|
OKYANUSUN karşı yakasıyla mevcut saat farkından dolayı bu satırları Recep Tayyip Erdoğan, George W. Bush görüşmesi henüz başlamadan yazıyorum.
Fakat ABD gezisindeki ilk aşamanın olumlu geçtiğini şimdiden söyleyebiliriz.
Anlaşılıyor ki, ‘‘krem dö la krem’’ denilen cinsten ve Amerikan ‘‘kaymak tabakası’’nı oluşturan kurumlar önünde Cengiz Çandar'ın deyimiyle ‘‘görücüye çıkan’’ (!) Erdoğan, ufuklu ve cesur bir ‘‘damat’’ (!) olarak kendisini beğendirdi. Sonrasının da aynı seyri izleyeceği konusunda fazla bir kuşku duymuyorum.
* * *
BUNUN böyle olmaması için de zaten bir neden yok. Yoktu da. Hatta, ‘‘görücülerin’’ Ankara liderine gıyaben ‘‘söz kestikleri’’ bile biliniyordu.
Bugünkü ‘‘Türkiye modeli’’, dolayısıyla da o ‘‘model’’in siyasi mimarı durumundaki AKP önderi sırf tüm Batı dünyası için değil, bihassa ve de özel olarak Birleşik Amerika için ender nitelikli bir ‘‘damat’’ kimliği taşıyor.
Zira, 11 Eylül travmasını üzerinden atamamış ve ‘‘medeniyetler çatışması’’ eşiğine gelmiş ‘‘W’’ rumuzlu Bush'un ülkesi, hanidir, elinde dev projektör, çelişkileri kısmen törpüleyecek ve farklı değerleri harmanlayacak bir ‘‘emsal’’ arıyor.
Kör değil, tüm İslami alemindeki tek ‘‘emsal’’in de Türkiye olduğunu görüyor.
Ve, asla neticeye değil hep Hatice'ye bakan bizim ‘‘laikçi’’ler gibi kadı kızında kusur aramadığından da, yöneticilerimizin eşlerinden bazılarının Washington'da başörtüsü takması, Çankaya türü bir ‘‘skandal’’a (!) dönüşmüyor.
Dolayısıyla, gerek ABD ‘‘kaymak tabaka’’sı, gerekse Bush'un önüne ‘‘armut piş, ağzıma düş’’ diplomasisi sunan ‘‘beyin takımı’’ yukarıdaki ‘‘Türkiye modelini’’nin kıymetini çok iyi anlıyor ve ‘‘damad’’ı alayı vayalyla bağrına basıyor. Bassın kerata, hep biz bağrımıza taş basacak değiliz ya!
* * *
FAKAT bundan ötürü kendimizi dev aynasında görmek gafletine düşmeyelim. ‘‘Irak tezkeresi vukuatı’’na kadar pek bir dil pelesengi ettiğimiz ‘‘Türkiye'nin vazgeçilemezliği’’ (!) türünden hayallere kapılmayalım. Belki az acıtır, çok ağlatır ama, bir raddeden sonra herkes ‘‘vazgeçilebilir’’dir.
Hele hele, ABD gibi bir ‘‘ultra süper güç’’ün; üstelik de George W. Bush aklıyla yönetilen o süper gücün ‘‘ötekinden vazgeçebilmek’’ marjı daha da geniştir. Ve, sonucunu bilmeme rağmen şimdiden yazmakta tereddüde düşmüyorum.
Başbakan'ın dün aynı Bush'la gerçekleştirdiği temasta Washington tarafı yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuz, Kıbrıs denkleminin çözümlenmesini istedi. Amenna, çünkü son MGK oturumunun ardından artık galiba biz de istiyoruz.
* * *
ANCAK biz Ada'da çözümü, stratejik gerekçeleri nedeniyle Beyaz Saray öyle istediği için değil, toplumsal ütopyamızı oluşturan ve aidiyetini talep ettiğimiz Avrupa'yla bütünleşmek; onun demokrasi ve refah coğrafyasıyla kenetlenmek için istiyoruz.
Üstelik ben kendi hesabıma, Başbakan'ın da akl-ı selimle kaydettiği gibi, ne ABD'nin ‘‘aman Türkiye'yi alın’’ diye AB'yi ha bre dürtüklemesini; ne de Ankara'nın aynı ABD'ye ‘‘hadi, şu Brüksel'i bir çimdikle’’ diye ‘‘kulis yapmasını’’ arzuluyorum.
Çünkü bir, ‘‘Sam Amca’’nın Avrupa'yı küçük düşüren bu girişimleri orada tepki yaratıyor ve ‘‘Türkiye içimizde Truva atı mı olacak’’ sorusunu daha çok pekiştiriyor. Ve de çünkü iki, bizi aynı ‘‘Sam Amca’’ya boşu boşuna ‘‘gebe bırakıyor’’..
Amerikan ‘‘görücü’’ye işte ‘‘damat’’ beğendirdik, bir de Kıbrıs'ı çözümleyelim, gerisi bizim üzerimize vazifedir! |