|
Alp ULAGAY
Türkiye’den sadece futbolcu değil, artık hakem de ihraç ediliyor. Türk hakemleri milli maç ya da Avrupa kupası maçı yönetmeye alışıktı. Ama 30 yıldan beri ilk kez bir hakem bir lig maçı yönetmek için yurtdışına çıktı.
Üstelik Azadi Stadyumu’nda oynanan bu maç, biletleri önceden tükenen İran’ın en önemli derbi maçıydı. İran’ın Fenerbahçe’si İstiklál ve Galatasaray’ı Piruze takımları arasında oynanan, 100 binden fazla seyircinin izlediği maçta Mustafa Çulcu, iki yardımcısı Adil Sinem ve Erhan Sönmez ile birlikte düdük çaldı.
Bu teklif ne zaman geldi Türkiye Futbol Federasyonu’na?
- Geçen yıl Haluk Ulusoy bakanlığında bir futbol federasyonu heyeti İran’a gitmişti. Ulusoy ve İran Futbol Federasyonu sıcak ilişkilerin kurulmasından sonra bir milli maçtan da söz açılmış. Hatta üç büyüklerden birinin İran’a gidip maç yapması konuşulmuş. Ama takvime uymamış.
Maçı yöneteceğinizi ne zaman haber aldınız?
- Maçtan 10 gün önce bana bildirildi. Zaten basında İran’daki derbiyi bir Türk hakemin yöneteceği yolunda haberler çıkmıştı. Üç gün sonra Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve MHK Başkanı Bülent Yavuz ortaklaşa böyle bir karar aldıklarını açıkladı. ‘Bunu hak etmiştin. Bizi iyi temsil edeceğine inanıyoruz’ dediler.
Kabul etmemeyi hiç düşündünüz mü?
- Olur mu hiç? Tam tersine! Avrupa’nın birçok ülkesinde maç yönettim ama İran çocukluğumdan beri çok merak ettiğim bir ülkeydi. Benim için kapalı bir kutuydu. Hoş bir tesadüf ki hem İran’a gittim hem de orada maç yönettim.
Bir Türk hakeminin yurtdışında lig maç yönetmesi çok sık rastlanan bir olay değil herhalde?
- UEFA ve FIFA maçları yönetildi. Cezmi Başar, yıllar önce Suudi Arabistan’da maç yönetmeye gitmiş. Ama böylesine bir derbiyi ilk defa Türk hakem yönetiyor.
Kendi hakemlerine niye güvenmedikleri konusunda bir açıklama yaptılar mı?
-Herhalde kendi hakemlerinin kapasitesi bunu kaldıramıyor. Ya da hakemlerine güven kaybolmuş. İstiklál ve Piruze takımları arasındaki Tahran derbisini de 10 yıldır yabancı hakemler yönetiyormuş.
İstiklál ve Piruze takımları arasında nasıl bir rekabet söz konusu?
- Kırmızı-beyaz renkli Piruze takımını Galatasaray’a benzetiyorlar. Mavi-beyaz formalı İstiklál takımını da Fenerbahçe’ye. Maça giderken bizi yolda gören ve hakem olduğumuzu anlayan taraftarlar da blue ya da red diye bağırıyorlardı.
ELEKTRONİK PANO YOK
Maçın oynandığı Azadi Stadyumu’nu nasıl buldunuz?
- Mukayese ettiğinizde Türkiye’deki stadyumların 20 sene önceki haline benziyor. Hálá reklamları zımbayla basıyorlar. Öyle elektronik reklam panoları yok. Ama zemin çok iyiydi. Görevliler çok nazikti.
Stadın tamamen dolacağını söylemişler miydi?
- Önceden bahsetmişlerdi. Zaten satışa çıktıktan iki saat sonra tüm biletler tükenmiş. Bir gün önceden ter idmanı için gittiğimde insanlar yavaş yavaş stadın etrafında yerleşiyorlardı. Eskiden Türkiye’de olduğu gibi izleyiciler geceyi orada konaklayarak geçiriyorlar. Bu da doğal çünkü insanların başka eğlence olanakları yok. Maçlar genelde cuma oynanıyor.
Nasıl bir hava vardı siz maça çıkarken?
- Basının ilgisi müthişti. Maç öncesinde vücut dilini çok iyi kullanmam lazımdı. Isınırken bir tarafa gittim Piruze seyircileri ayağa kalkıp alkışladılar. Onlara bir vücut jesti yaptım. Karşı tarafta İstiklál takımı seyircileri de beni alkışladı. Onlara benzer bir karşılık verdim. Uzaktan da olsa bir kaynaşma sağladık. Yakınlık hoşlarına gitti. Heyecanları maç boyunca ayağa kalkıp oturarak gösterdiler. Durmadan tezahürat yaptılar.
Maçın temposunu Türkiye ligi maçıyla karşılaştırırsak?
- Yok, orta ayar bir Türkiye ligi maçı temposundaydı. Bizim derbilerimizin temposuna yaklaşamaz bile. 10 dakikada maç kontrolüme geçti.
Piruze’yi yakmışsınız ama dört sarı kartla!
- Yok canım, oyunun gereği kartlardı onlar. Zaten iki takımın kaptanları devre arasında gelip tebrik ettiler.
Maçtan sonra ne gibi tepkiler aldınız?
- Dediklerine göre uzun süredir ilk defa bir Piruze - İstiklál derbisinde olay çıkmamış. ‘Bu nasıl oldu, anlamadık. İksiri sensin herhalde’ dediler. Şoförümüz penaltımızı vermedin diye söyleniyordu. Bir de hangi takım daha iyi oynadı, diye soruyorlardı. Beğendiğim oyuncuları merak ettiler.
Televizyonların ilgisi maç sonrası da sürdü mü?
- Daha maç sırasında bizdeki TRT dönemini hatırlatan görüntüler vardı. Bir futbolcu sakatlandığında veya gol atıldığında kameralar neredeyse sahanın içine giriyordu. Dördüncü hakemi uyardım bunu engellemesi konusunda. ‘Burada kameralar böyle davranır’ dedi.
Canlı yayına da çıktınız?
- Yanıma büyükelçiliğin çevirmenini alıp canlı yayına katıldım. Yorumcu olarak bizdeki gibi bir eski FIFA hakemi var. Normalde yavaş çekimde gösterilen pozisyonları eleştiriyor. Ama ben de altta kalmadım, onu eleştirdim. Sonra anlaşıldı ki FIFA’nin ve UEFA’nın sirkülerlerini takip etmiyormuş. Biraz sinirlendi, rengi kaçtı. ‘Buraya sadece eleştirmeye gelmişsiniz. Biraz yapıcı olun yoksa İran hakemliğine zarar verirsiniz’ dedim. Kırmızı kart gösterilsin, kendisine iş çıksın istiyor. Karşısında cevap veren birini bulunca biraz sinirlendi.
HOCAM... HOCAM...
İki takımda da Türkçe bilen oyuncular vardı. Bu yüzden daha kolay iletişim kurduk. Türkçe bilenler ‘Hocam, hocam’ diye seslendiler. Bir kısmı İngilizce referee’nin kısaltması Ref diye hitap ettiler. Bazıları kendi diliyle yaklaştı. İlk 15 dakikada yere düşen oyuncuları elinden tutup kaldırınca seyirci bile alkışladı. Futbolcuların yaklaşımı da olumluydu. |