|
Francisco Olivera, ABD'de 21 bin kişilik bir kasabanın TV istasyonunda çalışan çok sevilen bir meteorologdu. Fakat yanlış bir tahmin yapınca hayatı trajik bir şekilde son buldu.
Bir akşam ‘‘yarın kasabada metrekareye 5 kilogram yağış düşecek’’ dedi ama yağış 25 kilogram oldu. Vilcanota Nehri taşarak 250 evi önüne alıp götürürken, 17 kişi boğuldu. Sel suları çekildikten sonra kızgın kasabalı TV istasyonunu sardı. Francisco'yu işini doğru yapmamakla suçluyorlardı. Kendini bilmez birkaç kişi içeri girip Francisco'yu dışarı çıkarttı. İstasyonun arkasındaki ağaca bağlayıp linç etti. Katillerden altı tanesi cinayetten yargılandı ama ‘‘haklı nedenlerle’’ adam öldürmekten (justifiable homicide) serbest bırakıldılar! Duyumlara göre şu an kasabada yaşam normale dönmüş ama hava durumu sunuculuğu hálá boş...
Bu gerçek hikaye, Ahrens'in ‘‘Meteorolojinin Temelleri’’ adlı kitabında bulunuyor. Tek başına Francisco, yağış miktarını doğru tahmin edemediği için ‘‘işini doğru yapmamakla’’ suçlanmıştı. Türkiye'de ise yaklaşık olarak dört bin kişinin çalıştığı meteoroloji teşkilatı, ‘‘etkili yağış bekleniyor’’ diyebildiği için ‘‘çok başarılı’’ bulunuyor! Özetle, hapishanede doğup büyüyenler nasıl ki dışarıyı hayal edemiyorsa, Türkiye'de modern meteoroloji hayal bile edilemiyor...
YALANCI ÇOBAN SENDROMU
Halbuki meteorolojide yağış, etkili/etkisiz diye (komik bir şekilde!) sınıflandırılmaz. Sadece ‘‘Kaynak, Yer, Zaman, Miktar ve Olasılık’’ belirten bültenlere hava tahmini denir. Hal böyleyken, örneğin, 25 ve 26 Aralık 2003 tarihinde gazetelerimizde ‘‘Antalya'da sel felaketi’’ başlıklı haberlerle ‘‘Meteorolojiden doğru tahminler’’ başlıklı haberler yan yanaydı. 24 Ocak 2004 tarihli gazetelerimiz de ‘‘Meteoroloji uyardı ama...’’larla dolu... (‘‘Bu uyarılar nasıl yapılır?’’ için bkz: http://iwin.nws.noaa.gov/iwin/us/winterstorm.html)
22 Ocak 2004 günü Antalya'da havalimanında ikinci kez hasara yol açan hortumdan da bizi Allah korudu! Bildiğim kadarıyla meteorolojiden (saçma da olsa) ‘‘etkili hortum’’ uyarısı yapılmadı. Ülkemizin havası da ehil ellere teslim edilebilseydi, ihtiyaçlarımız doğru analiz edilip planlanabilir, meteoroloji radarları öncelikle İzmir ve Antalya gibi önü denize açık ve sürekli olarak sel ve hortum tehlikesine maruz kalabilen yerlere konulup çalıştırılabilirdi. Artık internete girebilen herkesin gördüğü genel hava durumu bilgisinden farklı olarak, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yağışın saati, semti ve miktarı verilebilirdi. NASA'nın, Mars'a ikinci robotunu indirdiği bir günde ‘‘etkili kar yağışı’’ diyebilmek bize yeter mi, yakışır mı?
Meteorolojinin her etkili kar yağışı uyarısı, hep aynı şeyi mi ifade ediyor? Örneğin, 17 Aralık 2003 Çarşamba günü İstanbullular günler öncesinden ilan edilen etkili kar yağışını boşuna beklemişti. Türkiye'de yağmayan veya etkili olmayan yağışın hesabı sorulmaz. Bunu bilen meteoroloji de sağlamcı davranarak her ihtimalde ‘‘yağış/etkili’’ der durur. Örneğin, Van Valisi'ni isyan ettiren ‘‘Van ve çevresinde hava sürekli olarak kapalı ve yağışlı’’ denilmesinin de nedeni budur. Bu durum halk arasında ‘‘Yalancı Çoban Sendromu’’na neden olduğu için gerçek meteorolojik ihbarların da gözardı edilmesinde önemli rol oynuyor.
Eğer meteoroloji, ‘‘yarın şurası ve civarında hava sıcaklarının 3-5 derece olması bekleniyor; hava yer yer, zaman zaman yağışlı olacak’’ şeklinde hava tahmini yapmak; ya da ‘‘yağışın etkili olması bekleniyor’’ şeklinde ihbar vermek ise dört bin kişilik bir teşkilata ne lüzum var? Artık internete girebilen herhangi bir meteoroloji meraklısı da o ‘‘tahmin ve ihbar’’ denilen bilgileri bir hafta öncesinden görebiliyor/yapabiliyor.
22 Ocak 2004 tarihinde İstanbul'da beyaz kabusa dönüşen kar yağışında, yağışın hangi saatlerde İstanbul'un neresinde başlayacağı ve ne kadar kar yağacağını söyleyemediği için meteoroloji görevini yapamamıştır. Devletimiz ise meteorolojiye teknik bir kurum olarak bakmaz, risk yönetimini ihmal eder, yaygın eğitim ve öğretimle vatandaşlarımıza güvenli bir yaşam kültürü ve bilinci vermez. Belediyeler ise ‘‘Karla Mücadele Planı’’ hazırlayıp uygulamadığı için hatalıdır. ‘‘Türk'ün aklı gözündedir’’ ama medya araçlarımız hava durumu programlarında, basit haritalar üzerinden fırtınaların geldiğini halka göstermez. Bireyler olarak da güvenliğimizi tümüyle devlete ihale eder, en basit kurallara da uymayız...
BAKTIM KAR HAVASI EVE GEL KÖR OLASI
Eğer meteorolojimiz nerede (semt) ve ne zaman (dakika veya saat) ne kadar (kaç santim kar) yağacağını söyleyebilseydi (http://forecast.uoa.gr/forecastnew.html). Trilyonlar verilen fakat akıbeti meçhul meteoroloji radarıyla da İstanbul'a yaklaşan kar yağışının ekosunu İstanbul ve çevresindeki yol haritasının üzerine koyup halka gösterebilseydi, görevini büyük ölçüde yapmış olacaktı. (http://www.wunderground.com/radar/mosaic.asp'de bir bölge seçtikten sonra yolları da görmek için ‘‘2x Version’’u tıklayın.)
Belediyeler de yollarda karla mücadeleyi etkin bir şekilde yapabilmek; trafik problemlerini en aza indirmek; önemli yolları trafiğe açık tutmak; karla mücadele için yapılan harcamaları ve tuzlamayla çevreye verilen zararları azaltmak için ‘‘Karla Mücadele Planı’’ hazırlayıp uygulamaya koymalıydı (http://www.hudsoncountynj.org/dept/public_resources/snow_plan/).
Bu planlar şehirde oluşması beklenen kar yüksekliklerine göre aşamalı olarak devreye sokulurdu. Ayrıca meteoroloji radarından kar yağışı takip edilebileceği için kar ‘‘aniden bastırmaz’’, tuzlama vb. müdahaleler doğru zamanda, yerde ve miktarda yapılabilir, trafik yavaşlar ama kilitlenmezdi.
‘‘Baktım kar havası, eve gel kör olası’’ şeklindeki atasözümüze benzer tavsiyeler de artık birer çözüm değil. Modern meteoroloji bilgi ve teknolojisini kullanamadığız acı bir gerçektir. Artık Türk'ün Türk'e propagandasından vazgeçip, ülke yararına gerçeklerimizle yüzleşerek güzel ve iyiye doğru değişelim.
Yine ‘‘etkili bir yağışla etkilenmezsek’’, rüzgar konusu haftaya kaldı. |