive Brain Research dergisinde. Bilim adamları araştırmaları sırasında 86 kişiyi saldırganlık, tartışmaya ve korkmaya eğimli karakter özelliklerine göre iki gruba ayırmışlar. Her iki grupta da sigara içen ve içmeyen denekler bulunuyordu ve araştırma süresince tüm deneklere 3,5 veya 21 miligram nikotin içeren ve nikotinsiz bant yapıştırılmış. Bilim adamları beyindeki metabolizma etkinliğini pozitron emisyon tomografisiyle saptamışlar. ‘Sakin’ gruptaki kişilerin beyin metabolizmasında herhangi bir değişiklik saptanmazken, ‘sinirli’ gruptaki deneklerde her şeyden önce sosyal davranışların kontrol edildiği beyin bölgelerindeki metabolizma etkinliği önemle ölçüde değişmiş. Ancak bu grup özellikle de yüksek oranda nikotin aldığında reaksiyon gösterirken, ‘sakin’ grupta düşük oranda nikotin yeterli olmuş. Potkin, elde edilen sonucun, nikotine doğuştan reaksiyon gösteren kişilerin bağımlı olmaya neden daha eğimli olduğunu gösterdiğini söylüyor. Bundan sonraki araştırmalarda diğer karakter özelliklerinin ve cinsiyetin nikotin bağımlılığı üzerindeki etkisi araştırılacak.
Yeni bir yıldız sistemi bulundu
Uluslararası bir araştırma ekibinin yeni bulduğu yıldız sistemi dünyamızdan 13 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Araştırmacılar galaksinin evrenin ilk dönemlerinde oluştuğunu tahmin ediyorlar. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Jean-Paul Kneib, yeni yıldız sistemini Hubble ve Hawaii’deki teleskoplardan biriyle bulduğunu bildirdi. Hubble bu amaçta milyonlarca yıldızdan oluşan Abell 2218 galaksisini zum olarak kullandı. Bu galaksi arkasında bulunan galaksinin ışınını doğal bir ayna gibi yansıtarak görünür kılmış.Astronomlar son görüntülerle evrenin oluşumu için yeni bilgiler edebilmeyi umuyorlar. Tahminlere göre galaksi, ilk patlamadan bir milyar yıl sonraki ‘Karanlık çağda’ yani ilk yıldızların ve galaksilerin oluştuğu dönemde gelişmiş. Konuyla ilgili araştırma sonuçları ‘Astrophysical Journal’ dergisinde yayımlanacak.
Dinozorların yok olması kuramında şüpheler
Meksika’daki Yucatan Yarımadası’ndaki Chicxlub’da dünyaya çarpan meteroitin (göktaşı) oluşturduğu, 180 kilometre çapında bir krater var. Bu çarpışma sonucu dinozorları yok eden iklimsel değişikliklerin ve yangınların başladığı kabul edilir. Şimdi Claire Belcher ve ekibi, buradan 2.000 kilometre uzakta bile büyük bir yangın olmadığını önesürüyor. Grup, Kretasen döneminde türlerin % 85’inin yok olmasına neden olan döneme ait kayalarda hiç mangal kömürü bulmadı. Diğer jeologlar, meteroitin yangın çıkaracak denli sıcaklık yaydığına ilişkin işaretler olduğunu tartışmıştı.
Çarpmanın izleri dünyanın bir çok yerindeki kalıntılarda bulundu. Kretasen-Tersiyer dönemindeki kayalar, meteroitten yayıldığına inanılan iridyum elementi içeriyor. Aynı zamanda, erimiş kayanın çarpma bölgesinde havaya püskürmesi sonucunda oluşmuş, küçük camsı kabarcıklar var. Şimdi, çarpma bölgesindeki petrol, kömür ve gazdan üretilen parçacıklar rüzgarla sürüklenmiş olabileceği ileri sürülüyor. Canlıların kitlesel yok oluşlarının bir başka olası nedeni, meteoritin atmosferde bıraktığı tozun Güneş ışığını ve sıcaklığını soğurması olabilir. Diğer bir deyişle, dinozorlar kızarmış değil, donmuş olabilir.
Telefonda konuşurken daha fazla yalan söyleniyor
Bilim adamları telefonda e-postalara kıyasla daha fazla yalan söylendiğini saptadılar. Ve her telefon görüşmesi sırasında birden fazla yalan söyleniyor. Cornell Üniversitesi psikologu Jeff Hancock’un araştırmasına göre deneklerin %37’si telefonda yalan söylerken, e-postalarda bu oran sadece %14’te kalıyor. Yüz yüze yapılan konuşmaların ise %27’sinde yalan bilgiler bulunuyor. Bilim adamı New Scientist dergisinde yayımlanan yazısında sonuçların kendisi için sürpriz olduğunu söyledi. Çünkü psikolog e-posta mesajlarında daha fazla yalan söylendiğini tahmin ediyormuş. Hancock, e-posta mesajlarında daha az yalan söylenmesinin nedenini bilgilerin beyaz üzerine siyahla yazılması ve belleğe kaydediliyor olmasına bağlıyor. Sonuçta yazılı bilgiler ileride geçerli kanıt olarak kullanılabiliyor.
Petrol atıkları bakterilerle temizlenecek
Batan tankerlerin ardından genelde sahil bölgelerinde petrol birikir. Bilim adamları şimdi bunları petrol yiyen bakterilerle temizlemek istiyorlar. Bunun mümkün olduğunu İspanyol bilim adamları batık ‘Prestige’ tankeriyle yayılan petrolü temizleyerek kanıtladılar. Araştırmacılar petrol atıklarında petrolü zehirsiz karbondioksit ve su olarak indirgeyebilen bakteriler bulmuşlar. Fakat laboratuarda yapılan deneyler sırasında temizlik için farklı bakteri türlerinden oluşan grupların gerekli olduğu ortaya çıktı. Yeni araştırmalar sayesinde zehirsiz bakteri karışımının sudaki, kumdaki ve kayalar üzerindeki petrolü ne kadar sürede indirgediği belli olacak.
Soluk alınca küçük parçacıklar beyne giriyor
ABD’li araştırmacılara göre, daha hızlı bilgisayarlar yapımında ve ilaç üretiminde kullanılan küçücük madde öbekleri, soluduğumuzda beynimize gidiyor. Bulgu, hem nanoteknoloji için bir ikaz olarak, hem de dizel motorların sağlığımıza etkilerini daha iyi anlamamıza yararlı olabilir. Günter Oberdörster ve ekibi, fare beyninde 35 nanometrelik karbon parçacıklarının izini sürdü. Beynin kokuyla ilintili bölümü olan koklama yumrusunda solumadan bir gün sonra izleri saptandı ve deney bittikten sonraki yedi gün boyunca da maddeler artmayı sürdürdü. İlaçlar gibi maddeler kandan beyine geçebilir ama Oberdöster karbon nanoparçacıkların beyne kokuları toplayan ve sinyalleri ileten hücreler aracılığıyla ulaştığına inanıyor. Farelerdeki koku alma ile ilgili yayınlanmamış bir çalışmanın bunu doğruladığını belirtiyor.
Nanoparçacıkların beyni nasıl etkilediğine ilişkin çok az şey biliniyor. Nanoölçekli elektronik devreler yapımında kullanılan karbon nanotüplerinin etkileri dünyada henüz esaslı biçimde araştırılmış değil. Edinburgh Üniversitesi’nden Ken Donaldson, dizel egzozları gibi kaynaklarca üretilen nanoparçacıkların bedenin başka bölümlerine de zararının düşünülmeye başlandığını belirtiyor. Kentlerde yaşayanların her defasında 25 milyon nanoparçacık soluduğu tahmin ediliyor. Bunların akciğerlerde iltihaplanmayı başlatarak solunum yolları ve kalp hastalıklarına neden olduğuna inanılıyor.
2050 yılında çok daha fazla insan açlık çekecek
Amerikalı tarım ekologu David Pimental’ın öncelemesine göre elli yıl içinde açlık ve kıtlık dünyanın büyük bir kısmına yayılacak. Cornell Üniversitesi bilim adamı dikkate alınan tüm faktörlerin günümüzdeki koşulları iyice kötüleştireceği konusunda uyardı.
Güncel araştırma sonuçlarına göre 6,3 milyarlık nüfusun neredeyse yarısı yetersiz besleniyor. Dünya tarihinde ilk kez bu kadar kötü bir sonuç elde edildiğini söyleyen Pimentel, açlık çeken insan sayısının artmasından endişeli. Dünya nüfusu 50 yıl içinde 12 milyara çıkarken, kültüre alınabilecek alanlar da hızla yok olacak. Hesaplara göre erozyon yüzünden her yıl 10 milyon hektarın üzerinde kültür alanı yitirilmekte. Geçtiğimiz on yılda ise kişi başına düşen tarım alanı %20’nın üzerinde azalmış. Oysa besinlerin %99,8’i tarımdan elde ediliyor. Gerçi tahıl üretimi 1985 yılından bu yana biraz arttı ama bu artış, hızla büyümekte olan dünya nüfusu için yeterli değil. 12 milyarlık nüfus, verimli toprak, içme suyu ve fosil yakıt gibi en değerli rezervleri önemli ölçüde yok edecektir diyor bilim adamı. Öte yandan yetersiz beslenen insanların hastalıklara daha duyarlı olmaları da durumu iyice kötüleştirecektir. Dünya nüfusu ve besin üretimi arasındaki dengenin korunması için tek çözüm, halihazırdaki tarım alanları, içme suyu ve yakıt gibi rezervlerin etkin bir şekilde korunmasıdır diyen Pimentel, ayrıca daha fazla gıda üretimine izin veren ekolojik tarım yöntemlerinin de geliştirilmesi öneriyor.
Boy-ağırlık indeksi Asya nüfuslarına uymuyor
Doktorlar hastaları sağlıklı ya da sağlıksız olarak nitelemek için, kilo olarak ağırlığın santimetre olarak boyun karesine bölündüğü bir indeks kullanır. Dünya Sağlık Örgütü, 18,5’u zayıf, 20,0-24,9’u normal, 25,0-29,9’u çok kilolu, 30 ve yukarısını ise şişman (obez) olarak niteler. Bu aralık, Avrupa ve Amerika nufüsları için tasarlanmıştı. Shiriki Kumanyika başkanlığındaki bir panelde sunulan rapora göre buna uymayan veriler var. Göreli düşük indeks oranlarındaki Asya nüfuslarında tip-2 şeker hastalığı ve kalp-damar hastalıkları riski var. Bu gruplar için 26-31 yüksek risk demek.
Panelde halk sağlığı ölçüsü olarak 23,0 , 27,5 , 32,5 ve 37,5 olarak kullanılması önerildi. DSÖ beslenme uzmanı Chizuru Nishida daha çok veri toplamak için bir çalışma grubu oluşturulduğunu belirtti.
Uzmanlar bu indeksin sağlığı ölçmede mükemmel olmadığını daha önce de belirtmişti. Bazı araştırmalar yaşlı nüfus için uyumsuzluğun daha çok olacağını gösteriyor. Doktorlar ve hastalar indeksin, sadece kan basıncı ve kan şekerinin yanısıra kullanılabilecek bir veri olduğu yönünde tavsiye alıyor.
Kumanyika indeksin hangi hastaların izleme testine yollanacağı konusunda hala iyi bir ölçüt olduğunu ve karar için bir zemin oluşturduğunu belirtiyor. Uzmanlar yağ oranını gösterdiği için bel ölçüsünün yakında sağlık ölçütü olarak kullanılacağını belirtiyor.
Yeni optik kablolar sinyal kayıplarını engelliyor
Yeni süper ince optik kablolar, ışık sinyallerini daha kalın benzerlerinden daha emniyetli bir biçimde taşıyor. Yeni tasarım zayıf bir sinyalin bile kilometrelece taşınabilmesini sağlayacak. Kabloların kenarları o kadar düz ki düğüm bile atılabiliyorlar. Normal kablolar köşelerde bükülmekte zorlanırken, bunlar zorlanmayacak. Elektrik sinyali yerine ışığın kullanıldığı, fotonik çiplerin üretimine yardımcı olacaklar. Yeni üretilen kablo bir milimetrenin 50 milyonda biri kalınlıkta. Bu, saç teli kalınlığındaki bugünkü kablolardan 10.000 kez daha incelik demek. Aynı boyuttaki optik kablolar daha önce ışığı taşımada verimli olamamıştı. Şu andaki uzun mesafeli optik kabolar her 50 kilometrede bir yükselticiye gereksiniyor. Bu da deniz dibi benzeri koşullarda zorluk demek. Düşük kayıplı kablolar bu gereksinimi ortadan kaldırabilir.
Çoğu ticari optik kablolar cam-silisyum dioksitten ve daha kalın kabloların çekilerek inceltilmesiyle yapılıyor. Daha ince kablo daha zor bir işlem demek. Bir bölümü geri kalanından daha sıcaksa yumuşuyor ve kolayca kalınlaşıyor. |