|
BİR okuyucumuz son zamanlarda Kıbrıs konusunda neden yazmadığımızı merak etmiş...
Bir de temennisi var:
Artık Denktaş'ın haklı olduğunu savunan hemen hemen kalmadı. Siz de vazgeçin diyor.
Belli ki bu sütunlarda Rauf Denktaş'ı savunduğumuzu düşünenlerden biri de o... Oysa oradaki gerçek çok önemli ve çok başka...
Örneğin Rauf Denktaş da ‘‘Rauf Denktaş'ı’’ değil, ‘‘Kıbrıs'taki Türk varlığının 10 sene, 20 sene sonra erimemesi için ne yapılması gerektiğini’’ savunuyor.
Yoksa bu satırların yazarı 70'ini, Rauf Denktaş da 80'ini aştı... Üstelik Annan Planı'na hemen ve gözü kapalı şekilde ‘‘evet diyelim’’cileri Denktaş veya biz destekleyecek olsak, normal ömür çizgimiz içinde o planın tuzaklarından hemen hiçbiri ortaya çıkmayacağı için alkışlananlar arasında yerimizi alır, rahat ederdik.
Gerçekten öyle yoğun bir ‘‘Verelim bitsin’’ kampanyası içine düştük ki, eski büyükelçi ve eski bakanlarımızdan Kamran İnan üzüntüsünü telefonda, ‘‘Türkiye'deki en zayıf lobi, Türk lobisi’’ diyerek aktardı.
Konuyu karıştırmayalım:
Bir süredir Kıbrıs konusunda yazmayışımızın iki nedeni var:
Ortada o kadar çok Kıbrıs uzmanı var ki... ‘‘Bari onlardan öğrenelim’’ demeye kendimizi mecbur hissettik. Örneğin pek ateşli bir ‘‘ver kurtul’’ politikası izleyen bir gazetemiz geçen gün, ‘‘Annan'ın dört temel koşulunu kabul ettiğimizi söyleyince elimizin güçlendiğini’’ manşetinde ilan ediyordu.
Buyurun bakalım... Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos söz konusu koşulları kabul etmeden masaya oturacağını açıkladı. Şimdi Rumların eli çok mu zayıflamış oldu?
İkinci neden daha basit:
Neyin gerçek, neyin yalan olduğunu anlayamadığımız bir haber furyasıdır gidiyor... O nedenle bekledik.
Şimdi bazı temel bilgilere sahibiz. O nedenle önümüzdeki günlerde bu konuya daha sık değineceğiz. Ama başlangıç için ifade edelim:
Önümüzdeki salı günü New York'ta, Annan Planı zemininde başlayacak görüşmelerde baş görüşmeci Rauf Denktaş olacak.
Denktaş'ın baş görüşmeci olması çok açık bir anlama gelir:
Türkler Kıbrıs'ta iki kesimli bir zemin üzerinde, iki eşit egemen halk olarak bir ortaklığın kurulması ilkesinden vazgeçmeyecekler.
Bu temel ilkeler Annan Planı'na entegre edilebilirse mesele yok.
Yok onu da istemeyelim... İmzayı basıp bitirelim diyorsanız, biri çıkıp sorabilir, ‘‘Siz hangi ulusun çıkarlarını savunuyorsunuz?’’ diye...
|