28/01/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Gezi Son Güncelleme 19:07
28.01.2004
Tek başına Assos seyahati insanı keser mi?

Ayşe ARMAN

Cevap veriyorum: Kesmez! Sevgili arkadaşım Sinan'ı de kesmemiş. Size daha önce Sinan ile Hayal'den söz etmiştim. Assos'ta onlarda misafir kalmıştık. ‘‘Huzur ile aşk birarada olur mu?’’ yazısını onlardan ilham alarak yazmıştım. Bugünkü seyahat yazısını Sinan'ın kaleminden okuyacaksınız.

Keşke, herkes bu kadar sevilse. Keşke, her koca duygularını bu kadar kolay kaleme dökebilse. Kendisini bu kadar net ifade edebilse. Haftaya, bizzat ben seyahatteyim. Dükkan kapalı yani. Ondan sonraki hafta nereye gittiğimi okursunuz...

İşler kesat. Gazetelere bakılırsa günlük güneşlik, kimin için bilmiyorum. Öyle kolay değil. Sürekli yollarda müşteri temasları. Bazen başarı, çoğu zaman hüsran. Toplantı bitmiş, yine direksiyon sallıyorum. Bandırma-Balıkesir arası yavaş yavaş ilerlerken, aklımda binlerce soru işareti, ‘‘İşler açılır’’ diye endişelerimi derinlere itmeye çalışıyorum.

Bir-iki saatlik toplantıdan sonra, akşamüstü Assos'a, köy evimize gidip, ilerisi için daha net düşünmek istiyorum. Eşim ve çocuklar yok.

Rahat düşünme imkanı yakalarım diye onlardan birkaç günlüğüne ayrılıyorum.

*

Edremit üstünden, ver elini Assos. ‘‘Akşam limanda balık, rakı, sonra da güzel bir Toscano purosu’’ düşüncesiyle gaza biraz daha yükleniyorum. Assos kavşağında eşekler otluyor, köy çocukları el sallıyor, bol oksijenli temiz hava ciğerlerimi yakıyor. Özlemişim. Şimdiden iş hayatının bunaltan stresini atıyorum!

*

Nuri Efendi evi temizletmiş, kalorifer yanıyor. Her şey yolunda. Bahçe kapısını açınca, çimlerin ortasındaki, çocukların kale direği olarak kullandıkları ceviz ve badem ağaçları sanki bana bakarak gülümsüyorlar. Sarkan çıplak dalları toparlanıyor. Soğuk havada sinmiş çimler, birden canlanıyor.

Ben eve doğru yürürken, onlar, bahçe kapısını gözlüyorlar. Arkamdan çocukların gelmediğini görünce, yine boyunları bükük mırıldanıyorlar:

‘‘Neden gelmedi çocuklar? Futbol oynamak için onları bekliyoruz!’’

‘‘Saçmalamayı bırak’’ diyorum, ‘‘Çimler konuşmaz. Kafan iyice dağılmış senin!’’

Evin içi sıcak ve rutubetli, yerleştikten sonra ilk iş, köşedeki şömineyi yakıp, karşısına uzanıyorum. Alevler dans ediyor. Yükseldikçe yükseliyorlar. Ama sonrası hüsran. Her zaman muhteşem yanan zeytin dalları, bugün kor oluyorlar. Odunlar da çıtır çıtır ses çıkarırken benimle konuşuyorlar:

‘‘Hayal nerede? Ona sarılıp, karşımızda aşkınızı tazelemeniz bize de hayat veriyordu. Ne bu böyle, kuru kuru yalnız gelmişsin?’’

Yeter bu kadar!

Arabaya atlayıp, limana iniyorum.

*

Kervansaray boş.

Tanıdık yüzler karşılıyor.

‘‘Yenge ve çocuklar nerede?’’

‘‘Yalnız geldim. Ne balık var?’’ diye cevap verip, şöminenin yanındaki masaya kuruluyorum. Deniz levreği, roka, taze soğan ve rakı. Keyfim yerine geliyor.

‘‘Baba, yemekler gelene kadar pingpong oynayabilir miyiz?’’

Oğlumun sesi kafamın içinde yuvarlanıyor.

‘‘Tabii. Balıklar gelince sizi çağırırız!’’

‘‘Abi. Bir şey mi dedin, duyamadım...’’

‘‘Hayır Feridun. Yok bir şey!’’

İstanbul'a dönünce bir doktora mı görünsem, insanın kendi kendine konuşması iyi bir şey değil...

‘‘Yarın akşama tavuk çıkardım. Marine de ettim. Yanında domates ve biber de yaparız. Ateşte iyi oluyor. Bir şişe de Cabernet Sauvignon. Ne dersin canım?’’

‘‘Tavuk, süper fikir!’’

‘‘Abi. Balık istemiyor musun? Tavuk nereden çıktı şimdi?’’

‘‘Yok Feridun. Balık yiyeceğim. Sen bana aldırma.’’

Herhalde çok yorulmuşum. Bir an önce yatsam iyi olur düşüncesiyle, neşesi kaçan yemeğimi bitirip, eve dönüyorum.

*

Ağaçlar boyunları bükük, rüzgara karşı direniyorlar. Çimler ezik. Şömine yanmamakta ısrar ediyor. İçim daralıyor.

‘‘Çocuklar yattı. Sen çık. Şimdi geliyorum. Bekle beni lütfen. Uyuyayım deme...’’

Kafamın içindeki sesler bitmek bilmiyor. Yavaş yavaş, merdivenleri tırmanıp arkama bakıyorum. Belki hayal ettiğim şey gerçek olur diye. Ama hayır! Kimse yok.

*

Yatak buz gibi.

Ayaklarım donuyor. Ben sevgilimi bekliyorum. Sarılıp ısınalım diye. Onun yastığına doğru yaklaşıp sarılıyorum.

Hani gelecekti, çocuklar çoktan uyumuştu...

Ayaklarım iyice buz kesiyor. İkinci battaniye de işe yaramıyor. Tek çare kıvrılıp uyumak. Şiddetli rüzgar, panjurları tartaklamakla meşgul. Saatler sonra içeri giren ışık, göz kapaklarımı iğneliyor. Sabah olmuş. Yan dönüp, eşime sarılmak için hamle yapıyorum. Yine onun güzel kokusunu taşıyan yastıklar karşımda.

Yok bu, olmayacak!

Kendime işkence yapıyorum.

Dışarı çıkıp, köy kahvesinde kahvaltı etsem iyi olacak. Köylülerle sohbet edip yalnızlığımı unuturum.

*

O da ne!

Yatak odasınının kapısını açınca, dayanılmaz bir sucuklu yumurta kokusu geliyor burnuma.

‘‘Günaydın aşkım, haydi kahvaltı hazır... Çocuklaaar! Bırakın onları, kahvaltıya...’’ diyor karım.

Merdivenlerden aşağıya fırlıyorum.

Bir gün bile uzak kalamadığım, özlediğim sevgi ortamına kavuşuyorum.

Yani ben öyle zannediyorum!

Kimse yok. Yine yalnızım.

Assos'un sihiri, beni mutlu kılan her şey yalnızlıkla buharlaşıyor.

Biraz müzik iyi gelir belki...

Rahatlarım düşüncesiyle, radyoya yöneliyorum. Aman Tanrım! Tarkan çalıyor. Eşimin en sevdiği şarkı. Kanal değiştiriyorum, yine aynı şarkı.

Tüm kanallar Tarkan çalıyor!

*

Tamam, anlamam uzun sürdü ama sonunda dank etti. Bu ev, ancak eşim ve çocuklarımla paylaştığım zaman bana zevk veriyor. Önemli olan herhangi bir mekan değil, onların olduğu mekan...

Eşimle şöminenin karşısında sarılıp uyukladığım, yatak odasında çılgınca seviştiğim, çocuklarımla futbol oynadığım, ailece nefis bir kahvaltı sofrasında güldüğüm, balığımı-rakımı paylaştığım yer, benim evim...

Onun dışındaki sadece dört duvar.

Yapacak tek şey var:

Hemen şimdi geri dönmek, onlarla beraber olmak. Ayaklarımı eşime sarılıp ısıtmak.

Sahip olduğum hazinenin değerini ancak yalnızlığın soğuk ortamında anlıyorum... 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com