|
Evrim SÜMER
Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton Günyeli için seyahatin en güzel kısmı gitmeden evvelki hazırlık dönemi ve orayı hayal etmek.
‘Niye seyahate gidiyoruz ki zaten?’ sorusuna, gülerek ‘Tabii ki evi özlemek için!’ diyor ama aslında gerçek bir seyyah: ‘Globalleşmek isteyen Türk insanı seyahat etmeli ve dünyayı tanımalı’ diyen Alaton Günyeli, 1997’de seyahat etmek için bir seneliğine işi gücü bırakmış. Kurban Bayramı’nda yaptıkları Ürdün gezisinin anıları Leyla Alaton Günyeli’den, fotoğraflar ödüllü fotoğrafçı eşi Mehmet Günyeli’den....
Hayatınızda seyahatin yeri nedir?
- Seyahat benim için bir yaşam tarzı ve bence okuldan, iş hayatından, her şeyden daha eğitici bir nosyon. Çok okuyan değil çok gezen bilir diye bir laf var, buna çok inananlardanım. İnsanın karakterinde de değişiklik yapıyor seyahat. Daha hoşgörülü, daha açık görüşlü, daha az köşeli, bambaşka bir insan oluyorsunuz. Dünyada ne kadar küçük, ne kadar önemsiz olduğunuzu -hem insan hem de ülke olarak- anlıyorsunuz.
Ürdün’e gitmeye nasıl karar verdiniz?
- Doğrusunu isterseniz, Petra’yı görmek için. Görmemiz gereken bir yer olduğunu düşünüyorduk.
Ürdün’de ilk nereye gittiniz?
- Amman’a. Üç gün kaldık. Çok hoş, modern, temiz görünümlü, yapılarda bölgenin taşını kullandıkları bir yer. Sarı-beyaz renkli bir taş. Amman’a beyaz şehir de diyorlar. O da İstanbul gibi yedi tepe üzerinde kurulmuş. Şehrin temizliği beni çok şaşırttı. Gittiğimizde kurban bayramıydı, ona rağmen her yer pırıl pırıldı. Oradan Jerash’a gittik.
Orası tarihi bir yer değil mi?
- Jerash bizim Efes’imiz gibi. Tarihi 6 bin 500 sene geriye gidiyor. Ortadoğu’nun en iyi korunmuş antik Roma şehri. 1806’ya kadar keşfedilmemiş, kazılar 1925’te başlamış. Orada Zeus ve Artemis Tapınakları, oval forum, kolonlu cadde, Roma köprüsü, tiyatro, kilise ve mozaikler görülebilir. Oradan da Madaba’ya gittik. Mozaik şehri de diyorlar, antik bir şehir. Sonra da Mount Nebo’ya (Nebo Dağı) çıktık. Hazreti Musa’nın orada gömülü olduğuna inanıyorlar. ‘Sessizliğin sesi’ de diyorlar Mount Nebo’ya. Burada muhteşem mozaikler ve çok güzel bir manzara var. Ürdün Vadisi, Ölü Deniz ve açık havada Kudüs görülebiliyor.
Ölü Deniz’e gittiniz mi?
- Evet. Daha evvel İsrail tarafından görmüştüm. Bu sefer de karşı kıyıdan görmüş oldum. Hava biraz soğuktu ama suya giren Japonlar vardı. Daha evvel girmemiş olsam kesin girerdim. Çok değişik, sanki yağlı bir su. Cilt için çok besleyici ve tedavi edici. Yaranız varsa anında iyileşiyor. Bir de çok tuzlu olduğu için batmıyorsunuz. İçinde oturarak gazete okuyabiliyorsunuz.
Gezinin en önemli durağı Petra’ydı galiba?
- Petra hakikaten bir dünya harikası. Yerleşim MÖ 2000’de başlamış, Edomitler, Nabateanslar, Selecuidler, Romalılar ve sonunda Araplar’ın hakimiyetine girmiş kocaman bir şehir: Mezarlar, tapınaklar, manastır, hazine, adak yeri, kiliseler ve görülecek birçok şey var. En etkileyici tarafı akşam gitmek. 1,5 kilometrelik bir kanyon yolundan giriyorsunuz. İsteyenler gündüz at ve eşekle de gidebiliyor. Yol boyunca her tarafa mumlar koymuşlar, herkes sessizce yürüyor. Çölde olduğunuz için binlerce yıldız görüyorsunuz. Muhteşem bir his. Mumlarla aydınlatılmış meydana vardığınızda karşıdaki mabedin içinden bir flüt sesi duyuyorsunuz. Tüyler ürpertici bir an o. Dağları, taşları oyarak kurmuşlar şehri. Şimdiki mimarlar ve mühendisler bu yaratıcılığın, bu becerinin yanına bile yaklaşamıyor.
TAŞ YÜZÜYOR SANDIM MEĞERSE BALIKMIŞ
Çölü gördünüz mü?
- Vadi Rum’a (Ramm) gittik. Rum Arapça ay demek. Çöl bambaşka bir his. Bütün bir günü orada geçirdik. Bir bölümü kıpkırmızı. Güneşin batışına yakın saatlerde o kırmızı daha da belirgin oluyor, çok etkileyici bir görüntü. Orada taşların içinde yaptıkları oymaları, kaç bin senelik hayvan resimlerini gördük.
Deniz kenarına gittiniz mi?
- Aqaba Körfezi’ne gittik ama pek de gerek yok orayı görmeye. Konumu itibarıyla ilginç bir yer. Burası Ürdün’ün Kızıldeniz’e çıkan tek limanı. İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan’la çevrili. Su sporları yapanların, dalanların sevdiği bir yer. Çok güzel bir akvaryum var. Mercanlar, maskeli balıklar. Onları görünce Allah’a bir daha hayran kalıyor insan. Taş diye bakıyorsunuz, birden yüzmeye başlıyor, meğerse balıkmış. O renkler, formlar, nasıl böyle bir şey olabilir doğada diyor insan. Bir de Aqaba’da müthiş bir künefeci var, künefesi o kadar güzeldi ki iki gün üst üste gittik.
ALATON’UN GÖZÜYLE DÜNYA
Burma’ya 15 sene önce gittim. Tahtakurularıyla dolu yataklarda uyudum, duşta ve suda hamam böcekleri vardı. Uçaktan iner inmez pasaportlar alınıyor, devlet görevlisi tarafından gezdiriliyordunuz. Sıkıyönetim vardı, gece sokağa çıkmak yasaktı.
Brezilya’da karnavala katıldım. Muhteşem bir tecrübe. Samba okullarının 4-5 bin kişilik defilesi. Bir stadyumdan geçiyorlar. Akşam sekizden sabah sekize kadar orada oturup seyrediyorsunuz. Hayatımda bu kadar güzel kostümler görmedim. Önümüzden havuz bile geçti.
Sevilla’daki (İspanya) Feria d’Abril (Nisan Festivali) mutlaka görülmeli. Eski İspanyol geleneğini yaşıyorsunuz. At arabalarıyla gelenler, danteller, kıyafetler, o kadınların tokaları, saçlara takılan güller...
Venedik Karnavalı seyahat eden herkesin görmesi gereken bir şey.
Peru’da Nasco Lines. Tanrıların Arabaları’nda anlatılan şekilleri küçük uçakla tepeden görüyorsunuz. * Patagonya diye duyup duyarız ama Allah’ın unuttuğu bir yer. Beni çok etkilemedi.
Sri Lanka herkese tavsiye edeceğim bir yer. Orada küçücük bir adaya gittim. Üzerinde bir tek ev vardı. Adaya tekneyle gittik, yürüyerek döndük. Gel-git yüzünden sular çekilmişti.
Hindistan muhteşem bir yer. Üç kere gittim. Ama Hindistan öyle bir yer ki, her şey ilk seferde görülmemeli. Mesela ilk gidişte Varanasi’de ölülerin yakıldığını izlemek çok sert bir tecrübe.
Fas her daim favorim. Marakeş’teki meşhur meydan ve çarşısı çok heyecanlı. Bizim Kapalıçarşı’ya göre çok daha mistik bir yer.
Cruise, bavul açıp kapatmadan, birçok yeri görebileceğiniz bir sistem. Bir de artık öyle yaşlıların tercihi değil sadece. Bazı yerleri, mesela Norveç Fjordlarını Cruise’la görmek lazım. Balayımızda gemi seyahati yaptık. Charles Aznavour konseri olan bir turdu. Marsilya’dan çıkıp Sicilya’ya, Malta’ya gittik.
GLOBALLEŞMEK İÇİN SEYAHAT GEREKLİ
Seyahat etmek bir görgü, bir kültür işidir. Şimdilerde Türk insanının ne kadar çok seyahat ettiğini görmek benim için büyük bir mutluluk. Dünya Türklere dar gelmeye başladı. Artık her yere tur var. İnsanlar alışveriş yerine seyahate para ayırıyor, tur şirketleri taksit yapıyor. Türk insanı seyahat edince ülkesine gelen turistin de ne beklediğini daha iyi anlıyor. Dünya vatandaşı olmak istiyorsak seyahat etmeliyiz.
EN ETKİLENDİĞİ 5 YER
Venedik
Prag
Marakeş
Kudüs
Sevilla
seyahatte ne okuyor
Evde konsantre olup okuyamadığı kitapları okuyor. ‘Kitap seyahatteki en iyi dosttur. Bir havaalanında beş saat beklemek gerektiğinde, kitap sayesinde o beş saati evde koltukta geçirmiş gibi hissedersiniz’ diyor.
ne dinliyor
Yanında CD taşımıyor, gittiği ülkenin müziğini tanımaya çalışıyor, oradan alıyor.
ne yiyor ne içiyor
Yemeğini, kahvaltısını vakumlatarak yanına alanları bile tanıyor ama o maymun beyni ve hamam böceği olmadığı sürece yerel her şeyi denemeyi seviyor.
ne giyiyor
Pratikliği ve hafif seyahat etmesiyle çok gurur duyuyor. Seyahatte giydiği rahat ayakkabıları, bel çantaları ve bir şalı var. O şal gerektiğinde örtü, gerektiğinde yastık oluyor.
neyle seyahat ediyor
O ülkede ne gerekiyorsa onunla. Çoğunlukla uçakla.
nerede kalıyor
Çok fakir ülkelerde beş yıldızlı otelleri tercih ediyor. ‘Temizliği ve yemeği garantilidir. En güzel dükkanlar o otellerdedir, en iyi bilgiyi oranın concierge’ından alırsınız,’ diyor. Avrupa’da ise daha butik, karakteri olan yerleri tercih ediyor.
kimle seyahat ediyor
Eşiyle ve çocuklarıyla.
çantasının olmazsa olmazları
Şal, güneş gözlüğü, kredi kartı, kitap, tuvalet çantası. |