|
GEÇEN perşembe günü Hıncal Uluç'la konuşuyorum. Viyana Havaalanı'ndaymış. Keyifli bir kahkaha atarak, ‘‘Biliyor musun başıma ne geldi’’ diyor.
Uçaktan inip Viyana Havaalanı'na girdiği sırada karşıdan biri koşup elini sıkmış ve ‘‘Hoş geldin Erman Abi’’ demiş.
Onu Erman Toroğlu ile karıştırmış.
Aynı kahkahayı bir kere daha atıp, ‘‘Bana bu yapılır mı’’ diyor.
O akşam Hürriyet binasında ‘‘Altın Kelebek’’ ödül töreni vardı.
Ben de törenin açılışını yapmak üzere kürsüdeydim.
Konuşmam bitip kürsüden inerken birden muziplik nöbetim tuttu ve tekrar kürsüye dönüp, ‘‘Şimdi size en son gelişmeleri aktarıyorum. Bundan iki saat önce Viyana Havaalanı'nda çok ilginç bir olay meydana geldi’’ diyerek bunu anlattım.
Salonda büyük bir kahkaha koptu.
* * *
Erman Toroğlu ile Hıncal Uluç'un atışmaları artık Türk kamuoyu tarafından bilinen bir şey.
Ama Hıncal Uluç'un bunu espri ile anlatması çok hoşuma gitti.
Demek ki en büyük, en kırıcı, en acımasız tartışmaların bile böyle esprili anları olabiliyormuş.
Böyle şeyler benim başıma da gelir.
Öyle anlarda hep kendi kendime sorarım.
Acaba o esprili durum, bir anlık ateşkes midir?
Ne yazık ki ateşkes iki taraflı bir tasarruf.
O nedenle çoğu kez, esprili anın etkisi gidince eski öfkeler, eski tahammülsüzlükler insan ruhu denilen o imparatorluğun hákimiyetini yine ele geçiriyor.
* * *
Geçen hafta Hürriyet'in iki manşeti öfkeli bir tartışmaya yol açtı.
Almanya'da iki Türk eşcinselin evliliği haberi okuyucularımız tarafından iki farklı tepkiyle karşılandı.
Büyük bölümü, ‘‘Böyle bir haberi niye manşet yaptınız’’ diye tepki gösterdi.
Aynı gruptan bir bölüm okuyucu da, ‘‘Hiç olmazsa bu duruma tepki gösteren bir ifade kullansaydınız’’ diyerek eleştirdi.
‘‘Almanya'da skandal’’ veya ‘‘Rezillik’’ gibi tepkimizi gösteren ifadelere yer verilmesini istiyorlardı.
Buna karşılık, sayısı daha az okuyucu ise ‘‘Haberi hiçbir yargıda bulunmadan nötr ifadelerle verişimizden dolayı’’ bize kutluyordu.
Bunları normal karşılamak lazım.
Çünkü dünya, eşcinsellik ve kürtaj gibi konularda henüz tartışmasını tamamlamadı.
Bazı ülkeler eşcinsel evliliğe resmen izin verdiği halde bu tartışma bütün şiddetiyle devam ediyor.
Ama tartışmanın devam etmesi, eşcinselliğin bu yüzyılın bir olgusu olduğu gerçeğini de ortadan kaldırmıyor.
* * *
Dünyanın en muhafazakár toplumlarından biri olan ABD'de geçen yıl gösterime giren bir dizi var.
Adı, ‘‘Six feet under!’’
‘‘İki metre aşağısı’’ diye çevirebilirsiniz.
Konusu, ABD'de, evinin bir bölümünü cenaze işleri şirketi olarak kullanan bir aile etrafında gelişen olaylar.
Her bölüm bir ölümle başlıyor ve onun etrafında gelişen hem komik, hem trajik olayları anlatıyor.
Şirket geleneğini sürdüren ciddi ve ağırbaşlı büyük ağabey eşcinsel ve siyah bir erkek polisle ilişkisi var.
Aşağı yukarı her bölümde ikisinin ilişkileri, hatta öpüşmeleri gösteriliyor.
Bu film Amerika gibi muhafazakár bir toplumda iki yıldır gösteriliyor.
Tartışma sürüyor ama film de gösteriliyor.
* * *
Geçen hafta tartışılan ikinci manşetimiz ise Sabiha Gökçen'in Ermeni olduğuyla ilgili iddiaydı.
Bazı okurlarımız buna da tepki gösterdi.
Aralarından bazıları, ‘‘Şimdi bazı Atatürk düşmanları bunu kullanacak’’ endişesini taşıyordu.
Bu endişeleri anlıyorum. Çünkü bu ülkede bazı ilkel kafalar, ‘‘Ermeni’’ sözcüğünü hálá kötü bir şey olarak algılıyorlar.
Bunlar arasında Atatürk düşmanlarının çoğunlukta olduğu da bir gerçek.
Ama bu mantıksız insanların tepkisini ciddiye alıp endişelenmek için bir neden yok.
Sabiha Gökçen'in annesi babası gerçekten Ermeni'yse, bu Atatürk'ün büyüklüğünden başka bir şeyin kanıtı olamaz.
Cem Karaca'nın annesinin Ermeni olması neyi değiştirdi ki, Sabiha Gökçen'in mazisi bir şeyleri değiştirsin?
Galiba birlikte yaşama adabını tam olarak öğrenmek için, daha çok havaalanı esprilerine ihtiyacımız var. |