|
BEN yoksulları tanırım.
Onlar asla yardım dağıtılan kamyonların peşinden koşup, paketleri kapmak için birbirlerini ezmezler.
Sessiz-ürkek ve çekingendir yoksullar.
Gururları, açlık duygularından büyüktür.
Onları ne yemek çadırlarında görebilirsiniz, ne de yardım istemek için belediyenin kapısında.
Onurları, yoksulluklarını gizleyecek kadar yücedir.
Belki de yoksul oluşlarının nedenidir bu.
*
Beni bunları yazmaya iten, gazetelerde-televizyonlarda kimi soygun ve yağmaların yoksullara mal edilişi oldu.
Karlı günlerde yola terk edilen otomobillerin camlarını kırıp yağmalayanların ‘‘açlıktan’’ bunu yaptıklarını duyurdu medya.
Ertesi gün Zonguldak'ta ünlü kömür işçisi heykelinin önündeki dekoratif elli kilo kömür çalınmıştı.
Bizim medya yine suçluyu buldu:
‘‘Yoksulluk heykelin kömürünü çaldırdı...’’
Tüm bunlar doğru değil.
Bu yoksullara iftira olur.
Yüzsüzlük, yağmacılık, hırsızlık yoksulların asla yapamadıkları şeylerdir.
*
Kaçak elektriği en çok mülk sahiplerinin kullandığı, yeşil kartlıların apartman sahibi olduğu, yıkılmayan gecekonduların ‘‘partiye’’ dayandığı ve en büyük yağmaların örgütle yapıldığı bir ülkedir burası.
Yoksul?
O yoksuldur.
Sessiz, küskün, utangaç, hatta beceriksiz...
Kimsenin malına göz dikmez.
Ne çalmayı bilir, ne yağmayı.
Tam tersine kapısını çaldığınızda, yarım yoksul ekmeğini paylaşır sizinle o.
Yüreklerindeki o namus-onur değil midir, bu kadar vurgunun ortasında onları yoksulluğa mahkum eden?
Yüreğine taş basar yoksul.
İsyanları dahi bir gecenin sabahına yakın, karanlık ağarmadan önce, biraz hıçkırıktır.
Gözyaşlarını gizler.
Ağladıklarını göremezsiniz yoksulların.
Yoksul olan ekmekleri-aşlarıdır.
Yürekleri değil... |