|
Burçun İMİR/KUDÜS (DHA)
Vecih Nusaybeh, Kudüs'te Hıristiyanlar için en kutsal mekanlardan birinin, Kıyamet Kilisesi'nin bekçiliğini yapıyor. Ailesi, 7. yüzyılda Hz. Ömer'le birlikte gelmiş Kudüs'e. O günden beridir, kentin haçlıların eline geçtiği 88 yıllık dönem hariç, aynı aile kuşaktan kuşağa bu görevi sürdürmüş.
Vecih Nusaybeh, bu görevi bir iş olarak değil, bir aile mirası ve dini vecibe olarak görüyor. Kilise ona ayda sadece 10-15 dolar veriyor.
Tektanrılı üç din tarafından da kutsal kent olarak kabul edilen, bu yüzden yüzyıllar boyu çekişmelerden kurtulamayan Kudüs'te, dinler arası bütün kavgalara rağmen, ilginç olaylar da yaşanıyor. Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği, öldükten sonra bedeninin saklandığı, bedeninin akıl almaz bir şekilde yok olduğu Kıyamet Kilisesi'ni bir Müslüman koruyor. Çok eski bir Kudüslü olan Vecih Nusaybeh'in aile hikayesi, taa Hz. Ömer devrine kadar uzanıyor.
Vecih Nusaybeh'in ailesi Kudüs'e 7. yüzyılda Hz. Ömer ile birlikte gelmiş. Daha sonra, kentin en eski efsanelerinden birini anlatıyor Nusaybeh:
‘‘Hz. Ömer, Kudüs'e geldiğinde benim ailem de onun peşinden gelmiş. Hz. Ömer Kudüs'ün ve Kıyamet Kilisesi'nin anahtarını Rum Ortodoks Patriği Sefaroniyas'tan almış. Sonra bir gün Hz. Ömer, Kıyamet Kilisesi'ni ziyarete gitmiş. Namaz vakti gelmiş. Ezanı duyan Patrik Sefaroniyas, buyrun kilisemizde dua edebilirsiniz, demiş. Hz. Ömer, ‘Eğer ben bu kilisede dua edersem daha sonra beni izleyenler, insanlarım peşimden gelir, kilisede hak iddia ederler' diyerek bu teklifi reddetmiş. Avluda duruyorlarmış. Hz. Ömer eline bir taş alıp fırlatmış. Taşın düştüğü yerde bir ağacın önünde namazını kılmış. Burası o günün anısına Hz. Ömer Camii'ne çevrilmiş.’’
88 YILLIK SÜRGÜN
Vecih Nusaybeh hikayenin bu noktasında duruyor. Ona göre Hz. Ömer’in bu davranışı İslam'ın adaletini anlatıyor: ‘‘Böylece kilisenin Müslümanlar tarafından korunmasının ne kadar önemli olduğunu anlaşıldı ve anahtarlar bizim ailemize verildi.’’
Aradan zaman geçer, Haçlı seferleri sırasında Kudüs, 1099'da Avrupa'dan gelen Haçlıların eline geçer. Kudüs'te 88 yıl boyunca bir Haçlı krallığı hüküm sürer. Kudüs'ün Haçlılar tarafından alınışı, kentte yaşayan Müslüman ve Yahudilerin büyük bir katliama kurban gitmesine yol açar. Tabii Vecih Nusaybeh'in ailesi de bundan payını alır: ‘‘Kudüs'te 70 bin Müslüman katledildiği için ailem, Nablus'taki Burin'e kaçmış. Selahaddin Eyyubi 1187'te Kudüs'ü Haçlılar'dan Hıttin Savaşı ile ele geçirene kadar da orada kalmışlar. Onlara Nablus'ta 40 bin dönümlük toprak verilmiş. 30 Aralık 1516'da Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Kudüs'ü teslim alana kadar bu topraklardan elde edilen gelirle yaşamışlar. Daha sonra da aileme yüzde 10 pay verilmiş.’’
Osmanlı döneminde Nusaybeh Ailesi'nin yanına iki aile daha eklenir. Cudi Ailesi'ne kilisenin anahtarlarını saklamak, Nusaybeh Ailesi'ne ise, kiliseyi korumak ve her sabah kilisenin kapısını ibadete açmak, geceleri ise sürgülemek görevi verilir. Huday Ailesi'nin görevi de kiliseyi ziyarete gelenlerden para almaktır. Doğululara 3, Batılılara 5 kuruşluk tarife uygulanır. Elde edilen gelir Kudüs'ün fakir fukarasını beslemek için kullanılır. Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa Osmanlı'dan Kudüs'ün ve Nablus'un idaresini ele geçirene kadar bu para alınmaya devam edilir.
Kuşaktan kuşağa geçen bekçilik görevi uzun süredir Vecih Nusaybeh tarafından yerine getiriliyor. Onun da 3 erkek, 8 kız kardeşi var. Kadınların bu görevi üstlenmesi mümkün değil. Erkek kardeşleri ise İsrail'in 1967'de Kudüs'ü işgali ile Ürdün'e kaçmışlar.
Vecih baba mesleğini gururla gerçekleştiriyor. Ona göre, onun işi cihatların en büyüğü: ‘‘Burası Hıristiyanlar için en kutsal yerlerden biri. Burayı korumak İslamiyet'in de görevi. Bunun farklı nedenleri var. Mesela, Hz. İsa da İslam'ın kabul ettiği bir peygamber, Hz. Meryem, Hıristiyanlar için olduğu kadar Müslümanlar için de gelmiş geçmiş en kutsal kadın. Hem böylesi önemli bir görevi bizim üstlenmemiz Müslümanların adaletli olduğunu da anlatıyor.’’
Eve gelir getirmek için bazen tur rehberi olarak çalışıyor. İntifada nedeniyle turistlerin İsrail'e gelmemesinden o da şikayetçi. Gözü ise uzaklarda. Kendisi de hacı olan Vecih atadan kalma görevini yalnızca bir tek iş için bırakırım diyor:
‘‘Bana Kabe'de bir görev verilse çok çok mutlu olurum. Herkes kendi kutsal mekanını korumak ister. En nihayetinde ben de bir hacıyım, bir Müslüman. Ben de günde 5 defa namaz kılıyorum.’’
Ayda 10-15 dolar alıyor
Nusaybeh ailesi yüzyıllardan bu yana Kıyamet Kilisesi'nin dev ahşap kapılarını her gün saat 04.00'te açıyor, kışları saat 19.00'da, yazları da saat 20.00'de kapatıyor. Herhangi bir ücret almadan yapıyorlar bu işi. Kilise onlara sembolik olarak ayda 10-15 dolar ödüyor. Vecih, ‘‘Hiç önemli değil. Biz hep bedava çalıştık. Çünkü para için değil, İslam için çalışıyoruz. Buna baş koyduk’’ diye konuşuyor.
Vecih Nusaybeh dini hoşgörünün önemini vurguluyor: ‘‘Biz Müslüman olarak İncil'e de, Tevrat'a da ve Kuran'a da inanırız. Yahudiler de, Hıristiyanlar da dinimizin kardeşleri. Allah için dua edilen her mekan kutsaldır ve bu mekanları korumak bizim için onurdur. Ancak, siyaset başka bir şey. Din adına gelip bizi öldürmeye kalkarlarsa, evlerimizi yıkmaya, topraklarımızı işgal etmeye, çocuklarımızı öldürmeye kalkarlarsa artık bunun dinle bir ilgisi kalmış olamaz. Yoksa burası bize Hz. Ömer ve Selahhaddin tarafından korumamız için emanet edilmiş. Hem ha kilise, ha cami, ha sinagog... Hepsi Allah'ın evi değil mi?’’ |