|
BİR konuşma için bir koşu Almanya'nın Ousburg kentine gidip geldim.
Cumartesi günü İstanbul'u karlar altında bıraktım. Stuttgart'ı, oradan geçtiğim Ousburg'u tertemiz görünce biraz şaşırdım doğrusu.
Ancak akşama doğru kar başladı.
O sırada ben arkadaşlarımla birlikte bir bira evinde özel yapılmış ‘‘Pils’’ ve ‘‘Alt’’ tipi nefis biralar içiyordum.
Dışarı çıktığımızda her taraf bembeyazdı.
Ama ne trafik sıkıştı, ne kent halk yollarda perişan oldu, ne elektrikler kesildi, ne kaloriferler söndü, ne de musluklar kurudu.
Bir iki saat içinde beyazlara bürünen tarihi Ousburg bir gelin gibiydi.
Meğer kar ne kadar güzelmiş.
Bir günlük gezinin sonunda vardığım kanı şu oldu: Almanya'daki aşırı düzen de, Türkiye'deki aşırı düzensizlik de insanın canını sıkıyor.
Dönüş yolunda gazetelerden Beşiktaş'ın başına gelenleri okudum.
Zaten Türkiye'den ayrılmaya hiç gelmiyor. Bir günde ortalık karışıveriyor.
Akşam (pazartesi) Beşiktaş olayını anlayabilmek için TV başına oturdum.
İzleminlerim dürüstçe aktarmam gerekirse şöyle:
Hakem gösterdiği kırmızı kartların tümünde doğru karar vermiş.
Beşiktaşlılar sakın kızmasınlar. Görüntüleri tekrar tekrar izlesinler, bu hakkı teslim edeceklerdir.
Ancak, hakem yine de hatalıdır.
Çünkü, maçı yöneten insanın tek görevi düdük çalmak ya da ceza vermek değildir.
Oyunun psikolojisini de düşünmek zorundadır.
* * *
Dünyanın hiçbir ülkesindeki hiçbir maçta kart göstererek, futbolcu atarak otorite kurmaya kalkan hakem başarılı kabul edilemez.
Hakemin en önemli görevlerinden biri de futbolcuların sinir sistemini maç boyunca sağlıklı tutabilmektir.
Hakem Cem Papila maçı yönetirken bu oyunun insanlar tarafından oynandığını, insanların davranışlarını da sinir yapılarının belirlediğini unuttu.
Psikolojisi bozulan insanların her türlü akıl ve mantık dışı hareketler yapabileceğini düşünemedi.
Olgun bir hakem maç başlar başlamaz futbolcuların gerginliğini sezebilmeli, ona göre davranmalıdır.
Cem Papila bunu başaramadı.
Doğrusu Beşiktaş teknik adamları da başta Lucescu olmak üzere hakemin bu eksiğini giderecek bir tutum içinde olmadılar.
Hatta sahadaki futbolcularının öfke ateşinin üzerine körükle gittiler.
Sonuçta Beşiktaş gereksiz ama çok ağır bir darbe yedi.
* * *
Biraz seyircinin psikolojisine de değinmek istiyorum. Türk futbol seyircisi (tümü) yenilgiyi kabullenmek olgunluğuna henüz erişemedi.
Yenilginin ardında daima öfke duyacağı mazeretler arıyor. Bulamazsa yaratıyor.
Maç boyunca bu psikoloji hiç aralıksız sürüyor. Hakemin her kararına, rakip futbolcunun her davranışına karşı öfke gösterisinde bulunuyor.
Eline ne geçerse sahaya fırlatıyor, önce hakeme, sonra rakip takıma, basına, daha da hızını alamazsa kendi futbolcusuna ve yöneticisine basıyor kalayı.
Bana göre Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili de bu öfke baskısıyla rahat konuşamadı. Sağlıklı değerlendirmeler yapamadı. Onu anlıyorum.
Ama Lucescu'yu anlayamıyorum.
Demek ki, bir futbol adamından beklenmeyecek kadar üst kültür çizgisine sahip bir insanı da kendi psikolojimize sokmayı başarmışız. |