|
‘ARTIK yerli filmler yabancıları geçiyor’ haberi (Salı, 27 Ocak 2004, Hürriyet), beni bir yandan çok mutlu etti, bir yandan da eski günleri anımsattı.
Türk sineması birkaç yıldır seyirci buluyor, Türk seyircisi kendi sinemasını yaşatıyor.
Unutmayalım, yıllar önce Türk filmi oynatan sinema salonları boştu, iyi salonların gümüş ekranına bu filmlerden biri bile yansımazdı.
Kötü günlerin suçlusunu/suçlularını arayalım mı, yoksa bugüne sevinerek belleğimizin bir lobunu iptal mi edelim?
Boş salonlar döneminin suçunu ikiye bölüyorum; yarısı sinemacılara ait, yarısı da seyircilere.
Türk filmleri seyredilemeyecek kadar kötü müydü?
Bir ülkenin sinemasını toptan karalamak, yok saymak, gerek sinema tarihi, gerek bir ulusun kültür tarihi ve toplumsal tarihi açısından çok yanlıştır. Bunu yapanların aşağılık kompleksi derecesinin yüksekliğini tahmin etmek istemiyorum.
Sinemacılar, özellikle prodüktörler, ‘‘halk böyle istiyor’’ gerekçesiyle düzeyi çok düşürdüler.
Oysa bugün anlaşıldı ki, halk iyi filmlere gidiyor.
Türk filmlerini çok kötüledik, aşağıladık, hatta kültürel megalomanisini ispatlayanlar, tek cümleyle sinemamıza dudak bükerlerdi:
‘‘Ben Türk filmi seyretmem.’’
İthal züppeliklerin en zavallısıydı bu tavır.
* * *
KÜLTÜR milliyetçiliği yaptığımı sanmayın. Ne var ki, her ulusun kendine özgü bir sinemasının varlığını da inkár etmeyelim.
Amerikan sineması, Çin sineması, İran sineması, Türk sineması var. Bizim bu sinemayı uluslararası tanıtım alanına sokmamız gerekiyor.
Çoğu zaman şikáyet ettiğimiz, kıyasıya eleştirdiğimiz televizyonun, Türk filmlerini sevdirme konusunda çok önemli, tarihi bir görevi yerine getirdiğine inanıyorum.
Genç kuşaklar bizim sinemamızı, televizyondaki gösteriler aracılığıyla öğrendi.
Yalnız yerli sinema mı? Yerli edebiyatımız da bir zamanlar aynı kaderi paylaştı, yanlış algılanan bir Batı hayranlığı altında serpilemedi.
‘‘Ben tercüme okurum, bizimkileri okuyamıyorum,’’ diyen, göstermelik okur tavrının tanığı olan bir kuşaktanım.
Şimdi bizim yazarlarımızın eserlerinin satışı çoğu zaman yabancı yazarların satışını geçiyor ya da onlarla eşitleniyor.
Kısacası sanatın, edebiyatın, sinemanın yerel-evrensel dengesi kuruldu.
* * *
DİLERİM Türk sineması iyi filmlerle seyircinin daha çok ilgisini çeksin.
Türk filimlerini seyretmeliyiz. Sinemalara giderek, salonları doldurarak onları biz yaşatacağız. |