|
DAHA önce de yazmış mıydım? Anımsamıyorum ama olabilir. Turgut Özal'ın ANAP'ının seçim kazandığı günlerde bir hikáye uydurmuştum. Şimdi öyküyü biraz değiştirerek aktarıyorum:
Masal bu ya Türkiye Komünist Partisi'nin Genel Sekreteri bir seçim kampanyasında ekonomi programlarını açıklarken, programın ilk maddesini büyük bir coşku ve özgüven içinde açıklıyor: Ayrıca mütedeyyin seçmene de mesaj gönderiyor.
ÊHer çalışan emeğinin karşılığını alacak. Hiçbir kazancın içinde haram bulunmayacak.
Genel Sekreter gök gürültüsü gibi bir tezahürat beklerken, alanı dolduran kalabalıktan çık yok. Tıssss!
Genel Sekreter o zaman kayınpederi Osman Çavuş'un sözlerini anımsıyor: ‘‘Oğlum katiyen böyle bir şey söyleme, çünkü bu millet hak ettiğini değil, hakkının yüzlerce mislini ister. Emeğinin karşılığını alacaksın dersen, oy yerine avcunu yalarsın!’’
* * *
Genel Sekreter, programı biraz somutlaştırmak için konuşma taktiğini değiştiriyor:
ÊDeğerli ve sevgili vatandaşlarım! Adil bölüşümü sağlamak amacıyla Kör Veli ailesinin servet ve mallarını size vereceğiz, Göde Omar ailesinin servet ve mallarını size pay edeceğiz. İşlenmeyen toprak ve kullanılmayan su halkın olacak!..
Genel Sekreter'in beklediği alkış ve tezahürat gene gelmiyor. Bunun yerine kalabalıktan her bir ağızdan tek bir soru yükseliyor:
ÊKime vereceksiniz, kime vereceksiniz!?
Çünkü serveti paylaşmak istemiyorlar, ona kendileri sahip olmak istiyorlar.
* * *
Böyle bir seçmeni ‘‘maymun iştahlı’’ olarak tanımlamak yanlış olur. Güya seçmen her seçimde bir partiden ötekine koşarak, oy verdiği partiye sadık kalmayarak ‘‘maymun iştahlı’’ davranıyormuş... Kesinlikle yanlış: Bir ideolojiye bağlı olmayan, sınıfsal çıkarını kendi bireysel çıkarı saymayan, yani ‘‘siyasal olmayan’’ seçmenin kafasında kendi çıkarlarından başka bir ‘‘düzen’’ olmayacak, bu düzenin ideali için siyasal çalışma yapmayacak ve ‘‘acilci seçmen’’e yaraşır bir hızla bir partiden ötekine savrulacaktır.
Solun acilcileri, devrimsel sürecin barış içinde oluşmasını beklemek sabrını gösteremedikleri, devrimin meyvelerini yemeyi çocuk ve torunlarına bırakmak istemedikleri için devrimi yapay yöntemlerle hızlandırmaya kalkmışlar ve ortalığı dağıtmışlardı.
Aslına bakarsanız, günümüzün acilcileri ile 1970'lerin, 1980'lerin acilcileri aynı kişiler; aralarına çocukları ve torunları da katıldığı için şimdi daha kalabalıklar.
Toplumsal düzenin değişmediğini gördükleri için her seçim bir yana savruluyorlar. Şimdi daha başka şiarların peşinden gidiyorlar: Gonşuda bişer bize de düşer; Bal dutan barnağını yalar...
* * *
Yasal değişim beklemedikleri, artık devrim umutları kalmadığı için, ruhsatsız evde oturmakla övünen bir parti liderinin peşinden koşuyorlar. Belki kendileri de bir ruhsatsız eve, ruhsatsız bir gecekonduya kavuşurlar...
|