|
EKONOMİDEKİ en eski ve en zor konulardan biri fikri mülkiyet hakları diye bir kavramın olup olmadığı ve varsa, nasıl tanımlanıp bir kurala bağlanacağıdır.
Eski Mısır'da, yapılan buluşların nasıl korunması gerektiği uzun dönem tartışılmıştır. İlim adamları herhangi bir icadın ilk önce kimin tarafından gerçekleştirildiği konusunda yıllar süren tartışmalar yapmışlardır. İcat sahibi bilinse dahi, bunun ekonomik anlamının ne olduğu hep tartışılmıştır. Bu çeşit tartışmalar tarih boyunca, bugüne dek süregelmiştir.
Dünya Ticaret Örgütü ilk kez 1980'li yılların ikinci yarısında Uruguay Toplantıları çerçevesinde fikri mülkiyet haklarının korunması konusunu gündemine aldı. Çok büyük tartışmalar yaşandı. Çin'in o dönemde bu örgüt içinde olmaması nedeniyle tartışmalarda gelişmekte olan ülkelerin liderliğini Hindistan ve Brezilya yaptı. Gelişmiş ülkelerin lideri ise Avrupa destekli Amerika'ydı.
Türkiye her zamanki gibi arada kaldı. Gönlümüz ve kısa vadeli ekonomik çıkarlarımız Hindistan ve Brezilya'dan yanaydı. Ama, Avrupa Birliği'ne 1986 yılında tam üyelik için müracaat etmiş bir ülke olarak Avrupa'nın dümen suyundan gitmek zorundaydık.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Gelişmekte olan ülkeler fikri mülkiyet haklarının bir Dünya Ticaret Örgütü kuralı olmasına ve bu şemsiye altında korunmasına iki yönden karşı çıkıyorlardı. Birincisi, fikri mülkiyet haklarının etrafından dolaşarak gelişmekte olan ülkelerin bir çoğu kendi ülkelerinde çok ciddi boyutlarda istihdam yaratabilme olanağına kavuştular. İkincisi ise, diğer türlü çok daha pahalı olacak ürünler gelişmekte olan ülkelere ucuz bir biçimde gelebiliyordu.
Doğal olarak, gelişmekte olan ülkeler kazanamayacakları bir mücadelenin içine girdiler. Bu mücadele bugün dahi devam etmektedir. Hindistan ve Brezilya, Dünya Ticaret Örgütü'nün yeni üyesi Çin ile beraber fikri mülkiyet haklarında katı bir tutumun oluşmaması için diğer gelişmekte olan ülkelerle beraber bir blok oluşturmaktalar.
Türkiye bu bloğun dışında. Özellikle, Avrupa Birliği ile yapılan Gümrük Birliği sayesinde fikri mülkiyet hakları konusunda Türkiye önemli bir mesafe aldı. Alınan mesafe yeterli değil. Ama, doğru yönde ilerlediğimizden söz edilebilir.
Bilgi teknolojisinin baş döndürücü bir biçimde gelişmesi ve yaygınlaşması fikri mülkiyet haklarını küresel alanda çok daha önemli bir konu haline getirdi. Mücadele, hukuksal olmak yanında, çok daha büyük ve önemli bir ekonomik konu olarak karşımızda.
Yaratıcısına sınırlı bir maddi katkı yaratan ortamlarda, yaratıcılık gelişir mi? Başkasından yarattıklarını çalarak ayakta duran ekonomiler zaman içinde çalacak ürün bulmaya devam edebilirler mi? Bu şekilde ekonomik refahlarını artırıp sürdürebilirler mi?
BİTMEYEN MÜCADELE
Fikri mülkiyet hakları konusundaki küresel mücadelenin arkasında bu sorunların yanıtları yatıyor.
Fikri mülkiyet hakları kavramı, en geniş anlamda, araştırma ve geliştirme alanında yapılan yatırımların getirisinin korunması yönünde geliştirilmektedir. Yatırım, getirisi için yapılır. Getirisi düşük ya da olmayan yatırımlar gerçekleşemez. O halde, araştırma ve geliştirmeye yatırım yapanlarla araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin ürünlerini ucuza kapmak isteyenlerin mücadeleleri devam edecektir.
Gelecek hafta devam edeceğim. |