|
Kars, ‘‘egzotik Anadolu’’ peşindeki gezgin için, renksiz ve silikmiş gibi dursa da, Kars Çayı kıyısı, Kale ve Taş Köprü'nün bulunduğu Kalealtı Mahallesi yani eski Kars ve birbirini dik kesen, ızgara planlı, geniş sokaklardaki, Rus işgali döneminden kalma ancak bugün artık kentin karakterine damgasını vuran, görkemli bir soyluluk içindeki taş evler, burayı kesinlikle özellikli bir kent yapıyor.
Kars'ın da doğası ve iklimi, tıpkı Erzurum'unki kadar acımasız ve sert. Ancak, iki yanında söğüt ağaçlarının sıralandığı caddelerin asfaltı hiç açık vermeden, karla kaplandığında ortaya tartışmasız büyüleyici ve gizemli bir Anadolu çıkıyor. Çoğu turist aynı hatayı yapar. Sadece Ermeniler'in eski başkenti olan Ani'yi görüp Kars'ı terkeder.
Kars, Anadolu'nun Doğu Kapısı'dır. Bugün kapalı olan Ermenistan ile Türkiye arasındaki bu kapı, tarih boyunca Kars üzerinden Anadolu'yu Kafkaslar'a ve Orta Asya'ya bağlamıştır. Kente aynı zamanda Serhat Kars da denir. Sınır kentidir. Izgara planlı olması ve caddelerin genişliği, burayı gezmeyi kolay ve keyifli bir hale sokar.
İLK ADI KARİ'YDİ
Kars, Ermeniler'in Bagrat Hanedanlığı tarafından, Kari adıyla kuruluyor. 10. yüzyılda, bugün hálá kente hakim olan tepede bulunan kalenin, yeterince kuvvetlendirilmesinin ardından da başkent ilan ediliyor. Ancak aynı yüzyılda, Ermeni yönetimi Ani'ye geçince, Kars bir ölçüde önemini kaybediyor. 11. yüzyılda, Selçuklular, Kars ile beraber civardaki her yeri ele geçiriyorlar. Ancak Moğol akınları, planladıkları hiçbir şeyi gerçekleştirmelerine fırsat vermiyor. 1205 yılında, Gürcüler, Selçuklular'la Bizanslılar'ın gücünün azalmasını fırsat bilerek, Kars'ı ele geçiriyor ve Osmanlılar'ın buraya gelişine dek, üç asır boyunca kenti ellerinde tutuyorlar. 19. yüzyılda, Ruslar, Anadolu'da kilit nokta olarak gördükleri Erzurum'a geçişe engel olan Kars'ı, defalarca ele geçirmeye çalışıyorlar. 1828 ve 1855 kuşatmaları başarılı oluyor. Ancak iki kuşatmadan sonra yapılan anlaşmalarla, Kars tekrar Türkler'e veriliyor. 1878'deyse Ruslar'la yapılan ve sekiz ay süren kanlı bir savaştan sonra, Kars, Çar'ın eline geçiyor. Kent, 1918 yılına kadar da Ruslar'ın elinde kalıyor. 1920 Ekimi'nde, Kazım Karabekir önderliğinde Kars'a giren Türk ordusu, 43 yıl aradan sonra kenti yeniden ele geçiriyor.
DENİZDEN DAHA DERİN ÇILDIR GÖLÜ
Türkiye'nin, bir denizden daha fazla derinliğe sahip tek gölü, Çıldır. Marmara Denizi'nden daha derin bu volkanik göl, aynı zamanda, ülkedeki 2 bin metre yükseklikteki göllerin de en büyüğü. Çevresindeki 2700- 3000 metreye ulaşan dağların oluşturduğu çarpıcı manzaraları seyrederek, gölün etrafını tam 70 kilometre boyunca katetmek mümkün. Kars'tan Karadeniz'e gitmek isteyenler için, en manzaralı yollardan biri de Çıldır Gölü'nden geçiyor. Çıldır Gölü ve Şeytan Kalesi'nden Ardahan'a oradan da Doğu Karadeniz'de Şavşat'a varılıyor. Yazın, etrafında buğday ve arpa yetiştirilen göl, yılın bu zamanında at süren erkekler, balıkçılar ve toprağı işleyen köylülerle, kıştan çok farklı bir renge bürünür. Yazın göl civarı, kuş meraklıları için eşsiz bir gözlem alanıdır. Şahinler, atmacalar, martılar ve pelikanlar görülür. Kışın, gölün buzlandığı altı ay boyunca da, bu beyazlığın kahramanları, göl üzerinde saatler boyu, korkusuzca yürüyen balıkçılar ve çoban köpekleridir. Her yer bembeyaz olduğundan, kışın nerenin kıyı nerenin göl olduğunu anlamak oldukça zorlaşır.
KARS ŞEHİR TURU
Kars'ta görülecek yerlerin hemen hepsi kent merkezine birkaç yüz metre mesafede. Kaleye giderken, Kars Çayı'nın karşı tarafında, On iki Havariler Kilisesi var. 930-937 yılları arasında, Ermeni Kral II. Abbas Tekver tarafından, havarilere atfen yaptırılmış. Koyu renk basalt taş yapının kubbesinin 12 kemerinde, 12 havarinin kabartmaları var. Bir süre müze olmuş, şimdiyse kapısında bir asma kilitle, boş duruyor. Kilisenin önünden geçerek, fazla tırmanmadan, kentin sembolü olarak kabul edilen Kale'ye, on dakikada çıkmak mümkün. Aynı zamanda, dereiçi denilen bölgeden arabayla, kalenin kapısına kadar da gidiliyor. Ancak önce, kıyısında eski Osmanlı evlerinin olduğu Kars Çayı'na doğru dönerek, Taş Köprü'ye bir göz atın. Hemen yakınındaki kilise gibi, volkanik malzemeden yapılmış köprü, III. Murad tarafından 1580'de restore edilmiş. Yakınında 18. yüzyıldan sonra yapılmış birkaç hamam var.
KALE ARTIK AÇIK
İki bin yıldır, bu noktada, Kars Çayı'nı yukarıdan gözleyen bir kale olduğu biliniyor. Ermeni-Bizans yapı, Selçuklular tarafından onarılmış ancak Moğollar tarafından yerle bir edilmiş. Osmanlılar, 16. yüzyılın sonlarına doğru bu kaleyi tekrar inşa etmişler ancak Ruslar geldiklerinde yıkmışlar. Osmanlılar'ın kaleyi yeniden inşa etmesi 19. yüzyılı bulmuş. Yıllarca askeri bölge olarak, ziyaretçi kabul etmeyen kale, bugün artık içinde yazları açık olan bir kafenin de bulunduğu bir park. Ayrıca kaleye girer girmez sağda, Celal Baba Türbesi var. 12. yüzyılda Gürcü- Kıpçak akınları sırasında şehit düşen Celal Baba'nın türbesi, Kars halkı tarafından ziyaret ediliyor. Buraya Kars panoramasını seyretmek için çıkılıyor. Kente doğrultulmuş, üzerinde padişahın mührünün olduğu Osmanlı topuysa, kalenin en dikkat çeken noktası. Kars Çayı kenarındaki ahşap yapı, ünlü şair Namık Kemal'in dedesi Abdüllatif Paşa tarafından yaptırılmış. Namık Kemal, 1853'lerde ilk şiirini bu evde yazmış. Kars Çayı'nın kenarındaki Rus tipi, taş binalar da bugün Kafkas Üniversitesi tarafından kullanılıyor.
Şehir müzesi. Doğu Anadolu'nun en zengin müzelerinden. Aşağı katında arkeolojik, yukarıdaysa etnoğrafik bölümü var. Aşağıda, Ani, Kars ve Ardahan gibi bölgelerde bulunan eski çanak ve çömlekler, Urartu ve Roma devri eserleri bulunuyor. Arkeolojik bölümde, Ardahan'da bulunan pişmiş toprak, aslan postu giymiş Herakles başı, Selçuklu dönemine ait bir yayık, bazalt dibek, Kars merkez Ortodoks kilisesine ait kabartma tekniğinde bitki motifli taş parçaları ve 1920 öncesine ait oyma tekniğiyle yapılmış kocaman kilise kapıları, döküm tekniğiyle yapılmış ve üzerinde Rusça ‘‘Allah aşkına bu çanı çalıyorum’’ yazan devasa bronz çan dikkatimi çekenler. Etnoğrafik bölüm de zengin. Burada, 19. yüzyıl kilim örnekleri, 19. yüzyıl çeyiz sandıkları, gümüş takılar, Osmanlı kaftanları, 19. yüzyıl semaver ve porselen çay takımları gibi yaşama dair eşyalar sergileniyor. (Kars Müzesi, her gün 08.00- 17.00 arası açık, 0474 212 38 17)
Müzeden kent merkezine dönerken eski gümrük binası ve bugün sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını yaptığı Kent Konseyi, Rus işgalinde kilise olarak inşa edilen, bugünse Fethiye Cami olarak kullanılan yapılar gezilebilir.
SARIKAMIŞ
Erzurum'dan doğuya giden yol, Ağrı üzerinden Doğubeyazıt'a, kuzeydoğuya giden yolsa Pasinler-Horasan ve Sarıkamış üzerinden, Kars'a ulaşır. Erzurum- Doğubeyazıt arası, 285 kilometre. Bu yol, İran'a giden TIR'lar tarafından da kullanılır. Erzurum-Kars ise 206 kilometre. Bu yol da, Aras Nehri'nin kenarından olabildiğince pitoresk görüntüleri takip ederek, yaklaşık 150 kilometre sonra Sarıkamış'a varır. Sarıkamış'a gelmeden önce, Erzurum'dan 40 kilometre mesafede Pasinler var. Burada harap durumda da olsa, tepeden yola bakan Hasankale farkedilebilir. Kaplıcaları ve çamur banyolarıyla, civarda yaşayanlar tarafından rağbet gören Pasinler'den 20 kilometre sonra, hemen Köprüköy'ü geçince, karşınıza çıkacak 13. yüzyıldan kalma Çobandede Köprüsü'nde durmalı. Aras Nehri'nin altından aktığı bu köprü, Türkiye'nin en güzel ortaçağ köprülerinden biri. Altı kemerli köprü, özellikle gün batmadan önce kızıl bir renk alıyor. Köprüden yaklaşık 100 kilometre sonra, Türkiye'nin en kara kışlarına ev sahipliği yapan Sarıkamış var. Özellikle Belediye Caddesi, kayak malzemesi ve giyim satan dükkanları, kuyumcuları, lokantaları ve kahvehaneleriyle neredeyse ilçenin bütün canlılığını çeken tek sokak.
Sarıkamış Kayak Merkezi'nin Cıbıl Tepe yönüne doğru ilerlerken, hazırlıksız olsanız da, özellikle karlar altındayken, tüyler ürpertici etki yaratan bir anıtın önünde durmadan edemeyeceksiniz. 1877- 1878 Osmanlı- Rus Savaşı sonunda, 40 yıl süreyle Rus işgali altında kalan Sarıkamış, 29 Eylül 1920'de Rus işgalinden kurtarılarak, Gümrü Antlaşması'yla yeniden Türk hakimiyetine girmişti. Bu yakın tarihin izlerini en can yakıcı olarak yansıtan, bu anıt ve öyküsüdür. Birinci Dünya Savaşı'nda, Enver Paşa komutasındaki Türk ordusundan, bazı kaynaklara göre 30 bin, bazı kaynaklara göre de 90 bin asker, 1915 kışında, imkansızlıklar içinde aşmak istedikleri, Sarıkamış Allahuekber Dağları'nda, soğuktan donarak şehit olmuştu. Bu olayda şehit olanların anısına yapılan, Kars- Sarıkamış karayolu üzerindeki ‘‘Allahuekber Şehitliği’’, durup düşünülecek bir nokta.
Sarıkamış aynı zamanda asker yoğunluğunun hissedildiği bir yer. Bir zamanlar Ruslar'ın kullandığı taş yapı garnizonlar, bugün Türk askerleri tarafından kullanılıyor. Bu askeri bölgenin içine girerek, 1877- 1878 Osmanlı- Rus Savaşı sonrası işgalde, Çarlık Rusyası tarafından Katherina'nın Av Köşkü olarak kullanılan yapıyı ziyaret etmek için, Sarıkamış askeri bölgeye gidip, kısa bir süre içinde izin almak ve köşkü görmek mümkün. İçi harap durumdaki binada çok fazla görülecek bir şey olmasa da, yapının tarzı ve konumu görülmeye değer.
SARIKAMIŞ KAYAK MERKEZİ
Pistlerinde bir kez kayanın bir daha dilinden düşürmediği bir kayak merkezi, Sarıkamış. Birçoklarına göre, burası tartışmasız Türkiye'nin en iyisi. Hatta kar kalitesi ve pistleri esas alındığında, dünyanın en gözde kayak merkezleri arasına rahatlıkla girebileceğine inanılıyor. Buranın sırrı, başka bölgelerde ilgi çeken gösterişli tesisler ya da sunulan gece eğlencelerinde değil. Türkiye'nin ücra bir köşesindeki, bu ıssız kayak merkezi, bambaşka bir teklifle geliyor kayakçıların karşısına; ‘‘Sarıçam Ormanları'nın içinden süzülerek, kalitesini hiç kaybetmeyen, muhteşem bir toz karın üzerinde kayın...’’
Sezon, kasım ortasından nisan ortasına kadar sürüyor. Sarıkamış'ın, kuru ve soğuk iklimi sayesinde, kar nemlenmiyor ve kristal halini koruyor. Ayrıca civardaki çam ağaçları rüzgarı kestiğinden, karın birikmesine fırsat veriyor. Kayak pistleri Sarıçam Ormanları'yla kaplı olduğundan, bölgede heyelan ve çığ tehlikesi de yok.
Sarıkamış'ın ilk tesisi 1969 yılında yapılmış ve 1994 yılında yeni bir telesiyej açılıncaya kadar da, tek bir liftle hizmet vermiş. Sarıkamış Kayak Merkezi'nin, Türkiye'nin diğer bölgelerindeki kayak merkezlerinden bir farkı da, tesislerin, iki bin metre yükseklikteki Sarıkamış ilçesiyle yaklaşık aynı rakımlarda, iki farklı tepe üzerine kurulmuş olmaları. Tesislerden biri ilçenin girişindeki, diğeriyse çıkışındaki tepede. Sarıkamış'ın girişinde, 1994'te Cıbıl Tepe'de inşa edilen Çamkar Hotel var. Osman Yüce olarak bilinen eski tesis ise Çamurlu Dağı'nda ve iki tesisin arası 5 kilometre.
Sarıkamış Kayak Merkezi, tarihinin en büyük konaklama tesisine önümüzdeki sezon kavuşuyor. Cıbıl Tepe'deki Çamkar Hotel'in hemen yanında inşa edilmekte olan Toprak Holding'in oteliyle birlikte, yıllardır konaklama seçeneksizliğinden yakınılan Sarıkamış'ın şansı dönecek. Sarıkamış'ta her kış gündeme gelen konaklama sorununun yanında, Cıbıl Tepe'deki özellikli telesiyejin bir örneğinin henüz Türkiye'de hiçbir merkezde olmadığını hatırlamak gerekir. Dört kişinin aynı koltukta yanyana oturarak çıktığı telesiyej, Sarıkamış'a ilk kez gelenleri fazlasıyla şaşırtıyor.
SARIKAMIŞ PİSTLERİ
Sarıkamış ilçesi, 2 bin metre rakımda. 2169 metredeki, Çamkar Hotel'in bulunduğu Cıbıl Tepe'nin önündeki pistin zirvesi 2900 metre. Otelin tek mekanik tesisi, saatte ortalama 2 bin kişi taşıyabilen, her sandalyesi dört kişilik, özel izolasyonlu, üşütmeyen telesiyej. Telesiyej iki etaplı. Birinci etabın uzunluğu 1750 metre. Çam ağaçlarının çevrelediği pistin eğimi az ve acemiler için uygun. İkinci etap için yeniden telesiyeje biniliyor. Telesiyejden 2900 metrede, yani zirvede inilince, burada kayakçının dört pist seçeneği var. 2450 metre uzunluğundaki pistin yüzde 32'lik, 3000 metrelik pistin ise yüzde 28'lik bir eğimi var. Geriye kalan iki 3500 metre uzunluğundaki pistlerden birinin eğimi yüzde 32, diğerininse yüzde 17. Telesiyejin ilk etabı 18, ikinci etabıysa 20 dakika sürüyor. Çamkar Hotel'de ders veren 16 hoca bulunuyor.
Telesiyejin ilk durağında, Sarıçam Kafe var. Burada sucuk ekmek, sıcak şarap, ızgara ve tost bulabilirsiniz. İkinci duraksa, bütün bölgenin ayaklarınızın altında uzandığı, Kars, Sarıkamış, Allahuekber Dağları ile Güney Aras Dağları'nın, özellikle açık bir günde muhteşem göründüğü, Zirve Kafe. 2100 metre rakımdaki Osman Yüce Kayak ve Kamp Eğitim Müdürlüğü'nün ise, 960 metre uzunluğunda Çamurlu Pisti ve bir teleskisi var. Teleski yukarıya beş dakikada çıkıyor. Pistlerden biri, liftin hemen yanındaki dik ve zor pist. Bir diğer pistse, ağaçların arasından geçiyor ve eğimi daha az. Osman Yüce'nin, müşterilerinin, Çamkar Hotel'in pistlerinden de yararlanabilmeleri için, her gün 5 kilometrelik mesafeyi gidip gelen servisleri var. Bir kaza durumunda, Sarıkamış'ta Askeri Hastane ile Devlet Hastanesi kullanılıyor. Çamkar Hotel'de ambulans hazır bekliyor ve jandarma her zaman görev başında. Ayrıca kurtarma kızaklı bir kar motoru da bulunuyor.
ANİ ÖREN YERİ
Ani, bundan bin yıl önce, günümüz Ermenistan ve Türkiyesi'nin kuzeydoğusunun büyük bir bölümüne yayılmış, Bagrat Krallığı'nın başkentiydi. Bugünse kocaman, boş sayılabilecek bir düzlük. Oysa Ani, zamanında en az 100 bin kişilik nüfusuyla, ‘‘binbir kilise şehir’’ olarak da anılan, zengin ve şöhretli bir yerleşimdi. Bugün terkedilmiş bir harabeler topluluğu olsa da, zamanının en mükemmel dini ve askeri yapılarına sahipti. Sarayları, kiliseleri ve surları, teknik ve sanat açısından, döneminin Avrupa'sının en gelişmiş yapıları arasındaydı. Ermeniler taş işçiliğindeki ustalıklarını, Türkiye ve Ermenistan arasında doğal sınır olan ihtişamlı Arpaçay'ın (Ahuryan Nehri) üzerinde yükselen sarp kayalıkların kıyısında, kuzeyi korumak için yaptıkları savunma duvarlarında ve duvarların içine inşa ettikleri, koyu volkanik taşlarla pembe- kırmızı kumtaşından yarattıkları kiliselerde gösterdiler.
Bugün Ani'de Kale olarak adlandırılan yerde Hıristiyanlık'tan önce bir yerleşim olduğu biliniyor. Bir düşünceye göre, Ani ismi, putperest Ermeniler'in taptığı önemli tanrılardan Pers su tanrıçası Anahit'ten geliyor. Şehrin adı ilk olarak Ermeni Gamsarkan kabilesinin 5. yüzyılda buraya yerleşmesiyle duyuluyor. Doğu- Batı yönünde uzanan bir ticaret yolu üzerinde olması, Ani'yi zenginleştiriyor. 961'de, Bagrat krallarının beşincisi III. Aşot, başkenti Kars'tan Ani'ye taşıyor. Üç nesil boyunca da kent, krallar Aşot, II.Smbat ve I.Gagik zamanında, altın çağını yaşıyor. Güçlü ordusu ve kalabalık nüfusuyla Bağdat ve Konstantinopolis'e rakip olacak kadar gelişiyor.
11. yüzyıl ortalarında, taht savaşları ve Bizanslılar'ın dini kavgaları etkisini göstermeye başlıyor. Kent, 1045'te Bizanslılar'ın oluyor. Ancak 1064'te Selçuklular Ani'yi zorlanmadan ele geçiriyorlar. Selçuklular'ın çöküşünün ardından, Ermeniler, güçlü Gürcistan Krallığı'nın yardımıyla buraya geri geliyorlar. İki asır daha, Pahlavuni ve Zakhariad kabileleri, hálá yarı bağımsız ancak küçülmüş Ermenistan'da hüküm sürüyorlar. Bu arada, Ani'de kiliselerin ve manastırların inşası devam ediyor. 13. yüzyıldaki Moğol akınları, 1319'daki deprem ve ticaret yollarının değişmesi, Ani ve civarının önemini yitirmesine neden oluyor ve şehir zamanla terkediliyor.
19. yüzyılda Avrupalı gezginler tarafından farkedilen Ani, bugün Türkiye'nin, Ermenistan sınırına bitişik, birinci derece askeri bölgesinde. Bu nedenle, Ortaçağ Ermeni kilise, manastır ve kalelerini görmek için, önce Kars merkezdeki Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden izin almak gerekiyor. Yakın zamanda kaldırılacağı söylenen fotoğraf yasağı, halen geçerliliğini koruyor. Ani'yi rehbersiz gezecekseniz, internetten ya da bir başka yerden basit bir haritasını bulmaya çalışın. Ayrıca orada en az üç saat geçireceğinizi ve kışın güneşin erken battığını göz önünde bulundurmanızda yarar var...
KURTARICI KİLİSESİ (HALASKAR)
Ani'ye, 966 yılından kalma yedi kapılı şehir surlarının Aslanlı Kapı'sından giriliyor. Selçuklu devrine ait aslan kabartmasının olduğu bu kapının yanındaki Ermenice kitabede, surların III. Aşot tarafından inşa ettirildiği yazılı. Burayı geçip, surların ortasında bir başka kapıdan girer girmez, asırlardır aynı yerde duran, etrafa yayılmış yapıların ve taş parçalarının olduğu, alabildiğine uzanan bir düzlüğe çıkılır. Heybetli Ani kentinin sokaklarından geriye ne kaldıysa, bu patikalardan yürüyerek kalıntıları gezmek mümkün. Önce, kapıdan sola kıvrılıp, 500 metre güneydoğuya doğru ilerleyerek, 1035'te yapılan Kurtarıcı Kilisesi görülebilir. Tarz olarak tipik Ermeni kiliselerinden. Tamamen saf geometrik şekillerden, silindir ve küreden yapılmış, önce 1957'deki yıldırım çarpmasında ardından da 1989'daki depremde büyük hasar görmüş. Yıkık kısım, bir film setinin parçası gibi duruyor. Kilisenin yukarı kısmında, bir haç kabartması var. Bu Kaçkar Dağları'na da ismini veren, tipik bir Ermeni ‘‘haçkarı’’dır. Aslanlı Kapı'dan Kurtarıcı Kilisesi'ne doğru yürürken, sol çaprazda, karşılıklı Türk ve Ermenistan topraklarındaki gözetleme kuleleri ve askeri kışlalar görülüyor.
TİGRAN HONENTS KİLİSESİ
Ani harabelerinde, en iyi korunmuş olmasıyla, en çok ziyaret edilen kiliselerden biri. Yerli halkın burayı Resimli Kilise olarak adlandırmasının nedeni de, iyi durumdaki, etkileyici freskler. Kurtarıcı Kilisesi'nden 200 metre doğuya doğru, Arpaçay'a bakan şehir surlarının yanından aşağıya inen merdivenli bir patikadan ulaşılıyor. Kilisenin doğu cephesindeki yazıta göre, burası Tigran Honents adında zengin bir tüccar tarafından yaptırılmış ve 1215 yılında bitirilmiş.
Tigran Honents'ten dar bir patika, Selçuk hamamlarını geçerek, Arpaçay'ın üzerindeki tepelerden devam eder ve 13. yüzyıldan kalma Bakireler Manastırı'na varır. Askeri kısıtlamalar nedeniyle, manastır bugün gezilemiyor. Aşağıda, geriye kalıntıları kalmış, bir köprü var. 30 metrelik tek kemeri çökmüş, Arpaçay üzerindeki köprünün, 10. ya da 11. yüzyıldan, Bagrat döneminden kalma olduğu sanılıyor. Köprünün hemen diğer tarafı, Ermenistan.
ANİ KATEDRALİ
Tigran Honents'ten, tekrar batıya uzanan patikaya çıkınca, Ani'nin, en büyük ve en önemli yapısına doğru ilerliyor olacaksınız. 989- 1010 yılları arasında yapılan ve bu boşluğun ortasında, boyutlarına rağmen, tüm zarafetiyle duran Katedral'in mimarı, Ortaçağ Ermenistanı'nın en ünlü ustalarından Trdat Mendet. Trdat, bir depremde yıkılan İstanbul Ayasofya'nın kubbesini onarmasıyla da ünlü. Çoğu Ermeni yapısı gibi, bu katedral de tamamıyla taştan. Beton kaba yapının üzeri, işçiliği gelişmiş taşçılıkla, çok renkli taşla örtülmüş. En son, 1998'deki dördüncü deprem ve 2000 ve 2001 yıllarında katedralin karşısındaki taş ocaklarındaki patlamalar buraya büyük hasar vermiş. Katedralin hemen yakınında, kazı sonucu ortaya çıkarılan ve iki yanında dükkanların sıralandığı bir ortaçağ caddesi var.
MENUÇEHR CAMİİ
Katedral'in hemen ilerisindeki Menuçehr Camii, Anadolu'nun ilk Selçuklu camisi olarak kabul ediliyor. Mihrabının olmaması, kırmızı- siyah taş işçiliği ve işlemeli mozaik tavanı, bu yapının olası karmaşık geçmişi konusunda bazı kuşkular doğurmuyor da değil. Caminin Arpaçay'a nazır, muhteşem manzaralı iç mekanına bakınca, bazıları burayı daha çok bir saraya benzetebiliyorlar. Caminin, Kürt asıllı Şeddatlı sülalesinin Ani'yi 1072'den itibaren yöneten ilk mensubu, Emir Menuçehr tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Ancak iddialar çeşitli. Ermeniler'e göre, burası Türk istilasından önce Bagrat dönemine ait bir köşktü ve daha sonra camiye dönüştürüldü. Cami, 1907'ye kadar çevrede yaşayan köylüler tarafından kullanılmış. Minaresinden intihar eden bir turist nedeniyle, çıkışlar yasaklanmış. Mümkün olabilirse, bir de manzarayı buradan görmek gerek.
İç Kale'yi ve nehrin kenarından yükselen dik kayalıkların birçok noktasından görülebilen, büyüleyici konuma sahip Kız Kalesi Manastırı'nı ziyaret etmek yasak. Oysa Kız Kalesi'nden şehre doğru bakıldığında, bu derin vadilerin ve yüksek duvarların kenti nasıl kusursuzca koruduğu daha iyi anlaşılıyor.
KAÇIN
Ani Harabeleri'ne bir saatlik yolu, izin kağıdı almadan katetmek
Kışın don olduğundan, sabahları arabaların çalışmayabileceğini hesaba katmamak
Mart ayında hálá Çıldır Gölü üzerinde yürünebileceğini sanmak
Kars'tan eski kaşar ve gravyer peyniri almadan dönmek
YAKALAYIN
Sarıkamış'ta atlı kızakla gezmek
Kars Platosu'ndaki çiçek tarlalarında yazın dolaşmak
Bir köy evinde pişirilen kaz yemeğine katılmak
Çıldır Gölü etrafındaki köylerden at kiralamak
Kars civarındaki berrak çaylardan balık avlamak
Aşık Şenlik Festivali’nde Çıldır ya da Kars'ta olmak
Kars Müzesi'ndeki, Kazım Karabekir'e, Kars Antlaşması anısına, Ruslar tarafından armağan edilen ‘‘Beyaz Vagon.’’ |