|
TÜRKİYE'nin bu yıl sonunda AB'den müzakere tarihi alabilmesi için tamamlaması gereken uzun koşuda üzerinden atlaması gereken engellerden biri de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin (AKPM) denetimi.
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra Avrupa Konseyi'ne katılan eski Doğu Bloku ülkelerinin Avrupa'nın demokrasi ve insan hakları normlarına uygunluğunu sağlamak amacıyla getirilen denetim (monitoring) mekanizması, uygulamaya konunca hedef ülke grubunun yanı sıra Konsey'in yarım asırdır üyesi olan Türkiye'yi de gözaltına aldı.
Türkiye, bu haliyle bugün Avrupa Konseyi'nin kurucu üyesi olup da denetim mekanizması içinde olan tek ülke.
Denetim altında olmak, Türkiye'yi Avrupa'nın demokrasi klasmanında birinci değil, ikinci ligde oynayan bir takım durumuna sokuyor.
TÜRKİYE İKİNCİ LİGDE OYNUYOR
Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovenya, Slovakya gibi ülkeler, kısa zamanda bu denetimden çıkıp birinci lige terfi ederlerken, Türkiye, Avrupa Konseyi'nin geride kalan 9 yeni üyesiyle birlikte bugüne dek ikinci ligden yukarı çıkabilmeyi başaramadı.
Türkiye'nin denetim mekanizmasında yoldaşlık ettiği diğer ülkelerin listesi, Türk demokrasisinin bugün Avrupa'da nasıl algılanmakta olduğu konusunda yeterince fikir vermeli: Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Moldova, Ukrayna, Rusya...
Türkiye, Avrupa Konseyi'nin gözaltı listesinden çıkmayı 1999 ve 2001 yıllarında iki kez denediyse de, bu girişimleri sonuç getirmedi.
Üçüncü deneme, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin önümüzdeki nisan ayında yapılacak olan toplantısında gerçekleşecek.
TÜRK DEMOKRASİSİ İÇİN ISO 9001 BELGESİ
Türkiye'nin denetim engelini aşması, iki açıdan büyük önem arz ediyor. Birincisi, Avrupa Konseyi ile ilişkilerinin normalleşecek olması ve Türkiye'nin ‘‘ikinci ligdeki demokrasi’’ görüntüsünden kurtulması.
İkincisi ise yıl sonunda AB'den tam üyelik müzakerelerinin başlangıcı için tarih alabilme hedefi ile yakından ilgili.
Çünkü, Avrupa Konseyi'nin denetim mekanizması içinde kalmak, AB'nin Türkiye ile masaya oturmaması için güçlü bir mazeret olarak öne sürülebilir. En azından, Türkiye'nin tam üyeliğine muhalefet eden grupların eline önemli bir koz geçmiş olur.
Buna karşılık, Türkiye'nin denetim mekanizmasından çıkartılması kararı, Avrupa demokrasi ve insan hakları normlarına uygunluğunu tescil eden bir ‘‘kalite belgesi’’ anlamını taşıyacak.
Bu kalite belgesinin alınmasının taşıyacağı sembolizm, Strasbourg'da verilecek sınava, AB'den 2004 sonunda müzakere tarihi alınabilmesi için bir ‘‘ön deneme’’ niteliği kazandıracak.
LOİZİDU KARARI ANKARA’YI RAHATLATTI
Dolayısıyla, Ankara, denetimden çıkmak için bu denemeden ne yapıp yapıp olumlu sonuç almak zorunda.
Bu kez, Türkiye'nin ‘‘hal ve gidiş karnesi’’ geçmişe kıyasla oldukça kuvvetli gözüküyor.
TBMM'nin geçen yaz altıncı ve yedinci demokratikleşme paketlerini geçirmiş olması ve AKP hükümetinin reformların hayata geçirilmesi alanında attığı adımlar, hazırlanacak raporun olumlu bir tavsiyede bulunması olasılığını güçlendiriyor.
Ankara'nın elini güçlendiren bir gelişme, ünlü Loizidu kararının geçen ay bulunan bir formülle gündemden düşürülmüş olması.
Dışişleri Bakanlığı bu uzlaşıyı sağlayamasaydı, Avrupa Konseyi, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymadığı gerekçesini göstererek denetimde tutmaya devam edebilirdi.
Ayrıca, AKP hükümetinin Kıbrıs sorununda sergilemeye hazırlandığı yeni inisiyatifin olumlu yankı yapması halinde Türkiye hakkında verilecek kanaat notunun güçleneceği söylenebilir.
2004 RANDEVUSU İÇİN İLK DENEME
Gelgelelim, sorunlu bir konu hassasiyetini korumaya devam ediyor. Sorun, hazırlanmakta olan ilk taslak raporda ‘‘Kürt Sorunu’’ başlığı altında ‘‘PKK'nın Kürt halkı adına mücadele ettiği’’ şeklinde ifadelere yer verilmiş olması.
Dışişleri Bakanlığı ve AKPM'deki Türk parlamenterler, bugünlerde söz konusu pürüzlü ifadelerin metinden çıkartılması yolunda yoğun bir çaba sergiliyorlar.
Sonuçta nisan ayında toplanacak olan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Türkiye'nin denetimden çıkarılıp çıkarılmaması yolundaki kararı oylarken, aslında AB'nin 2004 sonunda vereceği kritik karar için bir eğilim ortaya koymuş olacak.
Bu haliyle nisan ayında Strasbourg'da yapılacak olan toplantı, AB ile erken bir 2004 randevusu olarak görülebilir. |