|
GEÇEN pazar akşamı New York'un tanınmış bir restoranındayız.
Restoranın adı ‘‘Elaine's’’.
Yemeğin ev sahibi, Hürriyet'teki mülakatları ile tanıdığınız Defne Barak.
Masada benim dışımda dört gazeteci daha var.
Dördü de ülkelerinin tanınmış dergilerinin yönetmeni.
Biri Alman Bunte, öteki İtalya'nın ‘‘Gente’’, üçüncüsü Avustralya'nın ‘‘New Idea’’, dördüncüsü de Hırvatistan'ın ‘‘Gloria’’ adlı dergilerinin yayın yönetmeni.
‘‘Elaine's’’ küçük ama tanınmış bir restoran.
Eski ABD Başkanı Clinton'ın ve bazı tanınmış Hollywood starlarının gittiği bir yer.
* * *
İtalyan ağırlıklı füzyon bir mutfağı var.
Duvarlarda çok farklı posterler dikkati çekiyor.
Bir tanesi Clay ile Foreman'ın yaptığı tarihi maçın posteri.
Ama benim dikkatimi en çok ‘‘Partizan’’ dergisinin afişi çekti.
‘‘Partizan’’ bir zamanların en ünlü sol teorik dergilerinden biriydi.
Onun ‘‘50'nci yılı’’ dolayısıyla hazırlanmış bir afişti bu.
Bana Paris yıllarımı hatırlattı.
Bunun dışında çok sayıda fotoğraf dikkati çekiyordu.
Bunların hepsi ünlü kişilerin o restoranda çekilmiş fotoğraflarıydı.
Masada çok ilginç bir kişi daha vardı.
Michael Jackson'ın babası Jo Jackson.
Onun çok sayıda fotoğrafını görmüştüm.
Fotoğraflardakinin aynısı.
Siyah bir elbise giymiş.
Altında siyah bir gömlek ve üzerinde siyah bir kravat vardı.
Başında Jackson'ların ‘‘History’’ albümü ve turu için yaptırdıkları tipik Amerikan şapkası vardı.
Şapkanın siperlik kısmına parlak harflerle ‘‘History’’ yazılmıştı.
* * *
Defne Barak geçenlerde onunla bir mülakat yapmış ve bu ABD medyasında olay olmuştu.
Televizyon şirketleri bunu yayınlamak için yarışa girmişlerdi.
Defne, Jackson Ailesi'nin bütün üyeleriyle arkadaş olmuş.
Ben ve öteki dergi yöneticilerinin hepsi o gün uçakla New York'a gelmiştik.
Yani uzun bir yolculuk yapmıştık.
Ama yemek çok eğlenceli geçti.
Ben uzun masanın başında oturuyordum.
Arkamdaki bir masada ise bir çift oturuyordu.
İki masa arasındaki ara çok kısaydı.
* * *
Bir ara birisi omzuma dokunup geçmek için müsaade istedi.
Ona yol açmak için sandalyemi öne doğru çektim, sonra başımı geri çevirip baktım.
Baktım ve şaşırıp kaldım.
Çünkü karşımda Al Pacino duruyordu.
Saçlarını uzatmış.
Aynı zamanda sakal bırakmış.
Çok yorgun görünüyordu.
Gözlerinin altında çok belirgin iki torba vardı.
Durgun ve boş gözlerle bakıyordu.
Bir an filmde oynuyor sandım.
Arkamdan geçip tam karşımdaki masaya oturdu.
Yanında yaşlı bir adam vardı.
New York'ta ve Hollywood'da herkesi tanıyan Defne hemen anlatmaya başladı.
Bir film çekiyormuş.
Ama aynı zamanda eşiyle sorunları varmış. Ayrılmak üzerelermiş.
New York'ta yaşayan bir gazeteciye Al Pacino ile karşılaşmak fazla bir şey ifade etmeyebilir.
Ama ben hayatımda her gün bir Al Pacino ile karşılaşmıyorum.
Dolayısıyla gece boyunca sık sık onun bulunduğu masaya baktım.
Yıllar önce, 1970 yılının temmuz ayında Paris'e ilk ayak bastığım günün akşamı yolda yürürken Alain Delon'a rastlamıştım.
O gün Paris'e geldiğimi anlamıştım.
Yine bir gün Orly Havaalanı'nda Mick Jagger'ı görmüştüm.
‘‘Celebrity’’ yani şöhret denilen olgu dünyanın her yerinde aynı şey.
* * *
Şöhretli insanlar, gazeteci olarak bizlerin en önemli mesleki kaynaklarımızdan biri.
Ama bizler aynı zamanda bu şöhretli insanların çekim alanındayız.
Çokuluslu masalar bazen çok eğlenceli oluyor.
O akşam hepimiz neşeliydik.
Çünkü ertesi gün beşimizin de mesleki hayatı açısından önemli bir olaya tanık olacaktık.
Onun ne olduğunu yarın anlatacağım. |