  |
| |
Doktorlar yüz nakline hazır
Kısa bir süre öncesine kadar bir bilim kurgu fantezisi olan yüz nakli yakında gerçek olacak. Amerikalı, İngiliz ve Fransız doktorlar, yüzlerinde kaza veya hastalık nedeniyle yaralar açılan hastalara kadavralardan alınan yüzleri aktarmak istiyorlar. Yüz nakli operasyonu yabancı dokunun beden tarafından reddedilmesini önleyen yeni ilaçlar sayesinde artık mümkün. Bedenin diğer bölgelerinden alınan deriyle yapılan yüz ameliyatlarında hastanın yüzündeki duyarlılık kaybolduğundan yeni yüz bir maske gibi hissedilirken, yüz nakli operasyonunda yüzün hareketi kısıtlanmayacak. Mikrocerrahi yöntemiyle yapılacak ameliyatta yeni ölen kişinin dudakları, kulakları, çenesi ve burnu hastanın sinirleriyle bağlanması gerekiyor. Londra Royal Free Hastanesi’nden Peter Butler, yüz nakliyle ilgili tüm teknik aksaklıkların giderilebileceğini ama etik ve psikolojik sorunlar ile ilgili tartışmaların sonuçlanmasından önce ameliyata yanaşmayacağını söyledi. Önümüzdeki hafta İngiltere’deki Rolay College of Surgeons’da açıklanacak bir raporla yüz nakliyle ilgili tartışma konusu açıklanacak. Rapor, her şeyden önce yüz naklinin fiziksel ve psikolojik riskleri konusunda açıklık getirecek. Butler öte yandan yüz nakli operasyonundaki en büyük sorunun gerekli malzemenin edinilmesinde yaşanacağını söyledi. Anket sonuçlarına göre hastaların hemen hemen hepsi yabancı bir kişinin yüzünü taşımaya hazır olmalarına rağmen hiç kimse yüzünü bağışlamaya yanaşmamakta.
Kilimanjaro’nun karlarına plastik örtü
Afrika’nın bir sembolü olan Kilimanjaro’nun buzlu zirvesi birkaç yıl içinde tümden erimiş olacak. Bir İngiliz bilim adamı şimdi karlı zirveyi korumak için plastik folyoyla kaplamak istiyor. Zirvedeki buz kaybı, Kilimanjaro’nun çevresindeki ormanların yok edilmesiyle ilgili. Ormanlar nemli rüzgarların yükselerek buzun yenilenmesinde etkili oluyordu. Zirvenin tümünü plastik folyoyla kaplamak isteyen Londra Üniversitesi sera gazı uzmanlarından Euan Nisbet, bu şekilde güneş ışınlarının geri yansıyacağına ve buzun ısınmayacağına sanıyor. İnanılmaz gibi görünse de araştırmacının bu önerisi teorik açıdan mümkün. Bu girişim için gerekli olan malzeme miktarı, Christo ve Jeanne Claude’un 1983 yılında Miami’deki Biscayne körfezindeki küçük adaların örtülmesi için kullanılandan daha fazla değil. Ancak malzemenin, krater kenarındaki dik yamaçlara tutturulması zor olabilir. Zirvenin yüksekliği 5895m kadar ve oksijen çok fazla olduğu gibi ulaşım imkanı da bulunmuyor. Araştırmacının düşüncesine göre plastik folyo dağın etrafındaki ormanların yeniden yetiştirilmesine kadar kalması yeterli.
Sıtma, ana karnında HIV riskini yükseltiyor
Sıtma mikrobu taşıyan hamilelerin bebeklerine HI virüsü bulaşma riski daha yüksek. Son araştırmalar sıtma hastası olan annelerden doğan çocukların %40’ının HI virüsü taşıdığını gösterdi. Sıtma mikrobu taşımayan kadınlarda aynı risk sadece %15 civarında. www.aidsonline.com sitesindeki haberde bilim adamları sıtmanın tedavi edilmesi halinde HI virüsü taşıyan bebek sayısının önemli ölçüde düşürebileceğini söylüyorlar. John Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu’ndaki araştırma 746 Ugandalı kadınının katılımıyla gerçekleştirilmiş. Heena Brahmbhatt önderliğindeki ekip, HIV bulaşık kadınların genelde sıtmaya da yakalandıklarını bulmuş. Her iki hastalığa sahip kadınların ayrıca anemiye yakalanmaları, düşük veya erken doğum yapma olasılıkları da daha yüksek.
BBC haber ajansından yapılan bir açıklamaya göre her yıl yaklaşık bir milyon kadar insan sıtma yüzünden yaşamını yitirmekte. Hastalıkların yüzde doksanı kara Afrika’da ortaya çıkmakta. Hastalıkların anneden bebeğe bulaşma riski ise en fazla Afrika’da görülmekte. Dünya genelinde 40 milyonu aşkın kişi HI virüsü taşıyor.
Hiperaktivite beyindeki değişimlerle ilgili
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) bulunan çocukların ve diğer çocukların beyin yapılarını karşılaştıran Amerikalı bilim adamlarının Lancet dergisindeki araştırma yazılarına göre dikkat eksikliği bulunan çocukların bazı beyin bölgeleri daha küçük. DEHB, çocuk ve yetişkinlerin belli bir konu üzerinde uzun süre konsantre olmalarını engellediği gibi genelde saldırgan olan hastalar bağlantı kurmakta da zorlanıyorlar. Nöropsikolojik rahatsızlığın kökeni halen tartışmalı olsa da geçerli olan teorilere göre beyindeki sinyal aktarımının doğru işlememesinden kaynaklanmakta. Kaliforniya Üniversitesi’nden (Los Angeles) Elizabeth Sowell şimdi yeni bulgulara ulaştı. Araştırmacı DEHB hastası 16 çocuğun beyninin yüksek çözünürlüklü manyetik rezonans tomografisiyle inceledikten sonra bunları 46 sağlıklı çocuğun beyin görüntüleriyle karşılaştırmış. Bu karşılaştırma sonucunda DEHB’li çocukların ön beyin kabuğunda ve ön şakak lopunda boz madde birikimi saptanmış. Bradley Peterson, bu farkın sadece konsantrasyondan sorumlu beyin bölgelerinde değil daha çok uyarılara dayanan davranışları kontrol edilen bölgelerde dikkat çekici olmasının ilginç olduğunu ve bu bilgi sayesinde hedeflere uygun ilaçların geliştirilebileceğini söyledi.
Süt ineklerinde ve insanda genetik değişim
Son araştırmalar kuzey Avrupa’da süt üretimi için büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin ineklerin genetik yapısını etkilediği kadar insanların genlerinde de bazı izler bıraktığını gösterdi. İngiliz bilim adamlarının Nature Genetics dergisindeki raporlarına göre taş devrinde başlayan büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinden bu yana iki türün gelişiminde karşılıklı etkiler söz konusu. Grenoble Joseph-Fourier Üniversitesi’nden Albano Beja-Pereira, Avrupa’daki yetmiş farklı inek ırkındaki gen çeşitliliğini inceledikten sonra kuzey Avrupa’daki inek ırklarında süt üretimindeki en önemli altı genin çok farklı varyasyonları bulunduğunu saptamış. Oysa diğer genler aynı çeşitliliği göstermiyor diyor araştırmacı. Yetişkin kuzey Avrupalılar süt şekerini (laktoz) sindirebildikleri için inek sütünün besleyici yönünden yararlanabiliyorlar. Kalıtımla edinilmiş laktoz bağışıklığı sadece bazı topluluklarda görülür. Laktozu kolay sindirebilen insanlar ve genetik çeşitliliğe sahip süt inekleri genelde sığır yetiştiriciliğinin taş devrinden bu yana sürmekte olan bölgelerde yaşıyorlar. Beja-Pereira’ya göre o tarihten itibaren insanlara besin kaynağı olmak gibi avantajlar sunan sütle bir evrim süreci başlamıştı. Bu süreç daha fazla süt veren ineklerin seçilmesine olanak veren büyük sürülerin yetiştirilmesinde etkili olmuş ve sütteki protein bileşimlerini de değiştirmişti. Bu gelişme ise ineklerde süt üretiminden sorumlu en önemli genlerin çoğalmasına ve insanda laktozun hazmını kolaylaştıran genleri etkilemiş.
Ebola aşısı gönüllü deneklerde deneniyor
Ebola virüsü bulaşan binlerce insandan, onda dokuzu iç kanama yüzünden yaşamını yitirdi. Ve şimdi ilk kez bir Ebola aşısı insanlar üzerinde deneniyor. Aşı, Ebola salgınının önlenmesi için umut oldu. Gönüllü bir deneğe geçtiğimiz Salı günü (18 Kasım 03), Washington Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde (NIAID) serum verildi. Etki maddesi NIAID’nın açıklamasına göre üç yıl önce maymunlarda başarıyla test edilmiş. Sağlık enstitüsü, etki maddesinin bir tür DNA aşısı olduğunu bildirdi. Benzer maddeler şu sıralar Aids, grip, sıtma ve Hepatit’e karşı test edilmekte. Etkili bir Ebola aşısı, hastaların yaşamlarını kurtarmasından öte biyolojik Ebola silahına karşı koruyucu olarak kullanılabilecek dedi NIAID müdürü Antony Fauci. Ebola virüsü kısa sürede ölüme neden olan iç kanamalara yol açmakta. Son derece bulaşıcı olan hastalığa karşı henüz etkili bir ilacın bulunmaması nedeniyle çabuk etkiyen aşı en iyi strateji olarak görülmekte.
1976’da ve 1995’deki en büyük iki Ebola salgınından bu yana neredeyse 20 yıl geçti ama salgın bu zaman zarfında kısa aralıklarla tekrarlandı. WHO Kongo’da yeni bir Ebola salgınının yayıldığını bildirdi. Yeni aşı yaşları 18-44 arasında değişen 27 gönüllü üzerinde denenecek.
Bir kadeh içki bile bebeğe zarar verebiliyor
Hamilelik sırasında alınan alkolün sanılandan çok daha tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Amerikalı bilim adamlarının saptadıkları gibi hangi hamilelik evresinde olursa olsun çok az miktarda alkol bile bebeğe zarar veriyor. Pittsburgh Psikiyatri Enstitüsü doktorları uzun vadeli bir çalışmayla, haftada bir kadeh şarabın, ceninin bedensel gelişimini ne şekilde etkilediğini araştırmışlar. Buna göre alkolün etkisinde kalan bebekler daha küçük dünyaya geldikleri gibi kafatasları da daha az gelişmekte. Sonuçlar, hamileliğin 16.haftasından sonra düzenli olarak alınan bir bardak içkinin bebeğe zarar vermeyeceği düşüncesini çürütmüş oldu. Çünkü yeni araştırma, bebeğin her evrede alkolden zarar gördüğünü kanıtlıyor. Hamileliğin ilk üç ayında alınan alkol bebeğin yüzünde deformasyonlara, altınca ayda beyin hasarlarına ve gebeliğin son üç ayında ise sinir sisteminde gelişim bozukluklarına yol açmakta.
Domuzu güçlü kılan gen keşfedildi
Domuzda yeni keşfedilen bir genin tek bir yapıtaşı, hayvanın aynı besin miktarı ve eşit hareketle diğerlerinden %3-4 oranında daha etli olmasında belirleyici bir rol oynamakta. Bu mekanizmanın moleküler zeminde ne şekilde işlediğini İsveçli ve Belçikalı bilim adamları Nature dergisinde açıkladılar. IGF2 geninde büyüme faktöründen sorumlu olan bir yapıtaşı kas dokusunda üç misli etkinleşmekte. Tahminlere göre ilk kez Çin’deki bir domuz türünde gelişen kuvvetlendirici gen türünün üretimle diğer domuzlara geçtiği sanılıyor. Çünkü genetik bilgilere sahip olmadıkları halde bu geni keşfeden çiftçiler domuzları melezleştirmişlerdi. Bilim adamları evcil domuzlarda yaygın olarak görülen bu genin, yabani domuzlarda bulunmayışının nedenini de bu melezleştirme sürecine bağlıyorlar.
Gizemli parçacık teoriyi sarstı
Japonya’nın Tsukuba kentindeki parçacık hızlandırıcısında izlenen X(3872) adındaki parçacığın varlığı Fermi Ulusal Parçacık Hızlandırma Laboratuarı’nda da kanıtlandı. Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı ‘Tevatron’ ile çalışan Amerikalı bilim adamları parçacığı, ‘Mystery Meson’ (Gizemli mezon) olarak isimlendirdiler. Molekül benzeri temel parçacığın keşfi, fizikçilere göre bugüne dek bilinmeyen bir parçacık türünün varlığını açıkladığı gibi bunun geçerli olan teorilerle uyumlu hale getirilmesi anlamına geliyor. ‘Moleküler tanımlama uygunsa yeni bir madde biçimi için ilk kanıt olabilir’ diyor Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Gerry Bauer. Mezon, normalde iki kuartan oluşur. Maddenin ilk yapıtaşlarından altı tanesi biliniyor: En hafifleri olan aşağı ve yukarı kuarklardan protonlar ve nötronlar birleşmekte. Parçacık hızlandırıcılarından ayrıca daha ağır olan tılsım ve garip kuarklar ve alt ve üst kuarklar da kanıtlanmış. Ve her kuark için anti maddeden oluşan bir anti kuark bulunuyor. Aslında psi2 isimli bir mezonu arayan bilim adamları için X(3872) parçacığın bulunuşu sürpriz olmuş. Yeni parçacığın ağırlığı kuantum krom dinamiği ölçülerine göre yaklaşık olarak 60 mega elektron volt. Kuantum krom dinamiği, kuarkları bir arada tutan kuvvetli karşılıklı etki için kullanılmakta ve doğada bilenen en büyük kuvvettir. Bilim adamları kuantum krom dinamiği modelinin yanlış olabileceğini veyahut da X(3872) parçacığının iki normal mezonun bir ürünü olduğu bu yüzden de iki değil dört kuarktan oluştuğunu düşünüyorlar. Bu tahmin yetmişli yıllarda teorikçiler tarafından da ortaya atıldıysa da deneysel olarak kanıtlanmamıştı. Bugüne kadar elde edilen en iyi kanıt Nisan 2003’te Stanford Doğrusal Hızlandırıcı Merkezi’nde gözlemlenen DS(2317) parçacığı idi.
Güneş bu sefer kutupta tutuldu
Bu yılın tek güneş tutulması yüz yıldan bu yana ilk kez güney kutbunda gerçekleşti. Dondurucu soğuğa rağmen bu olağanüstü olayı kaçırmak istemeyen yüzlerce bilim adamından üç yüzü bulutlara yakalanmamak için jet kiraladı. Bilim adamlarının bu çabaları adam başına 7300 euroya mal oldu. Bir Rus buzkıranı kiralayan diğer bir grup kozmik gölge oyununun kısmen bulutlar tarafından örtülmesi yüzünden onlar kadar şanslı olamadı. Ayın gölgesi orta Avrupa saatine göre 23.30 sularında Hint Okyanusu’nun güneyinde Dünyanın üzerine düştü ve doğudan batıya doğuya doğru ilerleyerek güney kutbu üzerine geldi. Gölge, dünyayı yaklaşık bir saat sonra terk etti.
Geçtiğimiz Mayıs ayında İzlanda üzerinde yaşanan halka biçimindeki güneş tutulmasında olduğu gibi gölge, o anda güneşe eğimli olan güney kutbuna düştüğü için her zamanki yönünden farklı olarak doğudan batıya doğru ilerledi. Tam güneş tutulması güneş, ay ve dünyanın aynı çizgiye gelmesiyle oluşmakta. Ay güneş diskini tümüyle örterek normalde batıdan doğuya doğru ilerleyen ince bir gölge düşürür. Ay ve dünya arasındaki mesafe bir ay içinde biraz değiştiğinden, ay, pozisyona göre farklı büyüklükte görünür. Bu şekilde bazı durumlarda güneşin etrafında küçük bir kenar meydana gelir ve halka biçiminde güneş tutulması gerçekleşir. Güney kutbundaki son güneş tutulması 21 Eylül 1903 yılında İngiliz araştırmacı Robert Scott tarafından izlenmişti. |