|
BUGÜN ‘‘Star’’ çalışanları meselesini değinirken önce ‘‘tok, açın halinden anlamaz’’; sonra da, ‘‘patron patrondur, gazeteci de gazetecidir’’ diyeceğim.
Allaha bin şükür ben şimdi toksam da, açın halinden anlarım.
Çeyrek asırlık meslek hayatımda iki defa işsiz kaldım. Düşmanıma dilemem.
Cep ve cepken zaten ezelden beri delik, çocuklarımın rızkını çıkartamadım.
Dolayısıyla, dizgicisinden yazarına ve montajcısından santralcısına, ‘‘Star’’da çalışan fikir ve beden emekçilerinin durumunu çok iyi kavrıyor ve patronaj sorunu''ndan bağımsız olarak da, onların tekrar tencere kaynatabilmesini mutlaka istiyorum.
Ancaaak!
* * *
ANCAĞI şu ki, işte tam burada yukarıda sözünü ettiğim ikinci eksen, yani ‘‘patron patrondur, gazeteci de gazetecidir’’ dürtüsü ve doğrusu devreye giriyor.
En önce şunu vurgulayayım ki, medya sektörü de kapitalistik bir işletmedir ve ‘‘kesin bağımsızlık’’tan dem vurmak hayalciliğin, hatta yalancılığın ta kendisi olur.
Meslektaşlar olarak bile bile lades deyip, kendimizi kandırmaya çalışmayalım.
Bir müesseseye adımımızı attığımız andan itibaren hepimiz domuz gibi biliriz ki, sözleşmede yazılmamış olsa dahi o müessesenin bazı ‘‘kural’’larına uymakla yükümlüyüzdür ve bu ‘‘kural’’lardan bazıları da ‘‘patronaj ilişkileri’’ni kapsar.
Fakat dedim ya, yine de ‘‘gazeteci gazetecidir’’ ve ‘‘patron patrondur’’.
* * *
ÖYLEDİR, çünkü gazetecinin ‘‘susmak’’ diye de bir hakkı vardır.
Kabul, kurumlara, patronlara ve durumlara göre bu ‘‘susmak’’ hakkının, hatta ‘‘lüks’’ünün marjı elastikiyet taşır. Ama ‘‘gazeteci’’ kraldan fazla kralcı davranamaz. Başka bir deyişle, ‘‘gazeteci’’, ne bugün birbirleriyle kanlı bıçaklı olan ama belki yarın can ciğer kuzu sarmasına dönüşecek işverenler arası polemiklerle; ne işverenin çıkar ilişkilerinden dolayı uyguladığı ‘‘siyasetler’’le (!) kendisini özdeşleştirir.
Tek istisnayı elini ‘‘taşın altına’’ sokmayı baştan benimsemiş yönetici kademe oluşturur ki, ‘‘oyunun kuralı’’ uyarınca bunun da eleştirilecek bir yanı yoktur.
‘‘Etik’’ addettiğim için burada bir nebze övünerek kendimden örnek vereyim.
O sıra çalıştığım ‘‘Güneş’’in patronu Asil Nadir tamamen kendi katakullisiyle batmasına rağmen bunu ‘‘İngiliz komplosu’’ (!) diye yutturmaya çalıştığında, arşiv şahidimdir ki, nesnellikle zerre ilgisi olmayan bu tezi işleyecek tek satır yazmadım.
Oysa, az biraz ‘‘değinseydim’’, gerçek açlığımın üzerine damacana damacana soğuk su içtiğim maaşlarımın bir-iki ayını muhasebeden kopartabilirdim.
* * *
İŞTE, ‘‘Star çalışanları’’ meselesine gelince de ben tam burada bocalıyorum.
Zira, istisnaları tenzih ederim, baştan beri mülkiyetindeki medyayı pespaye bir silaha dönüştüren; üstelik neo-faşizan ve ultra-popülist laf üfüren ‘‘Uzan Grubu’’na mensup gazetecilerden bir kısmı, heyhat, yukarıdaki ‘‘susmak’’ hakkını kullanmadı.
Tersine, bunlar kraldan fazla kralcının da ötesinde, ‘‘kral şaklabanı’’ oldular.
Rakip patrona her saniye ‘‘Rum çocuğu’’ diye küfreden, iffetli hanımefendiye namussuzluk çamuru atan ‘‘gazeteciler’’ (!) benim ve arşivin hafızasında duruyor.
Üstelik, bugün aynı şantajcılık ve şirretkarlık daha tehlikeli raddeye tırmanıyor.
‘‘Cumhuriyeti savunmak, laikliği kollamak, Kıbrıs'ı sahiplenmek’’ gibi ‘‘iyi saatte olsunlar’’ın sırtını sıvazlayan mesajlarla, ona ‘‘aman yetiş’’ sinyali yollanıyor.
‘‘Star’’da çalışan ve çok zor durumda bulunan sevgili meslektaşlarım, evet tok açın halinden anlamaz ama şu ‘‘tok’’ kim, onu sormak da artık size düşmüyor mu? |