|
BİR yanda yarın gerçekleşecek Kuzey Kıbrıs seçimleri, diğer yandan şu an Brüksel'de toplanmakta olan AB zirvesi. Hangisini yazmalı ki?
Üstelik, salt Türkiye açısından bakıldığında ikisi arasında kesin bağlantı var.
Ancak, ben Pazartesi berraklaşacak tabloyu bekleyeceğim ve ‘‘kısa kes Aydın havası olsun’’ hesabı, konulara bugün paragraf başlıklarıyla değineceğim.
* * *
ASLINA bakarsanız, Kıbrıs hakkında da yazacağım artık fazla bir şey kalmadı.
Eh, gönlüm tabii umuyorum ki, gücünü Ankara'daki ‘‘malum devlet’’ payandasından alan Rauf Denktaş'ın ebedi ve ezeli ‘‘tek çözüm, çözümsüzlüktür’’ cephesi, bir ihtimal bu defa sandıktan boyunun ölçüsünü alır.
Amiiiiiiiin...
Hoş, aldığını varsaysak ve Lefkoşa'daki yeni iktidarın uzlaşma adımları attığını düşünsek dahi, o takdirde de işlerin hemen tıkırına gireceğini sanmıyorum.
Çünkü, sayısı az fakat perdesi yüksek koro derhal ‘‘hıyanet-i vataniye’’ ve ‘‘satılmışlar’’ şarkılarını terennüm ve teganni etmeye başlayacağından, muhtemel bir ‘‘açılım’’ girişiminin de önü anında kesilmek istenecektir.
Dolayısıyla, bana sorarsanız, sanıldığının tersine, Ada sorununun çözümünde ‘‘KKTC’’ oylamasının sonucu ancak ikincil bir rol oynayacak.
Her zamanki gibi, yine Türkiye'nin tutumu belirleyicilik taşıyacak.
Ve tabii, eğer ‘‘Dentaş cephesi’’ yarın tökezlerse, böyle bir gelişme, ‘‘malum devlet’’e rağmen ülkemizdeki çözüm güçlerinin yüreğine su serpecek.
İşte, ‘‘KKTC’’ seçimlerini şimdilik yukarıdaki çerçevede değerlendiriyorum.
* * *
BRÜKSEL'deki Topluluk zirvesine gelince.
Ucu bize dokunduğundan, ülkemiz medyası çok haklı olarak AB Anayasası'na Hıristiyanlık kelimesinin girip girmeyeceği konusunu öne çıkartıyor ama, devlet ve hükümet başkanlarının orada ‘‘kapışacağı’’ diğer iki ana sorun daha var.
İlkini, bundan böyle karar mekanizmasının hangi tür bir çoğunluk sistemiyle işleyeceği, ötekisini ise, yürütme organı Komisyon'daki üye sayısının nasıl ve ne kadar azaltılacağı konuları oluşturuyor.
Her neyse, şu Hıristiyanlık meselesine geleyim.
* * *
TAMAM, tabii ki inkarı mümkün değil, ta Charlemagne Ortaçağından başlayın ve 2. Savaş ertesi ilk ‘‘Kömür ve Çelik Birliği’’yle kolları sıvayan ‘‘kurucu babalar’’a uzanın, Avrupa'nın mayası bir uygarlık kültürü olarak İsevilikle yoğrulmuştur.
Fakat, yalnız onunla değil.
O Avrupa, tümden unutulmuş Kadim Yunan'ı tekrar Yaşlı Kıta'ya taşımakla yetinmeyip bizatihi kendi zenginliğini de ona ileten Endülüs İslamı ve aynı İslam'la ilintili Sefarad veya daha farklı Aşkenaz Yahudiliği olmadan düşünülemez.
‘‘Gerçek Hıristiyan’’ addetmediği Bizans Ortodoksları, zorla Muhammedilik ve Musevilikten döndürdüğü ‘‘marranes’’ler ve nihayet de, biz Osmanlılar cabası.
Kaldı ki, bütün bunları unutsak dahi bugünkü Avrupa'yı ‘‘Avrupa’’ yapan esas şey onun ‘‘Aydınlama Çağı’’ndan itibaren edindiği seküler ve ‘‘gayr-ı dini’’ kimliktir.
Dolayısıyla, AB Anayasasında salt Hıristiyanlığa atıfta bulunulduğu takdirde bir yandan gerçeğin kısmi bir bölümü yansıtılmış olacaktır; öte yandan da, Yaşlı Kıta'nın aslında çok sakınmak istediği ‘‘uygarlıklar savaşı’’ teorisine hizmet edilecektir.
Kıbrıs seçimleri gibi bunun da nihai yorumu Pazartesi sonrasına kalacak.
|