|
Tarihi zenginliğine rağmen, ancak meraklı turistin geldiği İznik, çoğunlukla bir iki gece kalınan ve bir günde tarihi yerleri gezilebilen, göl kıyısında küçük bir yerleşim.
Etrafındaki dağlar, gölünün kıyısında kilometrelerce devam eden yaşam, zengin topraklarını tarih boyunca koruyan surları ve her ne kadar savaşlar ve depremlerle harap olmuşsa da, kilise, cami, medrese, hamam ve türbelerinden geriye kalanlar, bu küçük kentin öneminin altını çiziyor. Sadece tarihi değil, adıyla özdeşleşen, Osmanlı'nın mirası, dünyaca ünlü çiniciliği bile burayı özellikli ve doyurucu bir gezi noktası yapmaya yeter.
MÖ 4. yüzyılda, Büyük İskender'in buraya gelmesinden önce üç asırdır burada Bitinyalılar yaşıyordu. İskender'in ölümü üzerine, generallerinden Antigonos, burada bir kent kurdu ve kendi adını verdi. İskender'in bir başka generali olan Lyzimakhos, Antigonos'u yenerek, burayı genişletti ve buraya ölen karısı Nikaia'nın adını koydu. Nikaia'nın bu devirde ünü, kırmızböceğiyle boyanmış kırmızı kumaştı. Bu kumaş, bugünkü Gemlik limanından ve bağlantılı olduğu ticaret yollarından ihraç edildiğinden önemli bir gelir kaynağı olmuştu. Hem kumaş ticareti hem de verimli topraklar burayı zenginleştirdi. Zaman içinde, gücü zayıflayan Lyzimakhos'u Bitinya Kralı Zipoetes yendi ve bir asır boyunca Bitinya burada önemli bir devlet haline geldi. Son kral IV. Nikomedes, ölmeden önce, krallığı Roma'ya bıraktı. Kent, Roma ve Bizans dönemlerinde daha da zenginleşti ve özellikle Hıristiyanlık'ta önemli bir kent oldu.
1081'de Selçuklular burayı ele geçirerek başkent yaptılar. 16 yıl sonra, Bizanslılar kenti geri aldılar. Selçuklular yeni başkentleri olarak Konya'yı seçerken, İznik 234 yıl boyunca Bizanslılar'ın elinde kaldı. 1204'te 4. Haçlılar'ın Konstantinopolis'i ellerine geçirmeleri üzerine Bizans İmparatoru Theodoros Laskaris, İznik Bizans İmparatorluğu'nu kurdu. Laskarisler, surları güçlendirdiler ancak 1331'de Osmanlılar'ın burayı almasını engelleyemediler. Kısa bir süre için başkent oldu. 300 yıl boyunca çinicilik sanatının merkeziydi. Yaklaşık üç yüz fırında üretilen çiniler, Osmanlı İmparatorluğu'nun dört bir yanındaki eserleri süsledi. 18. yüzyılın ortalarında, Kütahya'da yapılan daha kalitesiz çiniler, İznik çiniciliğinin inişe geçmesini hızlandırdı.
HIRİSTİYANLIK ALEMİNDE ÜNLÜ
İznik'in Hıristiyanlık'taki ünü, özellikle burada yer alan iki ‘‘Ökümenik Konsil’’den geliyor. Konsiller, Hıristiyanlıkla ilgili bazı anlaşmazlıkları tartışmak için toplanırdı. Birincisi, 325'te Constantinos'un Roma İmparatorluğu'nun bütün piskoposlarını, Nikaia'daki İmparatorluk Sarayı'na (Senato Sarayı) çağırmasıyla toplandı. Bu Konsil'in sonunda, İznik Akti'yle İsa'nın kimliğiyle ilgili kararlar alındı. Yedincisi ise İmparatoriçe Eirene başkanlığında, 787'de toplandı. Burada, ikonalara saygı gösterilmesi, ancak bunun Tanrı'ya tapınma derecesinde olmaması gerektiği sonucuna varıldı. Bu konsilin tartışmaları o kadar fazla oldu ki, bundan sonra Roma Katolik Kilisesi ile Doğu Ortodoks Kilisesi tamamıyla ayrıldılar.
İZNİK TURU
İznik gezisinin en etkileyici yanı kuşkusuz, kentin 4.970 metre uzunluğundaki tarihi surları boyunca yürürken rastlayacağınız anıtsal kapılar ve bunların içinden geçerken kentin görkemli geçmişine dair karşılaşacağınız ipuçları olacaktır.
Kentin günümüze kalan dört kapısı; İstanbul, Lefke, Yenişehir ve Göl kapıları. Kapılar, MS 1. yüzyılın sonlarına doğru İmparator Vespasianus ve Titus tarafından yaptırılmış. Önceleri, Zafer Takı olarak düşünülen bu kemerler, Roma döneminin ilerleyen yıllarında surlarla birleştirilmiş. İstanbul'dan gelenler, kente bu kapıların en güzeli ve en iyi korunmuşu olan, İstanbul Kapısı'nın yanındaki bir açıklıktan girer. Dış surdaki kapı, iki büyük, yuvarlak kule ve ünlü Roma İmparatoru Hadrianus'un MS 123'te, kente gelişi anısına dikilen zafer takından oluşuyor. Bursa'dan gelenlerse, İznik'e Yenişehir Kapısı'ndan girer. Bu kapının daha az korunabilmiş olması, Selçuklular'ın ve Osmanlılar'ın kente girmek için bu kapıya zarar vermiş olmalarından kaynaklanıyor. Bu kapının yakınında bulunan Roma Tiyatrosu'nun üst sıraları çökmüş, ardından da alt sıraların taşları, surların ve kapıların onarımında kullanılmış. Kazılarda bulunan sahnenin olağanüstü güzellikteki mermer kabartmaları olmasa, bu tiyatronun, kentin ne kadar önemli ve güzel bir yapısı olduğunu tahmin edebilmemiz mümkün olmayacaktı.
Doğu'daki Lefke Kapı, üçlü bir yapıda. İki surun arasında da, yine İmparator Hadrian'a adanmış bir Zafer Takı var. Yeşil Cami'yi geçince varılan kapının hemen dışında görülebilen bir sıra su kemeri, yakın zamana kadar şehre su getirirmiş. Göl Kapısı'ndan ise geriye pek bir şey kalmamış.
Belediye'nin karşısındaki Turizm Bürosu'ndan bir kent haritası alıp, kenti kolaylıkla gezebilirsiniz. Çünkü tarihi İznik kenti, ‘‘ızgara planı’’ uygulanarak yani caddelerin birbirini dik açılarla kesmesi ve şehrin bloklara ayrılması prensibiyle kurulmuş. Kuzeyden güneye Atatürk Caddesi, doğudan batıya ise Kılıçaslan Caddesi, kenti eşit olmayan dört parçaya bölerek, dört tarihi kapıya bağlıyor.
AYASOFYA 6. YÜZYILDAN
İznik turuna, Atatürk ve Kılıçaslan caddelerinin kesiştiği, kentin merkezindeki Ayasofya'dan başlayalım. Bugünkü yol seviyesinin 2.8 metre altında olan bu kilisenin, ilk inşa edildiği tarih, mimarı ya da yaptıranı, hiçbir yazıt olmadığından belli değil. Ancak bugün görülen kalıntılar, İustinianus'un 6. yüzyılda yaptırdığı ve 11. asırdaki depremden sonra onarılan kilise. Kutsal Bilge'ye adanan bu katedral, kent Bizans İmparatorluğu'nun başkentiyken, dört imparatorun taç giyme törenlerine tanık olmuş. Ayrıca burada toplanan 325 yılındaki I. ve 787 yılındaki VII. Ökümenik Konsillerine ev sahipliği yapmasından dolayı, Hıristiyan hacıların kutsal saydıkları bir yer. Kışın, Ayasofya'nın içini görebilmek için İznik Müzesi'ne giderseniz, size müzeden bir görevli eşlik edecektir. Kiliseye girer girmez, yerde camla korunmuş, yıpranmış bazı mozaikleri ve girişin solunda da cam bir panel arkasında, soluk da olsa, İsa, Aziz Yahya ve Meryem'in freskini görebilirsiniz. Osmanlılar İznik'i alınca burası kentin Ulu Cami'si oldu. 1922'deki savaşta da kilise çok zarar gördü. (Pazartesi hariç, her gün 08.00- 12.00 ve 12.30- 16.30 arası açık, 0224 757 10 27)
YEŞİL CAMİ HEMEN GÖZE ÇARPAR
Kılıçaslan Caddesi üzerinde, Turizm Ofisi'nden önce, sağa dönünce, II. Murat Hamamı'nı ve karşısında İstanbul Üniversitesi tarafından yapılan ve hálá süren kazılarda bulunan İznik Çini Fırınları'yla hamur hazırlama tanklarını görebilirsiniz. Ancak 16. ve 17. yüzyıldaki çini üretiminin boyutları düşünülürse, bunun gibi başka birçok yerde de fırınlara rastlanacağı kesin.
Fırınlardan üç blok ötede, Rumeli Fatihi Orhan Gazi'nin oğlu Süleymanşah tarafından, 1332'de yaptırılmış Süleyman Paşa Medresesi, Türkiye'deki en eski Osmanlı medresesi olup aynı zamanda avlulu medreselerin de ilk örneği. Burada bugün, birçok kuruluşun katkısıyla onarılmış, İznik'e geleneksel çini sanatını yeniden kazandırmak amacıyla, çoğunluğunda kadınların üretim yaptığı atölyeler ve satış dükkanları var.
Yenişehir Kapısı'na doğru, Otogar levhasından sapınca, Yakup Sokak'ta, 14. yüzyıl sonunda Ahi konukevi olarak inşa edilmiş Yakup Çelebi Zaviyesi var. Üç sokak sonra karşınıza çıkacak bir zamanlar mozaikleriyle ünlü Koimesis Kilisesi'nden pek fazla birşey kalmamış. Kılıçaslan Caddesi üzerinde, Lefke Kapı yolunda, solda, 1333'te yapılan, Osmanlı devrinin ilk camisi Hacı Özbek Camii var. Onu geçince, güzel bir park içinde, İznik'in en ünlü eseri olan ve adını minaresini süsleyen Selçuk tarzı, firuze renkli çinilerinden alan Yeşil Cami hemen göze çarpar. Ancak bugün görülen çiniler, daha düşük kalitedeki Kütahya çinileri. Girişindeki mermer kabartma ve mermer mihrabın oyma işçiliği dikkat çekiyor.
Hemen Yeşil Cami'nin karşısında bugün İznik Müzesi olan Nilüfer Hatun İmareti var. 1388'de Orhan Gazi'nin oğlu I. Murat tarafından annesi için yaptırılmış. Bir Bizans soylusunun kızı olan Nilüfer Hatun, Osmanlılar'ın en seçkin kadınlarındandı.
Bugün Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan yapının Çini Bölümü, ne yazık ki umulduğu kadar zengin değil. İstanbul'da ya da dünya müzelerinde daha çok İznik çinisine rastlamak mümkün. Yine de, çini fırınlarında ve Roma Tiyatrosu civarında bulunan çini parçaları sergisi görülmeye değer. Müzede, 15., 16. ve 17. yüzyıldan kalma Osmanlı çinileri, ünlü İznik kırmızısının uygulandığı seramikler var. Ayrıca Roma devrinden bronz heykelcikler, Bizans altın ziynet eşyaları, sikkeler, pişmiş toprak eserler, ölülerin gömülmesinde kullanılmış Erken Tunç Çağı küp mezarları bulunuyor. (Pazartesi hariç, her gün 08.00- 12.00 ve 12.30- 16.30 arası açık, 0224 757 10 27)
SAYISIZ TÜRBE VAR
Orhan Gazi'nin torunlarından biri olan Ahiveyn Sultan, ot ve çiçeklerden yaptığı ilaçları kullanarak hastaları iyileştirmesiyle ünlenmişti. 14. yüzyılda İznik'te yaşayan Ahiveyn Sultan, tıbbın yanısıra kültür ve teoloji alanında da ilerlemeler kaydedilmesine katkıda bulundu. Hazırladığı karışımlara bol miktarda afyon kattığından, halk tarafından Afyon Dede ya da Afyon Sultan olarak da bilinirdi. İznik'te, esnafın mesleklerini dürüstlükle sürdürmeleri için kurallar koyan Ahilik sisteminin kurucusunun o olduğu söylenir. Ahiveyn Sultan'ın, İstanbul Kapısı'na giderken, İsmail Bey Hamamı'nın yakınında, bir çocuk parkının içinde, çitlembik ağacının altında sade bir türbesi bulunuyor. İznik'teki sayısız türbe içinde, Lefke Kapısı'ndan geçince 300 metre ilerde Sarı Saltuk Türbesi var. Türbenin yapılış tarihi ve burada kimin gömüldüğü hakkında hiçbir yazıt yok. Ancak hayatı efsanelerle dolu Sarı Saltuk'a atfediliyor.
İZNİK CİVARI
İznik'in dışında da görülmeye değer bazı yapılar bulabilirsiniz. Henüz kentin dışına çıkmadan, Akçeşme yolundan İstanbul Kapısı'na doğru giderken, önce İsmail Bey Hamamı'na uğrayın. Kapısı her zaman açık olmayan hamamın en etkileyici yanı, kubbesindeki 12 spiral dilim ile tepesinde ve bu dilimlerde bulunan ışığın süzüldüğü cam delikler...
İznik'in 6 kilometre dışında, Elbeyli Köyü yolu üzerinde, tabelayla işaretlenmiş, sağa ayrılan yol, bir kilometre sonra, Hespekli'deki Roma dönemi, yeraltı mezarına varır. Bir Romalı çifte ait olduğuna inanılan mezarı görmek istiyorsanız, önce müzeye uğrayıp, size mezarı açacak olan bir görevliyi yanınıza almalısınız. Mezarın mimari bir özelliği yoksa da, burayı önemli yapan duvarları ve kubbeyi kaplayan freskler. Kapıdan girer girmez, karşı duvardaki tavus kuşları sanki birinin içeri girmesini beklermişçesine resmedilmişler. Yine, Elbeyli Köyü yolu üzerinde, İznik'in 8 kilometre kuzeybatısında, 2 kilometrelik bir toprak yoldan, bağların arasından geçerek Beştaş'a (Obelisk) ulaşılır.
İznik'ten uzaklaşıp köylere doğru gitmek de son derece keyifli. Özellikle İznik'e 8 kilometre mesafede Elbeyli istikametindeki İnikli Köyü’ndeki eski İznik evlerini, 30 kilometre uzaklıktaki, virajlı bir yoldan varılan ve Karadeniz doğasını andıran Elmalı Köyü’nde ise 1884'te çivi kullanılmadan yapılmış, tamamı ahşap, eşine az rastlanır camilerden birini görebilirsiniz.
GÖLÜN EN GÜZEL MANZARASI
İznik'in ve gölün en güzel manzarası, Abdülvahap Sancaktari'nin türbesinin bulunduğu 200 metre yükseklikteki tepeden seyredilir. Buraya aynı zamanda, Bayraklı Baba ya da Bayraklı Dede de deniyor. 8. yüzyılda, Arap orduları, Bizanslılar'ın elinde olan İstanbul ve İznik'e saldırırlar. Kumandan Battal Gazi'nin önderliğindeki İslam ordusunda savaşan Abdülvahap, düşman tarafından kafası kesilmesine rağmen savaşmaya devam eder. Bir arkadaşı ona, ‘‘kafan kesilmiş’’ der. Bunun üzerine, kafasını eline alır, yedi büyük adımda tepeye çıkar ve kendini oraya gömer. İznik çinisi o kadar değerli ki defolu olanları toprağa gömüyoruz, belki birileri bir gün bulur diye
İznik çinisi neden bu kadar değerli?
- Özellikle 16. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş devrinde yapılan camiler, medreseler ve saraylar bu çinilerle süslenmiş. Halkın günlük hayatında kullandığı bir şey değilmiş çini. Ya saray için yapılıyor ya da yurtdışına hediye olarak gönderiliyormuş. Hatta 23.5 x 23.5 cm. bir çini, bir koyun fiyatına gelirmiş. Bu kadar değerli olmasının nedeniyse, yapımının çok zor olması. Ana maddesi, yarı değerli bir taş olan kuvars. Türkiye'de yatakları bol olmakla beraber, işlenmesi çok zor bir malzeme. Kuvarsın en büyük özelliği, çiniye verdiği göz akı rengi. Bu renk, derinlik vererek, hem diğer renklerle uyum sağlıyor hem de yansıyan ışıkların gözü yormasını engelliyor. Hamurun yoğurulmasından, 900 derecedeki fırınlarda pişirilmesine ve ardından üzerine desenlerin çizilip boyanmasına kadar, her şey el emeği. Her parçanın üretilmesi 70 gün sürüyor ve bütün dengeler çok hassas. Özellikle pişirme sırasında en fazla genleşen kırmızı rengi boyamak özel bir yetenek istiyor. Son aşamada, boyanmış çiniler sırlanarak tekrar 900 derecede fırınlanıyor. İznik çinisi o kadar değerli ki, biz kırık ve defolu olanları toprağa gömüyoruz, belki birileri bir gün bulur diye...
Sotheby ve Christie gibi seçkin müzayedelerde, 16. yüzyıl çinilerinin diğerlerinden çok daha yüksek rakamlara satıldığını duymuştum...
- Evet, Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama ve gerileme devrinde eskisi kadar görkemli eserler yapılamadı. Çini atölyeleri saray tarafından finanse edilemez oldu. Bunun üzerine, daha az kaliteli ve ucuz olan ve zaten halkın da kullanmakta olduğu, Kütahya çinileri İznik çinilerinin yerini aldı.
Özellikle kırmızı renkli laleler beni büyülüyor. Bir özelliği var mı?
- 1535'ten önce kullanılan mavi, turkuaz, opak sarısı, yeşil ve morun yanısıra, lale motifini daha etkileyici yapabilmek için mercan kırmızısı yaratıldı. Belki de, bu kadar zor elde edildiği için büyüleyici...
İznik çiniciliğini canlandırmak için neler yapılıyor?
- İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı, 400 yıl önce üretimi biten İznik çinisini yeniden hayata geçirmek için 1995'te kuruldu. Vakfın ArGe merkezindeki çalışmaları, TÜBİTAK ve Princeton Üniversitesi'nden de destek gördü. Çiniler, 16. yüzyıldaki formüle uygun olarak, yüzde 85 oranında kuvarsla ve vakfın kendi ürettiği boyalarla yaratılıyor. Japonya ve Almanya gibi ülkelerden gelen sanatçıların, atölyelerimizde bizimle beraber çalışıp kendi çinilerini ürettiklerini görmek de çok keyifli. Bu arada devamlı yurtiçi ve yurtdışından siparişler alıyoruz. Tokyo'da Dostluk Anıtı, Kanada'da Barış Bahçesi, Taksim- Levent metro hattı, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, THY Dış Hatlar, Sabiha Gökçen Havaalanı ve Çırağan Oteli sadece birkaçı. Ayrıca ev, restoran, büyükelçilik, kışla, iskele, müze gibi sayısız mekanı da çinilerle süsledik.
İZNİK VAKFI
Çinicilik üzerine, yılda iki kez, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ve 70 gün süren kurslar veriyor. Sahil Yolu, Vakıf Sok. No:13, İznik, 0224 757 60 25 (3 hat), www.iznik.com
SÜLEYMANPAŞA MEDRESESİ
Ayrıca İznik Süleymanpaşa Medresesi'nde (Çiniciler Çarşısı, 0 224 757 75 88, www.iznikdefteri.com) hem çini alışverişi yapabilir, hem de avluda çayınızı içerken çini boyayan genç kadınları seyredebilirsiniz.
YALOVA
Antik çağdan bugüne şifa
17 Ağustos 1999 depremiyle yerle bir olan Yalova, yeniden kurulup yaşama sıfırdan başlarken, sadece 11 kilometre uzağındaki Yalova Kaplıcaları, antikçağlardan bugüne gelen yapılarıyla, şifa arayanlar için hálá önemini koruyor.
Antikçağ insanları, yeraltı sularının ve buharın, iyileştirici özelliğinin yanında, bazı güçleri de olduğuna inandılar. Hatta mitolojide birçok tanrı ve tanrıçanın, suyla ilgili öyküleri vardır. Sağlık Tanrısı Asklepios, Su Perileri Nemfler, Kuvvet Tanrısı Herkül, çoğunlukla hamamların dış duvarlarında, heykel ve kabartma olarak yerlerini aldılar. Putperestler, Yalova'da da bu tanrılara mabetler yapmış ve hastalar rüyalarında gördükleriyle dertlerinden kurtulacaklarına inanmışlardı. 4. yüzyılın başında, burada günlerini ibadetle geçiren üç kız kardeş gelen hastaları iyileştirdiklerinden, halk tarafından kutsal sayılıyorlardı. Kız kardeşler, kısa sürede benimsedikleri Hıristiyanlığı yaymaya başladılar. Bunu duyan putperest Bizans İmparatoru, onlara Hıristiyanlığı terk etmelerini emretti. Bu isteği reddedilince de onları öldürttü.
O günden itibaren, Nemfler yerlerini, din uğruna burada öldürülmüş olan bu üç azizeye bırakır. Kısa bir süre sonra, İmparator Constantinos, Hıristiyanlığı Bizans İmparatorluğu'nun resmi dini yapınca buranın önemi artar. İmparator annesi Helena'yla buraya sık sık geldiğinden, hastaların dinlenmesi için bir bina ile Arhangelos Kilisesi'ni yaptırır.
6. yüzyılda da, İustinianos buraya yeni bir saray ve hamam yaptırır. Türkler'in buraya gelmesi ve Müslümanlığın yayılmasıyla, Nemfler'in ve Üç Azize'nin yerini, bazılarına göre Bineva Baba, bazılarına göreyse Ababuş diye anılan bir derviş alır. Dervişin, çıplak bir halde, elinde bir tahta kılıçla halkı Müslümanlığa çağırdığı söylenir. Osmanlı döneminde, Bursa'nın başkent olmasıyla, burası önemini kaybeder, ancak 19. yüzyılda Sultan Abdülmecid'in romatizmadan çeken annesi buraya gelir, yeni banyolar ve köşkler yaptırır. I. Dünya Savaşı'ndan önce, kaplıcaların yabancı sermayedarlara kiraya verilmesinin ardından, burası önemli bir eğlence ve sağlık merkezi haline gelir. Ancak, Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde terk edilir.
Bugün Yalova Termal Kaplıca Tesisleri dünyaca tanınmasını, 1929'da buraya gelen ve termali çok beğenen Atatürk'ün çabalarına borçlu. Atatürk'ün buraya dinlenmeye geldiğinde kaldığı köşk bugün gezilebiliyor. (Atatürk Köşkü Müzesi, 0226 675 70 28)
3800 dönümlük park, bahçe ve koruluğun içindeki binlerce ağacın arasında, Bizans döneminden kalan Kurşunlu Sauna- Hamam, Termal Açık Havuz, Sultan Abdülmecid'in annesi Valide Sultan için yaptırdığı ve 50 yıl önce köylülerin bir yumurta karşılığı girdiği, Valide Banyo (kadın- erkek ayrı Türk hamamı), Atatürk'ün yaptırdığı özel Termal Sauna Hamam, buhar tedavisi ve mide suyu gibi bölümler var. MÖ 2 bin yılında bir deprem sonucu gün ışığına çıkan Yalova'nın termal suları, romatizmal, metabolizmal, böbrek ve idrar yolları, deri ve sindirim sistemiyle ilgili hastalıklara iyi geliyor. Ayrıca etrafı keşfetmek isteyenler için, Yalova Termal Kaplıcaları'na 8 kilometre mesafede, el değmemiş bir ormanın içinde, 40 metreden dökülen Su Düşen Şelalesi ve oluşturduğu gölün etrafında alabalık tesisleri ve piknik alanları var. (Banyolar, 08.30- 22.00 arası açık. Tatil günlerinde, banyolara girmek için sıra oluyor. Havlu ücretsiz, kiralık mayo var. Tesis otellerinde kalanlar, termallerden ücretsiz yararlanabiliyorlar. 0226 675 74 00, www.yalovatermal.com)
GEMLİK
Bursa civarında en eski kent
Yalova'dan 40 kilometre mesafedeki Gemlik, Bursa civarında kurulan en eski kent. Tarihi MÖ 12. yüzyıla kadar uzanıyor. Türkler'in ilk tersanesi Gemlik'in adını, gemilerin yanaştığı ve üretildiği yer anlamına gelen ‘‘Gemilik’’ten aldığı söyleniyor. Bugün, bu Türkiye'nin ilk özel limanında, sahil boyunca gezinmek ya da İstiklal Caddesi'nde, reçeline kadar, türlü zeytin satan dükkanlardan, Zeytin Hali'nden ve Salı Pazarı'ndan alışveriş yapmak keyifli. Merkezden Kumla yönüne 6 kilometre gidince, sahilde Küçük Kumla ve Büyük Kumla'ya varılır. Ayrıca Armutlu istikametinde, Karacaali, Narlı, Kapaklı, Fıstıklı köyleri de görülebilir. Gemlik'e 37 kilometre uzaklıkta, 1394'te inşa edilmiş, Türkiye'de en yüksek radyoaktivitesi olan Armutlu Kaplıcası, tedavi arayışı içinde olanlar arasında oldukça revaçta. Gemlik'e 18 kilometre mesafede Hayriye Köyü yakınındaki Fevziye Köyü’ndeki Karagöl, dağcılar için keyifli olabilir.
Gemlik'ten Adapazarı- İznik yoluna girince, yol üzerinde sıralanan eski Osmanlı köylerini kaçırmayın. Gemlik ve Orhangazi'ye aynı mesafede olan, tabelalarla işaretlenmiş, Karsak, Gemiç ve Yeni Gürle köyleri, birbirine oldukça yakın. Karsak ile Gemiç, Gemiç ile Gürle (ve Eski ve Yeni Gürle) arası 3- 4 kilometre. Patika yollardan köylere de yürüyebilirsiniz. Köylerden sonra, Gemlik çıkışından 3 kilometre mesafede, tepede Umurbey'de, yol üzerinde tabelayla işaretlenmiş Celal Bayar Müzesi var. Bayar'ın doğduğu ev, 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin tipik bir örneği. Burada anıt mezarı ve müzesi gezilebilir. (Celal Bayar Müzesi ve Kütüphanesi, pazartesi hariç her gün, 08.30- 17.00 arası açık, 0224 525 00 98)
ARBORETUM
Yalova Termal Tesisleri'nden, Yalova merkeze doğru 7 kilometre mesafede, 1980 yılında Hayrettin Karaca tarafından, bir ev bahçesi olarak başlayan ve bugün 13.5 hektar arazi üzerine yayılan Türkiye'nin ilk Arboretum'u var. 1992'de Nihat Gökyiğit'le beraber Tema Vakfı'nı kuran Hayrettin Karaca'nın Arboretum'unu her pazar gezmek mümkün. (Turlar, pazar günü, kışın 13.00- 17.00, yazınsa 13.00- 18.00 arası. Pazar haricinde diğer günler, randevu almak koşuluyla, gruplara açık. Yalova, 0226, 833 77 67, www.karacaarboretum.org)
KAÇIN
İznik çinisinin, Osmanlılar'ın formülüyle yeniden üretildiğinden haberdar olmamak
İznik'te, özellikle kışın, Ayasofya'yı ya da yeraltı mezarını açacak bir görevli olduğunu sanmak
İznik'in küçük bir yerleşim olduğuna bakıp, tarihi yapılarının zenginliğinin farkında olmamak
Gemlik'e uğrayıp eski Osmanlı köyleri Karsak, Gemiç ve Yeni Gürle'yi gezmemek
YAKALAYIN
Yazın, İznik'e 17 km. mesafedeki Sansarak Kanyonu'nda yürüyüş yapmak
Yurtdışına giderken, hediye olarak İznik çinisi almak
İznik Vakfı'nın çini kurslarına katılmak
İznik Gölü'nde yelken yapmak
İznik Müzesi'nin bahçesini de gezmek |