|
BU yazıyı son kar sefaleti yaşanmadan hazırlamaya başlamıştım.
Karla birlikte ortaya çıkan keşmekeş konuyu güncelleştirdi. Bu yazı, suçlu devlettir veya suçlu halktır veya herkes suçludur pencerelerinden bakarak yazılmamıştır. Paçayı kısır bir döngüye kaptırdık, onu anlatmak istiyorum.
Bundan yaklaşık üç ay önce, İstanbul trafiği yeni bir evreye girdi. Üç ay öncesine kadar trafik kurallarını ihlal edenler, az da olsa yaptıklarından bir suçluluk duyarlardı. Şimdi bu his tamamen kayboldu. Muhtemelen toplumun bu suçtan arınma ‘‘dönüşümü’’ kuluçka döneminindeydi. Kuluçka dönemi bitince toplum, trafikte kurallar vardır düsturunu bırakıp, ‘‘trafikte kural, kuralsızlıktır’’ paradigmasına geçerek rahatladı.
* * *
Mesela, park ve durma yasakları yüzde yüz kalktı. Aracını isterseniz en işlek kavşaktaki trafik ışıklarının altına, isterseniz otobüs durağına, sokağın köşesine, isterseniz çevre yolu katışma şeridine, isterseniz acil yardım hastahanesinin ambulans giriş kapısına, isterseniz itfaiye garajının çıkış kapısına, isterseniz birinci sıra, yer yoksa ikinci sıra, o da doluysa üçüncü sıra olarak park edebilirsiniz. Yeterki sizin için yürünecek mesafe en kısa hale gelsin. Eğer siz luzum görmüşseniz, yaptığınız doğrudur. Hele hele dörtlü flaşörlerini yakmışsanız hiç mesele yoktur. Şerit değiştirme ile ilgili kurallar da yüzde seksen kalkmıştır. Yol zemininde değil kesiksiz beyaz çizgi, kesiksiz çift sarı çizgi bile olsa, bu şerit değiştirilmeyeceği anlamına gelmez. Canınız isterse değiştirin. Şehir içi hız sınırlaması da iptal edilmiştir. Bir rivayete göre, çok eskilerde 50 km/saat gibi bir limit varmış. Kırmızı ışıkta durmak da ihtiyari hale gelmiştir. Sürücü takdir hakkını kullanarak ne gibi hallerde kırmızı ışıkta duracağına kendisi karar vermektedir. Hele hele ışık, kırmızıya henüz dönmüşse, yani rengi ‘‘açık kırmızı’’ ise durmayın; aksi takdirde arkadan gelen araca haksızlık etmiş olursunuz. Ancak kırmızı yanalı belli bir zaman geçip renk ‘‘koyu kırmızı’’ hale gelince durmak gerekli olabilir. Sürücünün takdir haklı saklıdır.
* * *
Bu ‘‘trafikte kural, kuralsızlıktır’’ paradigmasına geçişi, sürücülerimiz trafik polisleriyle birlikte gerçekleştirmiş bulunuyor. Çünkü artık polisler de sürücülerin kuralları çiğnemesini hak olarak görüyor. Araç sürerken sürekli kural çiğneyen polis, demokratik ve halsever bir anlayışla, kendisi için hak kabul ettiği kuralı ihlálini, her sürücünün de hakkı olarak kabul ediyor. Çifte standarlı davranmıyor. Hálá yeni paradigmayı kavrayamamış sürücüler, trafik polislerinin bu hoşgörülü tavırını görünce derhal rahatlıyor ve eskiden çekinerek ihlal ettikleri kuralları çekinmeden çiğneye başlıyor.
* * *
İktisatçılar, insan davranışlarının iktisadi gerekçesini merak eder. Türkiye'de yürürlüğe giren ‘‘trafikte kural, kuralsızlıktır’’ paradigmasının da iktisadi açıklaması tabii var. Ancak bir açıklaması olması; bunun yanlış olmadığı anlamına gelmez. Birey için doğru olan, toplum için nasıl yanlış olur sorusunun cevabı, polislerin değil, iktisatçıların vermesi gerekir. Kural ihlal ederek elde ettiği faydayı maksimize eden sürücü, aslında nasıl kendi yararlanacağı faydayı minimize etmektedir? Cevabı hepiniz biliyorsunuz; konuşturup da benimle kafa bulmayın.
Son Söz: Herkes kurala uysun, ben de uyarım. |