21/02/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Türkiye
Piyasanet
Yeni-ekonomi
Dünya
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Türkiye
21.02.2004
Erdal SAĞLAM
Faiz riskinden sonra kur riski de artıyor
  
esaglam@hurriyet.com.tr
 

MERKEZ Bankası kurlara yine doğrudan müdahale etmek zorunda kaldı. Bu hafta başındaki müdahalenin miktarı 1 milyar doları aşarken, bu ay aldığı döviz miktarı 2 milyar doları buldu.

Bazen tedirginlik nedeniyle oynasa da, dövizin düşüşü durdurulamıyor.

Peki, müdahaleyi gerektiren yüklü döviz arzı nereden kaynaklandı. Geçen yılki gibi yurtdışına gitmiş paralar geri mi geldi, hayır. Halk, yastık altında tuttuğu dövizi çıkarıp piyasaya mı soktu, hayır. O çok söylenen ‘‘Irak dövizleri’’ gelmeye devam mı ediyor, hayır. Peki, daha önceki haftalarda olduğu gibi, yüklü yabancı girişleri mi oldu, o da değil...

Peki döviz arzındaki bu fazlalık nereden kaynaklanıyor?

Bankacıların da artık kabul ettiği gerçek şu ki; ‘‘açık pozisyon’’ artmaya başladı. Bankaların bir bölümü geçen yılki kárlarını sermayeye ekleyip, daha fazla döviz yükümlülüğü almaya, bir kısmı ‘‘Nasıl olsa mart sonu düzeltiriz’’ deyip, sınırın da ötesinde açık pozisyon tutmaya, bir kısmı da yasal sınır dışı yükümlülük alıp, açık pozisyon tutmaya başladı...

Sadece bankaların değil, reel kesimin de zaten varolan, görülemeyen açık pozisyon miktarlarını artırmaya başladığı söyleniyor. Örneğin müdahale günü satılan dövizin 400 milyon dolarının reel kesimden geldiği söyleniyor. Ya da bazı bankalar reel kesim şirketleri kanalıyla bunu yapıyor.

Özetle; sistemde açık pozisyon yılbaşından bu yana hızla büyüyor. Çünkü bankalar açık pozisyon yapıp, Hazine kağıdı almaktan başka kár yolu göremiyor. Özellikle orta ve küçük ölçekli bankaların hızla bu yola girdiği, döviz yükümlülüğünü artırıp, döviz bozdurup Hazine kağıdı aldığı söyleniyor. Kısa dönemde 2-3 puanlık faiz kárı gördükleri için yapıyorlar.

Geçen yılki yüksek kárlardan sonra, henüz yılın başında başka çare görmüyor, ‘‘yılın sonraki dönemlerinde bu kár olmaz’’ diye, şimdiden biraz ‘‘gözü kara’’ davranmayı seçiyorlar.

Kısacası; bankacılık sistemi üzerinde zaten bir faiz riski vardı, sistem buna ek olarak şimdi bir de ‘‘kur riski’’ üstleniyor.

ABD FAİZİ PLANI

Bankacılar da kabul ediyor ki, bu kadar gözü kara davranmalarının en büyük dayanağı, ‘‘ABD'nin seçimler bitene kadar faiz artırımına gidemeyeceği’’'varsayımı...

ABD faiz artırmadığı takdirde, gelişmiş ülkelerdeki fonlar kár için, diğer gelişmekte olan ülkelere olduğu gibi, Türkiye'ye de akmaya devam edecek. Sıcak para girişi nedeniyle döviz arzı fazlalığı devam edeceği için döviz fiyatları yükselmeyecek, ekonominin çarkları bu parayla yağlandığı için faizler düşmeye devam edecek ve yıl sonuna kadar böyle sürecek.

Bu arada Kıbrıs konusunda umutlar belirdi ya, piyasa bunu da ‘‘Türkiye AB'den müzakere tarihi almış’’ gibi abartılı algılamayı tercih edip, bu haftaki senaryoya kendi dayanağını oluşturdu.

Peki gerçekten bu kesin bir gelişme trendi mi, bu senaryoda hiç mi değişiklik olamaz?

Dış ekonomik gelişmelere çok hakim biri değilim ama, bu dengenin sürdürülemez bir denge olduğu açık. Yıl sonuna kadar, yani ABD seçimleri bitene kadar sürdürülmesi de zor. En azından AB, Japonya gibi etkin aktörlerin, ilelebet elleri kolları bağlı oturmaları, bence küçük ihtimal.

Üstüne üstlük gazetelerde artık uluslararası uzmanlar, ABD'nin faiz artırımına gitmemesi halinde bile, Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan piyasalarda yakında sıkıntı çıkabileceği, balonun fazla şiştiği ve patlamak zorunda olduğu yolundaki yorumlarını artırdı.

Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki; IMF'den ya da siyasi bir nedenle içeriden, ya da beklenmedik biçimde uluslar arası etkiden ötürü döviz fiyatları artmaya başlarsa, faizler de ona paralel artacaktır. Faiz artarsa, döviz fiyatları da ona paralel... Hala bu bağlantı çok güçlü...

O zaman olabilecekleri bir düşünün... Bütün bunları düşünmesi gerekenler, sırf bu nedenle bile, IMF'yle hemen anlaşma sağlaması gerekenler, bunlara kafa yoruyorlar mı, şüpheliyim...


Erdal SAĞLAM
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  İnanılır gibi değil...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Bir ‘medya savaşı’nın hasar tespiti
 
    Ayşe ARMAN
  Sizi hayallerinizin efendisiyle tanıştırıyorum
 
    Ayşe  ÖZEK KARASU
  Bugün özürlüler için ne yaptın
 
    Bekir COŞKUN
  Tavuklar...
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  Kültür
 
    Doğan HIZLAN
  Aperitif Kitaplar
 
    Ege CANSEN
  Milli gelir artışından daha hızlı zenginleşmek
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Zafer çığlıkları nerede?
 
    Fatih ALTAYLI
  Hepinizi affettim
 
    Hadi ULUENGİN
  Hem evet hem hayır
 
    İlter TÜRKMEN
  Çözüm için çok çalışmak şart
 
    Kanat ATKAYA
  Ne yazsam yazısı
 
    Pakize SUDA
  O an...
 
    Tufan TÜRENÇ
  İstanbul’un metroseksüel haritası
 
    Tolga AKYILDIZ
  Vitamin niyetine
 
    Yalçın BAYER
  Mısır-tavuk ilişkisi
 
    Yalçın DOĞAN
  400 bin yılın değişimi
 
    Güzin  Abla
  Genç bir erkeğin aşk acısı!
 
    Özdemir İNCE
  Acilci seçmen
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Beyler, siz kendi işinizle uğraşsanıza
 
    Şükrü KIZILOT
  Gol atmadan kazanmak
 
    Figen BATUR
  Kalua
 
    Nora ROMİ
  Uyuyan Güzel Komedisi
 
    Pako'nun Sayfası
  O bakışlardaki şefkat
 
    Zeynep GÖĞÜŞ
  Özel statü: Son söz söylenmedi
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com