|
Toz maskeleri gerçekten işe yarıyor mu?
SORU: Büyük kentlerde trafik inanılmaz boyutlara ulaşan bir hava kirliliğine neden oluyor. Örneğin Manila ve Bangkok gibi bir çok Asya şehrinde hava o kadar kirli ki insanlar günlük yaşamlarında sürekli olarak burunlarını ve ağızlarını mendillerle kapatarak dolaşıyor. Trafik polisleri toz maskelerini hiç çıkarmıyor. Peki bu tür basit önlemler gerçekten işe yarıyor mu?
YANIT 1: Mendille ağız ve burunu kapatarak dolaşmak işe yarayan bir önlem olmasa gerek. Bu yolla sadece çapı 10 mikrometreden büyük parçacıkların solunum sisteminize girmesini önleyebilirsiniz, bu parçacıklar da zararsızdır. Kaldı ki bu büyüklükteki parçacıkları burun deliklerindeki kıllar zaten tutarlar. Havası kirli bir şehirde bir gün geçirdikten sonra beyaz bir mendile sümkürürseniz burun deliklerinizdeki kılların bu işi gerçekten başardıklarını mendilinizin alacağı renkten rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Çapı yaklaşık 7 mikrometre olan ise ancak ağıza ve boğaza kadar ulaşabilirler, bunları da öksürerek ya da hapşırarak dışarı atarsınız. İnsanın başına asıl belayı açan parçacıklar, çapları 1.1 mikrometreden küçük olan ve ciğerin çok derin bölgelerine kaçabilenlerdir.
Bu parçacıklar alveollere büyük zararlar verirler. Böyle parçacıklardan toz maskesiyle korunulabilir ama bunun yüze doğru düzgün oturan, kontrol edilmiş ve filtresi gereğince değiştirilmiş bir maske olması gerekir. Ama insanların şehirlerde bu şekilde dolaşması tabii ki bir trajedidir, araba üreten firmaları azıcık masrafa girip çevreye zarar vermeyen modeller üretmeye zorlamak da şimdiye kadar kimsenin tam olarak başaramadığı bir iştir.
YANIT 2: Asya'daki bu şehirlerde yaşayan ve her gün ağızlarını burunlarını mendillerle kapayarak sokakarda koşuşturmak zorunda kalan bu zavallı insancıklara bu mendiller hiç bir biyolojik yarar sağlamıyor. Bu mendillerin olsa olsa bir tek yararı olabilir, o da bu şehirleri anlatan televizyon belgesellerini izleyen batılıların, burunlarında mendillerle dolaşan bu insanları görünce oralara turist olarak gitmekten vazgeçmeleri ve ek kirliliğe neden olmamalarıdır.
Ebebulguru ne zaman düşer?
Soru: Kışın sonlarında ve ilkbaharda çoğunlukla gök gürültüsüyle birlikte düşen sütbeyaz kar tanelerine ebebulguru denir. Peki bunların kar ve dolu tanelerinden farkı ne?
Yanıt: 1-5mm den büyük kar taneleri meteorolojide dolu olarak adlandırılır. Bunlar yağmur bulutlarında Ğ4 derecelik sıcaklıkta ya da içlerinde inişli çıkışlı rüzgarların estiği fırtına bulutlarında ürerler. Güçlü rüzgarlar nedeniyle iyice soğuyan su damlacıkları buz ya da kar kristallerine dönüşürler. Şeffaf olmayan bu buz taneleri ‘donmuş kar taneleridir’.
Fakat ebebulguru farklı koşullarda da oluşabilir. Yüksek bulutlardaki kar eriyip tekrar donduğunda meteoroloji uzmanları ‘Kırağı tanesinden’ söz ediyorlar.
Ebebulguru yağdığında bulutlarda fazla nem bulunmaz. Bu durum özellikle de ilkbahardaki kuru soğuk havalarda böyledir. Eğer bulutlardaki nem oranı fazlaysa daha iri taneler yani gerçek dolu taneleri yağar.
Kafeinin uyarıcı etkisi nereden kaynaklanıyor?
Soru: Kafeinin hep uyarıcı, dolayısıyla örneğin uyku geciktirici olduğu söylenir. Peki kafeinin bu uyarıcı etkisi nereden ileri geliyor?
YANIT: Belçika'daki Universite Libre de Bruxelles'den Dr.Marc Parmentier başkanlığındaki Fransız, İsviçreli ve İngiliz bilim adamları, fareler üzerinde yürüttükleri bir çalışmada kahvenin beyni nasıl etkilediğini ve fazla miktarda içilen kahvenin uyarıcı etkisinin nereden kaynaklandığını araştırdılar.
Deneyde kullanılan fareler özel olarak yetiştirildi. Bu farelerin beyinlerinde sinyal göndrerici olarak görev yapan molekül, A2a adenosin reseptörü çıkartıldı. Bu genetik kusur hayvanlarda bir dizi olumsuz etkinin ortaya çıkmasına yol açtı. Son derece huzursuz oldukları izlenen farelerde, yüksek tansiyon, yüksek nabız, hızlı kan pıhtılaşması ve acıya karşı duyarsızlık saptandı. Ayrıca erkek farelerin diğer erkek farelere karşı saldırgan bir tutum içine girdiği görüldü.
Adenosin, beyindeki bir cins sinir hücresinin ürettiği küçük moleküldür ve komşu sinir hücrelerine sinyal göndermeye yarar. Komşu sinir hücresinin adenosini keşfetmesi, ancak adenosin reseptörü yardımıyla gerçekleşir. Kafein geçici olarak bu adenosin reseptörünü bloke eder. Bu nedenle kahve tiryakileri ile A2a adenosin reseptörü bulunmayan fareler arasında benzerliklerin ortaya çıkması rastlantısal değildir.
Kafein en fazla kullanılan uyarıcı ilaçlardan biridir. Olumlu yönlerinin yanısıra yan etkilerine de kolay tolere edilmesi ilacın yaygın bir şekilde kullanılmasına yol açar. Ancak son yıllarda tansiyon çıkartmayan, nabzı hızlandırmayan, huzursuzluk hissi uyandırmayan bir uyarıcı üretme hevesine kapılan bilim adamları, çalışmalarını A2a molekülü üzerinde yoğunlaştırıyorlar.
En az 4 çeşit adenosin reseptörü olduğu biliniyor, ancak hangisinin kafeinin etkisinden sorumlu olduğu henüz bilinmiyor. Dr.Parmentier ve ekibinin yetiştirdiği farelerde, A2a adenosin reseptörünü bloke eden ilacın uyarıcı olarak etki yaptığı kanıtlandı. Ancak bu ilacın huzursuzluk, yüksek tansıyon gibi yan etkilerinin giderilmesi gerekiyor.
Kahve içen insanların hareketleri bir süre sonra yavaşlar. Ancak bu hareket yavaşlatıcı etkinin A2a reseptöründen değil, başka bir adenosin reseptöründen kaynaklandığı artık biliniyor, çünkü A2a reseptörü alınmış farelerın davranışlarında yavaşlama saptanmadı.
İlaç şirketlerinin araştırma ve geliştirme bölümlerinin yeni boy hedefi A2a adenosin reseptörü. Bu reseptörün, ağrıların giderilmesindeki rolü üzerinde çalışılıyor. Özellikle de baş ağrısının giderilmesinde kafeinin etkisi araştırılıyor. Bu etkinin A2a adenosin reseptörünü bloke eden kafeinden kaynaklandığı düşünülüyor. Kaldı ki Parmentier'in A2a reseptörü alınmış farelerinin, acı karşısındaki tepkisinin normal farelere oranla daha yavaş olması bu kuramı kuvvetlendiriyor.
A2a reseptörünü baskılayan ilaçlar, büyük bir olasılıkla, kan pıhtılaşmasında ortaya çıkan bozuklukların tedavisinde de kullanılacak. Kan trombositlerinin sorumluluğunda olan pıhtılaşma, yaraların iyileşmesini sağlar. Pıhtılaşmasının olmaması kesinlikle ölüme yol açar. Ayrıca damarlardaki yetersiz pıhtılaşma kalp krizlerine ve felçlere zemin hazırlar.
A2a reseptörü çıkartılmış farelerde pıhtılaşmanın normal farelere göre daha hızlı gerçekleşmesi, pıhtılaşma bozukluklarından kaynaklanan hastalıkların tedavisine yeşil ışık yakıyor. Tedavi aşamasında pıhtılaşma bozukluğunun türüne göre, adenosin reseptörlerinin bloke edilmesi veya uyarılması gerekiyor.
Bitkinin kenarları buz tuttu yüzeyi tutmadı, neden?
Soru: Bahçemde çobanpüskülü yetiştiriyorum. Geçen yıl çok şiddetli bir don oldu, çobanpüskülü yapraklarının kenarları buz tuttu fakat yaprakların yüzeylerinde hemen hemen hiç buz tabakası oluşmadı. Bir arkadaşım durumun yaprakların eğrilik yarıçapıyla ilintili olduğunu söylüyor, bu doğru mu?
Yanıt 1: Doymuş havanın içinde su damlacıklarının oluşabilmesi için, üzerinde yoğunlaşmanın olabileceği yoğunlaşma çekirdekleri gereklidir. Bu yoğunlaşma çekirdekleri toz kaynaklıdır, ama yaprakların keskin kenarları ve uç kısımları da belirli şartlar altında böyle yoğunlaşmaların olabilmesine olanak verir. Çok soğuk kış günlerinde su, aynı anda yoğunlaşır ve donar, yani su buharı-buz geçişi çok kısa zamanda gerçekleşir. Çobanpüskülü de keskin kenarlı yaprakları olan bir bitki olduğundan su buharının buza dönüştüğü yer, yaprakların kenar kısımlarıdır.
Yanıt 2: Çobanpüskülünün üst yüzeyi balmumunu andıran garip bir maddeyle kaplıdır, bu madde yaprağın su kaybetmesini önler. Bu maddenin molekülleri yüksüzdür ve su moleküllerini ters yöne iter (su molekülleri yüklüdürler). Dolayısıyla yaprağın yüzeyinde oluşan çiğ damlacıkları kenarlara yönelirler. Sonuç olarak buz örtüsüne sadece yaprağın kenarlarlarında rastlarsınız. |