|
KAPALI kapılar ardındaki toplantıda kendi yok, ama Türkiye'nin adı var!..
Mahşerin dört değil, ama üç atlısı!.. İsimlere ve kimliklere bakın!.. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Alman Başbakanı Schröder, İngiliz Başbakanı Blair... Bu üçlü, iki gün önce Berlin'de bir araya geliyor. Berlin'deki kapalı toplantıda Türkiye'nin durumu da gözden geçiriliyor.
Berlin'de kendi aralarında üçlü zirve. Bu buluşmaya AB'nin diğer üyeleri fena halde bozuluyor. Ancak, elden pek bir şey gelmiyor. Onlar ötekilerin büyüğü. Onlar ne derse, o!.. Karşı çıkan, pek iflah olmuyor.
Aynı üçlü sırayla gidiyor. Toplantıda önce Polonya ve İspanya'ya çok kötü dayak atıyor. Çünkü, son zamanlarda Polonya ve İspanya raydan çıkmış gibi. Polonya, AB içinde küçük ülkelere daha fazla hak istiyor. İspanya ise, AB fonlarından daha çok para çekmenin yollarını arıyor.
Mahşerin üç atlısı, daha sonra AB'nin kendi iç sorunlarını ele alıyor. Nihayet, dört-beş yıllığına AB ekonomisi bir bütün olarak, elden geçiyor.
TÜRKİYE'NİN YERİ
Kapılar açılıyor, toplantı dağılıyor. Kapılar kapanıyor, toplantı yeniden başlıyor. Dayanılmaz Üçlü'nün gündemi bu kez, AB genişleme süreci. Kapalı kapılar ardında, bu kez Türkiye de var.
Kapalı toplantıda Schröder'den sürpriz çıkış:
‘‘Türkiye Kopenhag kriterlerini yerine getirme açısından ciddi adımlar attı. Şimdi Kıbrıs'ta da çözüm için uğraşıyor. Türkiye'nin AB yolunu artık açık tutmak gerek. Türkiye'nin yeri AB'dir.’’
AB'nin en büyüğü, diğer iki büyük yanında, Türkiye'ye çok net prim veriyor. Bunun iki anlamı var. İlki, kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla, politikası. Schröder yanında aldığı iki büyükle birlikte, AB'nin diğer üyelerine mesaj veriyor. Türkiye'ye çelme takmalarını önlemek üzere.
İkinci mesaj, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komseri Verheugen'e. Türkiye Raporu Verheugen'den. Verheugen ile Schröder arasında kan bağı var. İkisi de Alman, ikisi de sosyal demokrat. Türkiye raporunun olumlu yazılması yönünde Verheugen'e mesaj gidiyor.
Alman Başbakanının kapalı bir toplantıda, Türkiye'ye bu yaklaşımı, AB içindeki dengeleri belirleyecek nitelikte.
Hızlı tren
ve silah
ONBEŞ yıl sonra ilk kez bir Alman Başbakanı Ankara'da. Schröder hafta başında Türkiye'de görüşmelere başlıyor. Anımsadığım kadarıyla, son gelen Kohl. 1989'da Özal'a geliyor.
Schröder çantasında bir övgü ve iki istekle geliyor. Övgü, Türkiye'nin AB yolunda harcadığı çabayla ilgili. Berlin'de toplantıda söylediklerini, bu kez Ankara'da tekrarlaması bekleniyor.
Çantasındaki isteklere gelince... Almanya Türkiye'ye silah satmak istiyor. Geçmişte, silah konusu iki ülke arasında sorun yaratıyor. PKK ile mücadele sırasında, Türkiye Almanya'dan tank istiyor. Almanya, ‘‘siz bunu Güneydoğu'da kullanacaksınız’’ diyerek, geri çeviriyor. Hatta, konu Alman Parlamentosu'na yansıyor. Türkiye'ye eleştiri olarak.
Çantadaki diğer istek, hızlı tren. İstanbul-Ankara arasında. Ankara'da bunun da pazarlığı yapılacağı kesin.
Almanya bize AB kapısını açıyor. Ama, pek ucuz olmadığı belli!..
Gezi ve Merkel'in başı
DÜN Alman basını. Hem de, sağcı basın. Türkiye'ye ziyarette bulunan ve büyük tepki gören Hıristiyan Demokrat Lider Merkel'e, kendi basını dün verip veriştiriyor. Ağır eleştiriler var Merkel'e.
Başarısız gezi, dış politika bilmeyen lider, Merkel'den bir şey olmaz gibi başlıklarla, Merkel'in Türkiye ziyaretine eleştiri yağıyor. Hepsi de, Merkel'in Türkiye'de hata yaptığında birleşiyor.
Almanya gibi bir ülkede, dış politika çok önemli. Başbakanların kıratı dış politikadaki kıvraklığı ile ölçülüyor. Dış politikada çuvallayan bir liderin işi zor. Merkel, Almanya'da şimdi bu konuma düşüyor. Hırıstiyan Demokrat kanatta, Merkel'in rakipleri ise, ellerini ovuşturuyor.
İster misiniz, Türkiye gezisi Merkel'in başını yesin!.. Başbakanlık adaylığı elinden gitsin!.. |