|
SEN DE BİZ'DENSİN
Barış taraftarları olarak BİZ'im tek istediğimiz (ki siz de BİZ'densiniz!), Barış'ı ekranlarda görmek, onunla ilgili güzel yazılar okumak, haberler duymak.
Sizden de yazılarınızla BİZ'e destek olmanızı istiyoruz. Bu ricamızı da kırmayacağınızı biliyoruz. Sevgiler. (İmza: BİZ'den biri.)
- Ricanızı kırıyorum efendim. Çünkü ben Barış'ı destekliyordum, sizi (yani BİZ'i) değil! Sebebi de şu: Ben hayatta her türlü teşkilata karşıyım, BİZ'ci değil, BEN'ciyim. Anlatabilyor muyum? İnsanların tek kişilik teşkilatlar olarak var olmaları gerektiğine inanıyorum. Benim BİZ'imin de en fazla genişleyeceği kendi ailemle ve üç beş sevdiğim arkadaşımla sınırlıdır. Kedim ve sevgilim de var tabii. Ama bu şu anlama gelmiyor, Barış'la ilgili ilginç bir haber varsa niye kullanmayayım!
IŞIK LİSESİ'NDEN ÖZÜR DİLE
Oğlum, yuva dahil Işık Okulları'nda 12 yıldır okumakta. Bu yıl Işık Lisesi son sınıfta. Pazar günkü röportajınızı, acılı bir annenin feryadı olarak içim acıyarak okudum. Kederinden olduğunu sandığım okul şikáyetini, acısına sebep olarak hoş görebilirim. Ancak, sizin bunu sansürsüz yayınlamanız affedilir bir hata değil! 120 yıllık geçmişi olan bir okuldan söz ediyoruz hanımefendi. Işık Lisesi'ne çok büyük bir özür borçlusunuz. (A. Semra. B.)
- Özür dilemek istemiyorum. Ama bu Işık Lisesi'ne herhangi bir garezim olduğu şeklinde anlaşılmamalı. Çünkü gerçekten yok. Ben çocuğunu uyuşturucudan kaybetmiş bir anneyle röportaj yapıyorum ve ona ‘‘Keşke...’’lerini soruyorum. O da sıralıyor: ‘‘Keşke kızım Işık Lisesi'nde okumasaydı, onu o okula göndermeseydim.’’ Kendi okuduğum lise olan Tarsus Amerikan Lisesi'nin ismini verseydi emin olun, onu da yazardım. Herhangi bir sansür uygulamazdım. Unutmayın ki, bu röportaj Gülüm Atılgan'la yapıldı, sizinle değil. Herkesin her konuda aynı düşünmesi gerekmiyor. Ama birinin söylediği olumsuz bir şey de toptan bir okulu karalamıyor. Sadece o, öyle düşünüyor. Neden bu kadar tahammülsüz olmamız gerekiyor? Bırakın, herkes düşündüğünü söylesin!
HER ŞEY SEKS Mİ?
Hoppala diyeceksiniz belki! Ama siz bütün röportajlarınızı seks üzerine yoğunlaştırıyorsunuz. Bir tek Süleyman Demirel'e haftada kaç kere seks yaptığını sormadınız. Gittikçe röportajlarınızı okumaktan vazgeçiyorum. Konuya aşırı ilginiz, sürekli ‘‘Seks, seks, seks!’’ demeniz, beni rahatsız ediyor. Allah aşkına, maaşınızı hak ettiğinizi düşünüyor musunuz? Bol seksli günler ve geceler dilerim! (Bir anne)
- Soru şuydu galiba: Maaşınızı hak ettiğinizi düşünüyor musunuz? Bu gazetede çalışan herkes gibi daha fazla kazanmam gerektiğine inanıyorum. Ama işimi çok severek yapıyorum. Yani daha fazla para vermiyorlar diye, kovmadıkları sürece, çekip gitmem. Seks meselesine gelince, hiç aklıma gelmemişti Süleyman Bey'e haftada kaç kere seks yaptığını sormak! Sizin aklınıza gelmesi de ilginç tabii!
NE HAKLA
Bir anne hangi hakla diyebilir ki: ‘‘Burçin önce ölseydi, benim kızım ölmezdi!’’ Bu ne biçim bir laf. Ve siz bunu manşete taşımışsınız. Anne çok acılı olabilir, söylediklerinde bir mantık olmadığını düşünemeyebilir, hatta içinde bulunduğu psikolojiden dolayı çok bencil olabilir. Ama siz onun yerine düşünmeliydiniz. Unutmayın ki, Selen kadar Burçin'i de sevenler var. (Samime Ö.)
- Öyle hissediyorsa, kafasından öyle geçiriyorsa yalan mı söylesin? Neden açıkça kendini ifade edemesin? Belki de size ürkütücü ve acımasız gelen bu yorumu, sadece acılı bir anne olmasından değil, dürüstlüğünden kaynaklanıyordur. Gerçekler insanı ısırır biliyorum ama ben de röportaj yaptığım insanların bana gerçekten akıllarından ve yüreklerinden geçirdikleri şeyleri söylemesini istiyorum. Riyaların değil, gerçeklerin röportajcısı olmayı tercih ediyorum. Al gülüm, ver gülüm bir röportajı Allah aşkına kim ne yapsın!
SENTETİK KADIN
Siz marjinal olarak yansıtılıyorsunuz medyada. Farklı ve renkli bir tarza sahip olduğunuz vurgulanıyor. Kuşkusuz, her okuyucunun beğeni kriterleri farklıdır ama bence siz son derece sentetiksiniz. Hatta biraz yapmacık. Ben sizin olduğunuz gibi değil de, sizden beklenildiği gibi yazdığınızı düşünüyorum. Siz uçuk kaçık, deli dolu, patavatsız ve daima çılgın gibi görünmek ve hep böyle yazmak zorundasınız. Ne kadar sıkıcı! (Cem. D./ Viyana)
- Ben sizin kafanızdaki insan değilim. Ama herkesin herkesi değerlendirme hakkı var. Siz beni yapamacık ve sentetik bulursunuz, ben sizi önyargılı bulurum. Herkes birini bir şey olarak bulabilir. Önemli olan insanların fikirlerini özgürce ifade edebilmeleri. Bu engellenmediği sürece problem yok! Hakkımda ne istiyorsanız düşünün. Sevgiler.
SİZİ KINIYORUM
Geçen haftaki röportajınızda, bir meslek grubunu (doktorları) tamamen kötülediğinizin farkında mısınız? Ben mesela, bir doktor olarak gazetecilere güvenmediğimi mesleki platformumda söylesem etik olur mu? Bunu doktor odasında ya da arkadaş sohbetinde söyleyebilirim ama ameliyat etmekte olduğum hastanın yanında söylemem. Sizi kınıyorum. (Dr. Kubilay Y.)
- Asıl ben sizi kınıyorum, çünkü doktor odasında ya da arkadaş sohbetinizde söyleyebildiğiniz şeyi, ameliyat etmekte olduğunuz hastaya da söyleyebilmelisiniz. Nerede sizin samimiyetiniz? Niye ısrarla ikiyüzlü olmaya zorluyorsunuz insanları? O kadın, doktorlara güvenmediğini söyleme hakkına sahip. Çünkü o da bir doktor. Ama bu, onun fikri. Herkes onun gibi (ya da sizin gibi) düşünmek zorunda değil. Bu ülkede alıngan meslek gruplarından geçilmiyor. Ne olur yani bu kadar alıngan olmasak...
|