|
ONLARI ilk kez geçen yıl Lefkoşa'da Ledra Palas kapısına bakan Dış Basın Birliği binasının penceresinden görmüştüm.
Üçer, dörder kişilik gruplar halinde evlerine dönüyorlardı.
Sabahın köründe Rum kesimine geçip çoğunlukla inşaatlarda çalışıyorlardı.
Sigortasız, güvencesiz gepgenç delikanlılardı çoğu.
Altlarında kot pantolon, sırtlarında ucuz bir mont, başlarında da yün bere vardı.
Hepsinin yorgun oldukları yüzlerinden okunuyordu. Hepsi başı öne eğik yürüyordu.
Hiç konuşmuyorlardı. Bir tekini bile gülerken görmedim. Çıt çıksın istemiyorlardı sanki.
Belli ki, kimsenin dikkatini çekmeden sessizce kaybolmak, evlerine dönmek istiyorlardı.
Rum kesimine geçip çalışmaktan utanıyorlar gibi geldi bana.
Anlatamayacağım kadar hüzünlüydüler.
Pencereden onları izlerken farkında olmadan tül perdenin arkasına saklandığımı fark ettim.
Beni görmelerini istemiyordum herhalde. Görüp daha çok utanırlar diye düşünmüş olabilirim.
İtiraf edeyim ki o anda yüreğimin sızladığını hissettim.
* * *
Bu duygularla boğuşurken Kıbrıslı bir gazeteci arkadaş geldi yanıma.
Fısıldayarak, ‘‘Biz bu hüzün tablosunu her gün seyrediyoruz. Acı ama geldiğimiz nokta ne yazık ki bu’’ dedi.
O da duyulsun istemiyordu anlaşılan. İkimiz de bu gerçekten kaçmak istiyorduk.
Sonra uzun uzun bu tablodan kaçmamız değil, utanmamız gerekir diye düşündüm.
50 yıla yakın bir süredir savaş verdiğimiz ulusal davayı getire getire bu noktaya getirmişiz işte.
İşsiz güçsüz insanlarımızı sabahın köründe Rum kesimine geçmek, orada ekmek paralarını çıkarabilmek için boğaz tokluğuna çalışmak zorunda bırakmışız.
Denktaş'ın, Talat'ın, oğul Denktaş'ın anlattıklarını dinlerken ve zaman zaman not alırken ‘‘Onlar’’ hep gözlerimin önündeydi.
* * *
Türkiye, 200 bin kişinin yaşadığı KKTC'yi bir türlü ayakları üzerinde durabilecek güce kavuşturmayı beceremedi.
Kimse gidip oraya yatırım yapmadı.
Bırakın iş, aş götürmeyi, mallarına gümrük uyguladık.
Kıbrıs'ın domatesinden, biberinden bile gümrük aldık.
Denktaş anlattı: ‘‘Burada bir şeyler ürettiler ve Türkiye'ye satmaya başladılar. Ama oradaki güçlü firmalar bunu bile engellediler. Hepsi kapandı.’’
Kıbrıs'ı yönetenlerin de büyük günahları oldu. Durmadan çalıp çırptılar, oy için önüne geleni maaşa bağladılar.
Kıbrıslısıyla, anavatanlısıyla ulusal davaya sahip çıkamadık.
On binlerce kişi adada kazandığını İngiltere'ye taşıdı.
Bugün Kıbrıs'ta yaşayan kadar hatta daha fazla İngiltere'de, Avustralya'da Kıbrıslı var.
Bugün Türkiye'de Kıbrıs'ı kambur olarak görenlerin sayısı hiç de az değil.
Aslında Kıbrıs konusunda nutuklar atacağımıza bu gerçekleri vicdanlarımızda tartıp kendi kendimizle hesaplaşmalıyız.
|