|
KİŞİLERİN görüşleri oturdukları koltuk tarafından yönlendirilebiliyor. Bir konumda belli görüşleri dile getirenler bir başka konumda çok farklı şeyler söyleyebiliyorlar.
Hatta, söyledikleri, bir önce dile getirdikleri görüşlere taban tabana zıt dahi olabiliyor. Bu davranışları kısaca ‘‘koltuk teorisi’’ çerçevesinde nitelendirebiliriz.
Oturulan koltuklar öğrenme sürecinin parçasıdır. Öğrendikçe, konulara yaklaşımın farklı olması kadar doğal şey olamaz. Zaman içinde, deneyimlerle ve eğitim yoluyla kişilerin görüşlerinin değişmesi de normaldir.
Bazı koltuklar kişilerin gerçek görüşlerini açık bir biçimde ifade etmesini de engelleyebilir. Örneğin, FED Başkanı Alan Greenspan aklına gelen her şeyi kamuoyu ile paylaşamaz. Çünkü, söylediklerinin oturduğu koltuğun gücünden gelen sonuçları vardır. Dolayısıyla, her söyleyeceğini birden fazla tartmak zorundadır.
SAMİMİYET
Son dönemlerde önemli koltuklarda oturan uluslararası bürokratlar geçmişte oturdukları koltuklardan söyleyemediklerini koltuktan indikten sonra dile getirmeye başladı. Bu yaklaşım biraz samimiyetten uzak görüntü veriyor. Çünkü, koltuktayken bazı işleri yapma gücü varken, koltuktan inip yaptırım gücünü kaybettikten sonra vaaz vermek çok yapıcı yaklaşım olmuyor.
Her koltuğun bir ‘‘mücadele verme’’ ve ‘‘eksikleri tamamlama’’ sorumluluğu vardır. İlerleme bu yolla sağlanır. Mücadeleden ayrıldıktan sonra yapılan eleştiriler belki yenilginin bir itirafı olarak kabul edilse dahi, mücadeleden çekilmek en az koltukta oturulduğu dönemdeki kadar sorumluluğu da beraberinde getirir.
Joseph Stiglitz Nobel ödüllü bir iktisatçıdır. Nobel Ödülüne layık görülmeden az önce Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı yaptı. Koltuğundan ayrıldı. Dünya Bankası ve IMF politikalarını eleştirmeye başladı. Eleştirilerinde haklı olduğu konular haksız olduğu konulardan fazlaydı. Ama, eleştirdiği konularda geçmişte oturduğu koltukta mücadele edecekken, akademik mantıkla dışarıdan eleştirmek biraz samimiyetsizlik olmuyor mu?
Stiglitz'in ağır eleştirilerine karşı eleştiriyi o dönemde IMF'nin baş iktisatçısı olan Kenneth Rogoff vermişti. Stiglitz'i haksızlık yapmakla, yanlı görüşler ileri sürmekle ve eski kurumundan intikam almaya çalışmakla suçlamıştı. Aynı Rogoff popüler bir dergide ‘‘böyle giderse gelişmekte olan ülkelerde borç krizinin çıkabileceği’’ kehanetinde bulunmuş.
SAYGINLIK
Rogoff da, Stiglitz gibi, iktisat teorisine küçümsenmeyecek katkılar yapmış iktisatçıdır. Zaten, bu nedenle IMF'nin baş iktisatçısı koltuğuna oturmuştur. Şimdi, yalın bir akademisyendir. Kendisinin şimdi akademisyen olması spekülasyona açık konularda kehanette bulunma özgürlüğünü vermez. Çünkü, geçmişteki koltuğunun ağırlığı hálá sırtındadır.
Bu çeşit kehanetlerde Rogoff'un Harvard Üniversitesi'ndeki oda komşusu ve aynı önemdeki bir başka iktisatçı tarafından yapılmasının kamuoyu önünde yapacağı etki başkadır, Rogoff'un söylediklerinin etkisi başkadır. Geçmişte oturulan koltukların ağırlığı önemlidir. Koltuğun ağırlığı zamanla azalır.
Koltuktan iner inmez yapılan bu çeşit açıklamalar ‘‘teknik’’ olmaktan çok, ‘‘siyasi’’ içerik taşırlar. Belki de, arzulanan odur. Ama, bu kişiler şimdi de, eskiden oturdukları koltuklarda da teknisyen olduklarından dolayı saygı görmektedirler. Bu saygınlıkları yaptıklarıyla en azından meslektaşları arasında azalmaktadır. |