18/02/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Gezi
18.02.2004
Meditasyon yapan Japona huzur veriyor
 

Reyan TUVİ

Saraylara layık çiniler, şimdi karmaşık kentten gelenlerin yorgunluğunu alıyor meditasyon yapan Japona huzur veriyor

Halil Ağa Köşkü'nün merdivenlerini çıkıyorum... Daha önceleri bu konakta yaşayanların neşe ve hüzünleri, şimdi ayaklarımın altında gıcırdayan ahşaptan bana geçiyor. Yalnızlıktan soğumuş odalardan birinde, duvara dayanmış, nesli tükenmiş, ahşap bir beşik, üzerinde de buranın eski sahipleri olduğunu tahmin ettiğim bir çiftin, solmuş fotoğrafı duruyor. Dağ yamacına kurulmuş bu eski Osmanlı köyünde, dokunsan yıkılacakmış gibi duran konağın giriş katında bir telaş var.

Zaman, zeytin zamanı... Seksenine merdiven dayamış Mualla Erdoğan, oğlu ve kızıyla, Gemlik'ten, ömrünü geçirdiği Karsak köyüne gelmiş. Artık terk ettiği ama vazgeçemediği, dede yadigarı konağa, zeytinden zeytine uğruyor. Kerpiç evlerin gölgesinden geçerek, zeytinliklere çalışmaya giden köyün kızlarından biri, konağın açık kapısını görünce, içeridekilere ‘‘kolay gelsin’’ diye sesleniyor.

SALAMURADA ZEYTİN TANDIRDA EKMEK

Halil Ağa Köşkü'nün en güzel salonunda, Mualla Hanım ve kızı, çıplak bir ampulün altında zeytin ayıklıyorlar. Bazıları satılacak, bazılarını kendilerine saklayacaklar. Tandırı olanlar, zeytin çırpısı yakıp ekmek yapacak. Bu yıl herkes şikayetçi, ‘‘kar kırdı’’ diyerek, zeytin ağaçlarının yerdeki dallarını gösteriyorlar. Zeytin toplamaktan yorulmuş iki kadının yanından geçerken, bir armut uzatıyorlar bana. Isırdığım an, yüzümü buruşturuyorum. Gülüyor ve ‘‘kış armudu!’’ diyorlar...

Yıl 1920... Kurtuluş Savaşı... Türk yiğitleri köyde değil, savaştalar. Ermeniler, tarlalarda çalışıyorlar. Köye, Ermenice ‘‘derecik’’ anlamına gelen Karsak demişler. Gelen giden olmuş, Karsak Deresi köy boyunca durmadan akmış.

Karsak'taki zeytin telaşı, hemen yakındaki Gemiç köyünde de var. Ancak köy kahvesinde yine, yıllardır dillerden düşmeyen, bir konu konuşuluyor. Kahveci anlatıyor, herkes pişmanlık dolu bir ifadeyle kafa sallıyor. ‘‘Her geçen gün birileri daha kanser oluyor. Sapasağlam adamlar, gidi gidiveriyorlar... Fabrikalar kurulurken, köylüleri işe alacakları vaadiyle razı olduk. Birçoğumuzu işe aldılar ama sonradan kendi adamları için bizi çıkardılar. Uzun bir süredir, hem işsiziz hem de zehirleniyoruz. Sadece biz değil, tek geçim kaynağımız zeytinlikler de zehirleniyor. Biz zeytin satar düğün yaparız, zeytin satar oğullarımızı sünnet ederiz... Artık öyle değil...’’

Oysa arka sokaklarda, henüz inşaat halindeki bir evde, bir çift, ustayla bir plan üzerine konuşuyor. Bu Bursalı emekli çift gibi, büyük kentlerden gelen birçokları da, yıllar önce imara açılan Gemiç'ten arsa alıyor, havası, suyu ve doğası ünlü bu sevimli köyde yaşamayı planlıyorlar.

Köyün emlakçısı olarak bilinen Ahmet Bey'e sorarsanız, ‘‘o eskidendi.’’ ‘‘Zehirleneceğin bir köyde arsa sahibi olmak ister misin? İstersen eskiden verdiğimin beşte bir fiyatına bir yer vereyim sana burada. Geceleri yattığımda boğuluyor gibi oluyorum. Hele fabrikaların denetlenmediği pazar günleri, kendi köyümden kaçmak istiyorum...’’

Köyde, Ermeniler'den kalma ahşap evlerden birinde yaşayan Günnur, zeytin ayıklamayı bırakıp, bana evini gezdiriyor. Zamanında ipekböcekçiliği yapmak üzere tasarlanmış evlerin üst katları alabildiğine geniş. Günnur ve ailesi, evin sadece bir bölümünde yaşıyorlar. Bir zamanlar kozaların örüldüğü katlar, şimdi kış için yiyecek deposu. Ayrılırken, salamuradaki zeytinlerden ve tandırda yaptıkları ekmekten elime tutuşturuyor. Günnur, ‘‘al’’ diyor, ‘‘sen Tanrı misafirisin.’’

Yeni Gürle köyünde, Kasap İsmet'in lezzetli köftelerinin ününü, dükkanı devralan Ahmet Bey devam ettiriyor. Dışarıdan bakıldığında, vitrinde çengellere asılı devasa etler, içeride ne olup bittiği konusunda pek ipucu vermiyor. ‘‘Köfte var mı?’’ diye sormak yeterli. Ahmet Bey, kıymayı soğan, pulbiber ve kekikle yoğurup, kömür ateşinde pişirdiği köfteleri, küçük kasabının içindeki, iki masalık lokantasında ikram ediyor.

Köyde dolaşırken, iki yaşlı kadının konuşmalarına kulak kabartıyorum; ‘‘Oğlunu evlendirdin mi artık komşu olursun... Kimi var kaynana sevmez... İlk oğlumu evlendirdiğim gün bunu anladım...’’ Bana nereden geldiğimi sorup, kendilerini tanıtıyorlar; içlerinden daha dinç görüneni, ‘‘92 yaşındayım, tam 57 torunum var’’ diyerek, yanındakine dönüyor, ‘‘bu da gelinim, o da 70 yaşında...’’

Köyün Ermeni geçmişini hatırlatan harap kiliseye doğru yürüyorum. Buranın bir kilise olduğunu anlamadan yanından geçip gitmek de mümkün. Çünkü yapıdan geriye ne kaldıysa, isteksizce, bambaşka bir yaşama ev sahipliği yapıyor. Genzi yakan bir dumanın içinden, horozların önünde dolaştığı tek ve iki gözlü evlerin yanından geçerek, kilisenin sunağına doğru ilerliyorum.

İZNİK'İN KAPILARI

Kapılar, kapılar, kapılar... Öyle sıradan kapılar değil, göl kıyısındaki kentlerini sakınanların kapıları bunlar. İznik'in tarihi kapılarından geçmek, burayı başkent yapan, dört imparatorluğun halkıyla beraber kente girmek gibi bir şey... Bugün yaşam hálá, eski Nikaia'nın surları içinde ve bu kapıların etrafında dönüyor.

İstanbul'da Sultanahmet Camii ya da Rüstem Paşa Camii'de hayran kaldığım, eşsiz çinilerin yaratıldığı kentteyim. Osmanlı İstanbul'unu güzelleştirmek için, İznik'in atölyelerinde durmadan çalışmışlar. Bugün çiniciliğin İstanbul'da gördüğüm görkemli örneklerini İznik'te arıyorum. Çini fırınlarını, müzedeki parçaları görüyorum ama yaşamın içinde, insanın gözünü ve gönlünü açan o göz akına, maviye ve tutkulu kırmızıya rastlayamıyorum. İznik'in sokakları, biraz olsun bile, bir zamanlar burada yaratılanların bıraktığı izi taşımıyor. Oysa ben farklı bir İznik hayal etmiştim... Evlerin, hatta caddelerin bile çinilerle kaplandığı, hálá fırınlardan sıra sıra çinilerin çıkarıldığı, çinideki mavinin gölün mavisiyle bir olduğu ve lalelerin her yerde açtığı bir İznik...

Şirin'e ulaşmak için dağları delen Ferhat, sevdiğinin ölüm haberini alınca hançerini göğsüne sapladığında, cansız bedeninden kan yerine fışkıran kırmızı laleler, ‘‘ölümsüz aşk’’ın habercisi olmuş. İznik Vakfı'nın atölyesinde, çininin üzerindeki laleleri kan kırmızısına boyayan genç kız da böyle bir aşkı hayal ediyor olabilir mi? Osmanlı çökerken, kendisiyle birlikte gömdüğü çinicilik, yapan için de seyreden için de bir aşk olmuş hep. Saraylara layık çiniler, şimdi, 450 yıl sonra, yavaş yavaş hayatımıza giriyor... Karmaşık bir kentin metrosundan gelip geçenlerin yorgunluğunu alıyor, meditasyon yapan bir Japon kadına huzur veriyor, bir restoran masasında iştah açıyor, bir barış anıtına anlam katıyor...

Ve en çok da, kubbelerin altındaki ibadeti coşkuyla sarmayı sürdürüyor...

BEN OLSAYDIM BUNLARI YAPARDIM

İznik Gölü boyunca yürümek

Erdoğan ailesi evdeyse, Karsak köyündeki Halil Ağa Köşkü'nü gezmek

İznik Vakfı atölyelerinde, çininin yapılışını izledikten sonra, İznik çinilerinin değerinin daha çok farkında olmak

Yalova Termal Kaplıcaları'nda, tarihi Kurşunlu Hamam'a girmek

Hespekli'deki Roma yeraltı mezarının içindeki freskleri görmek

Gemlik'in zeytin reçelinin tadına bakmak

Elmalı köyünde tamamı ahşap, asırlık camiyi görmek

İznik'in tarihi kapılarının altından geçip, surlar boyunca yürümek

Eski İznik evlerini, İnikli Köyü'nde görmek

Günbatarken, Abdülvahap Sancaktari'nin türbesinin olduğu tepeden İznik Gölü'nü seyretmek

Yeni Gürle köyünde Kasap İsmet'te köfte yemek

Zeytin zamanı, Gemiç köyünde bir evin kapısını çalıp köydeki yaşamla ilgili sohbet etmek

İznik Vakıf Konukevi'nin bahçesindeki muhteşem kahvaltıda, ev yapımı reçellerden tatmak

Hayrettin Karaca'nın Arboretum'u içinde, daha önce hiç görmediğiniz ağaçlar, bitkiler ve çiçekler arasında kaybolmak 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com