|
Prof.Dr.Mikdat KADIOĞLU
CNN, meteoroloji camiasının meşhur sıçanı Phil'i haberlerde gösterip kışın ikinci yarısı için merakla beklenen tahmini verdi! Phil adı verilen evcilleştirilmiş dağ sıçanının kış uykusundan uyandırıldığı 2 Şubat, ‘‘Dağ Sıçanı Günü’’ olarak adlandırılıyor. Bu nedenle, Phil'in uyandıktan sonra ne yapacağını görmek için her yıl binlerce insan ‘‘Havanın Başkenti’’ denilen Pennsylvania eyaletinin Punxsutawney kasabasına akın ediyor.
Köpek maması ve dondurmayla beslenen Phil'in, şehir ortasında büyük bir ağaç köküne benzetilmiş klimalı bir evi var. 2 Şubat, yani kış uykusunun tam da ortasındayken, kış tahmini için saat 07.25'te uyandırılıp kulübesinden çıkartılıyor! Eğer Phil güneşli bir günde uyandırılırsa kendi gölgesini görüp korkarak yuvasına kaçıp tekrar uykuya yatıyor. Eğer hava bulutluysa, ilkbaharın geldiğini sanıp dışarıda kalıyor... 2 Şubat 2004'te Phil, güneşli bir günde uyandırıldığı için, alkışlar (!) arasında tekrar kış uykusuna yattı. Böylece bu yıl ilkbaharın erken gelmesi beklenmiyor, kış altı hafta daha sürecekmiş...
ABD'DEN ALDIĞIM HABERLER
1886'dan beri Phil'in tahminleri sadece yüzde 39 başarılı olmuş! Zaten ABD'nin doğusunda bu günler şiddetli kış hüküm sürüyor. Bu tahminin bilimsel analizi yerine, bize kar ve nüfus artışıyla mücadelede bir yol göstermesi için ABD'den aldığım haberleri vermek istiyorum:
Dr. Ali Tokay, Maryland. (Washington NASA merkezinde Meteoroloji Mühendisi olarak çalışan bir sınıf arkadaşım.) ‘‘İstanbul'daki kar yağışını takiben burada pazar akşamı 14-20 santimetre arası kar yağdı. Pazartesi akşamı buzlanma ve kar yağışına maruz kaldık. Sonuçta spor yapma imkanı buldum; iki gün içinde üç defa kar ve buz temizledim. Senin de belirttiğin gibi meteorolojik radarın özellikle kısa vadede ne kadar yararlı olduğu açık. İstanbul ve Washington gibi nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu şehirlerde önlemler farklı oluyor. Burada hükümet binaları 8-11 santimetre kar yağışı tahminiyle kapatıyor. Tabii senin de (öğrenciliğimde) yaşadığın orta-batıda durum daha farklı. Okulların kapatılması İstanbul'daki trafik ve diğer problemlerin burada yaşanmamasını sağlıyor. Sonuç olarak Türkiye'nin kara teslim olmasını, radarsız meteoroloji tahminlerindeki eksiklik ve bu tahminlerin ışığında alınacak önlemlerdeki yetersizliğe bağlıyorum.’’
Mehmet-Esra-Berşan Genceli, Güney Carolina. (İTÜ'den arkadaşlarım.) ‘‘Merhaba Hocam, Biz İstanbul'daki kardan kaçtık ama burada doluya tutulduk! Siz daha iyi bilirsiniz, burada kar değil resmen buz (donan yağmur) yağıyor. Yerler buzlu cam gibi oluyor. Adamlar bir gün öncesinden bunu bildiriyor ve okullar ve işyerleri kapanıyor, kimse evinden çıkmıyor. Haberlerde caddeleri tornavidayla kazıyarak buzun kalınlığını gösteriyorlar.’’
Ülkemizde ise şiddetli hava şartlarından dolayı işyerleri ya tatil ediliyor ya da erken paydos ediliyor, ama öğlene doğru etkisini yitirecek bir fırtına için ‘‘Bugün işe geç gelip vaktinde evinize dönün’’ denilmiyor.
Valilerimiz de meteorolojinin tahminine göre bazen bir-iki gün öncesinden kamuyu tatil ediyor ama ‘‘etkili yağış’’ yerine (17 Aralık 2003'te İstanbul'da olduğu gibi) hava ‘‘günlük, güneşlik vb.’’ olunca da tepki görüyorlar. Örneğin, ‘‘Geçen ay Antalya'da meteoroloji ‘Fırtına... Yağış... Tehlike' işaretleri verince, Vali Alaattin Yüksel hemen ‘yöneticileri' çağırmış, brifing almış. Sonra da ‘kararını' açıklamış: ‘Okulları tatil ediyorum.' Oysa hava ‘günlük, güneşlik'miş. Ertesi sabah yine ‘günlük, güneşlik.' Herkes okulların tatil edilmesine tepki göstermeye başlamış. Ama öğle saatlerinde ‘Fırtına... Yağmur' ortalığı kasıp kavurmuş. Ama ‘önlem erken alındığı için... olay ucuz atlatılmış...' diyor Yavuz Donat. (8 Şubat 2004 Sabah)
Bu şekilde bir risk dikkate alınıp önceden önlemlerin alınması, ‘‘risk yönetimi’’dir. Çoğu kez yapıldığı gibi, kar gözetlemek için sabahlara kadar uykusuz kalıp karı gördükten sonra ‘‘aniden bastıran’’ yağışla birlikte önlem almak ise ‘‘kriz yönetimi’’dir. Afet yönetiminde kriz yönetiminden risk yönetimine geçilmesi çok doğru bir gelişmedir. Umarım ilk başarısız uygulamayla birlikte risk yönetiminden yine vazgeçip tekrar kar gözetlemeye kalkışmayız.
BEBEKLER VE TİPİLER
Günümüzde kamunun gereksiz yere tatil edilmesi veya fırtınaya hazırlıksız yakalanma, kabul edilebilir şeyler değildir. Gereksiz yere iş ve eğitim kaybının veya halkın felç olan şehirde çile çekmesinin engellenebilmesi için gelişmiş ülkelerde olduğu gibi fırtınanın hangi saatte ve noktada başlayacağını tahmin etmek şarttır. Diğer bir deyişle, artık sırf halka ‘‘başarılı’’ görünmek için ‘‘Yüzde 100 başarılı tahmin’’ ile ‘‘havayı bilmek’’ (!) adına genel ve muğlak ifadeler kullanmaktan vazgeçmeliyiz. Bunun yerine; gelişmiş ülkelerdeki gibi ‘‘ne zaman, nereye, ne kadar yağacağı’’nı net bir şekilde söyleyerek hava tahmininde de risk almalıyız.
Ayrıca, karla mücadelede başarısızlık nüfus artışına da neden oluyormuş! ‘‘Beyaz Ölüm-77 Tipisi’’ adlı kitabının ‘‘Bebekler ve Tipiler’’ adlı bölümünde Erno Rossi, ABD ve Kanadalılara ait istatistikleri karşılaştırmış. 1977'de bölgede yaşanan tipiden dokuz ay sonra Kanada'da doğum oranı yüzde 18 artarken, ABD'deki bu artış yüzde 3'te kalmış. Yazar, ‘‘Sam Amca bir doktora görünsün’’ diye de dalgasını geçiyor! Görüldüğü gibi gerçek anlamda hava tahmini yapılması nüfus kontrolüyle de yakından ilişkili. Bu durumda gelecek kasım ayının başında itibaren İstanbul'da nüfus daha fazla artabilir! Böylece birkaç ay kar altında kalan bölgelerimizde ‘‘neden nüfusun daha fazla arttığı’’ da bir ölçüde açıklanmış oldu.
Atalarımız ‘‘Martın onundan, şubatın sonundan korkulur’’ dediğine göre kış yeni başlıyor... |