|
Tabii yukarýdaki denklem size göre yanlýþ. Ama bir sinestetik hastasýna göre, denklemin sonucu yeþil bir renk... Ýþitilenlerin ayný zamanda renk olarak algýlanmasý ya da örneðin bir tadýn tüm bedende hissedilmesi gibi durumlarda, beyin araþtýrmacýlarý sinesteziden söz ederler.
Ýþte size böyle bir duyarlýlýða sahip canlý bir tanýk: Alman bilim kadýný Sabine Schneider, duyularýn ilginç ortaklýðýný araþtýrýyor. Schneider renklerle dolu dünyasýný anlattý.
Renkli olarak gördüðüm ilk isim en yakýn arkadaþýmýn adý Karen idi. O zamanlar henüz kum havuzunda oynuyorduk, aklýma birden bire Karen isminin pembe olduðu geldi. Canlý pembe deðil de donuk bir pembe.
Fakat bu, ismin, pembeye boyanmýþ bir hali deðildi. Ýsim ve renk benim için ayný þeylerdi. Bu düþünceyi yüksek sesle ifade edip etmediðimi hatýrlamýyorum ama sözcüklerin renkli olmasýnýn çok doðal olduðunu düþünüyordum.
Benim için her harfin kendine özgü bir renk tonu var. Örneðin ‘T’ harfi yeþil arduazdýr, ‘H’ su birikintisi gibi ýslak ve ‘I’ bir mum gibi ýþýltýlýdýr.
Ben bu renkleri içimde çok derinlerde hissederim. Rengin tam olarak nerede olduðunu kelimelerle anlatmam çok zor. Bunu yapabilseydim düþüncelerimin nerede gizli olduðunu da açýklayabilirdim.
Farklý bir insan
Harflerin renginden, sözcüklerin rengi ortaya çýkýyor. Bu zaman zaman rahatsýz edici de olabiliyor. Mesela açýk sarý saçlý Gottschalk’a koyu arduaz rengindeki Thomas ismini hiç yakýþtýramýyorum.
Ama beðensem de beðenmesem de renkleri deðiþtiremiyorum. Bunlarý az veya daha az etkili olmakla birlikte kendiliðinden ortaya çýkýyorlar.
Bu duyarlýlýðým nedeniyle diðer insanlardan farklý olduðumu okulda anladým. Ýlkokul birinci sýnýfta ‘bir artý bir kaç eder’ sorusunu kendimden gayet emin bir þekilde ‘yeþil’ olarak yanýtladýðýmda öðretmenim ve arkadaþlarým tarafýndan çok tuhaf karþýlanmýþtým. Kendimi bu konuda çok yalnýz hissedince renklerle ilgili duyarlýlýðýmý kendime saklamaya karar verdim.
Kendini keþif
1995 yýlýnda her þey birden bire deðiþiverdi. Sanat tarihi okuyordum ve Leipzig Grassi Müzesi’nde de staj görüyordum. Müzede o sýralar amaçlara uygun olarak teknik ve geometrik biçimler verilen yapýlar sergileniyordu. Benim görevim katalogun hazýrlanmasýnda yardýmcý olmaktý. Bu tür yapýlarla ilgili eski bir katalogu karýþtýrýrken aniden ‘sinestezi’ kavramýna ulaþtým.
Bu benim anahtar sözcüðümdü. Orada öylece donup kaldým ve ‘sonunda buldum’ dedim kendi kendime.
Sinestezi (Syn„sthesie) bana göre çok güzel renklere sahip. Hepsi birbiriyle uyumlu. ‘S’ harfi mesela açýk vanilya sarýsý, ‘Y’ sararmak üzere olan limon yeþili, ‘N’ güzel bir mýsýr sarýsý ve ‘Ž’ koyu portakal rengidir.
Sinestezinin anlamýný öðrenmek için sözlükleri karýþtýrdým ve hastalýk deðil de sadece özel bir duyarlýlýk olduðunu öðrenince mutlu oldum. Ressam Wassily Kandirsky de olasýlýkla sinestetikti.
Böylece staj ödevimi pedagoji dalýnda, sinestezinin teorik dayanaklarla irdelenmesi üzerine yapmaya karar verdim. Bir teoriye göre örneðin her insan sinestetik olarak dünyaya gelmekte. Farklý duyu kanallarý erken çocukluk döneminde kaybolurken, sinestetiklerde kalýcýlýðýný korumakta. Ýþlevsel manyetik rezonans tomografisiyle yapýlan bazý incelemeler de farklý duyular arasýndaki köprünün limbik sistemde yani beynin duyu merkezinde bulunabileceðini göstermiþtir.
Renklerle anlamlanýyor
Bunlar benim için çok soyut kalýyor. Benim için ilginç olan sinestezinin ortaya çýkýþ biçimi. Her sinestetik, harfleri veya sözcükleri farklý renklerle iliþkilendiriyor. Ayrýca kokularý, sesleri ve tatlarý renkli algýlayanlar da var. Bazý insanlar ise her rengin belli bir sese sahip olduðunu ya da limon suyunun tadýný tüm bedende iðne batmasý olarak algýladýklarýný anlatýyorlar. Araþtýrmam için bu yüzden sinestetiklerle söyleþi yapmak istiyordum.
Araþtýrmacý ve sinestetik arasýndaki yakýn iliþkinin ne kadar önemli olduðunu Hannover’deki bilim adamlarýndan öðrendim. Beni sinestetik olarak bir tür sohbet kahvesine davet etmiþlerdi. Daha çok kadýnlardan oluþan 40 sinestetik burada deneyimlerini anlattý. Bu durum beni çok etkiledi, çünkü sonunda yalnýz olmadýðýmý görmüþtüm. Ama öte yandan birbirimizden çok farklý oluþumuz da çok ilginçti.
Leipzig’de gazete ilanýyla sinestetikleri bulmaya çalýþtým. Her bin kiþide birinin sinestetik olduðu söyleniyorsa da bu hiç kolay olmadý. Bugüne deðin 50 kiþiyle söyleþi yaptým. Ama bu kadarýyla yetinmeyeceðim ve söyleþileri belli baþlý kategorilere göre deðerlendireceðim.
Örneðin sesin mi yoksa sözcüklerin mi renklerle daha fazla baðlantýlý olduðunu bulmaya çalýþtýðým gibi bilgisayardaki bir renk programýyla da sözcük ve kelimelerle iliþkilendirilen renklerin birbirine ne kadar benzediklerini araþtýrdým.
Kendim de sinestetik olmam çalýþmalarýmda çok iþe yaradý. Çünkü kendimi söyleþtiðim insanlarýn yerine koymam zor olmuyordu. Öte yandan da bu konuda karþýlaþtýrmalarýn eksik olduðunu fark ettim. Bu yüzden sinestetik olmayanlarla çalýþmak çok önemliydi.
Hiddet ve renk
Bu konu üzerinde daha ayrýntýlý bir biçimde yoðunlaþýnca, harf ve sözcüklerin dýþýnda yaþamýmýn diðer alanlarýnda da renklerin önemli olduðunu fark ettim.
Örneðin duygularda: Hiddet, turuncuya çalan kahverengi, sevinç daha açýk idi. Hatta bazen duygularýmý önce renklerle hissediyorum: ‘Turuncuya çalan kahverengi mi?’ ‘O halde hiddetliyim!’
Sinestezinin birçok olumlu yönü var. Mesela Latince öðrenirken. Tüm gramer biçimlerini renklere göre öðrendim U çekimi yeþil, A çekimi kýrmýzý idi.
Uzun Latince cümlelerde sadece kýrmýzýyla kýrmýzýyý ve yeþille yeþili birleþtirmem yeterliydi. Bu þekilde Latince hiç de zor deðildi. Hatta sýnavda renkler çok daha canlýydý. U çekiminin yeþili fena halde saplanmýþtý. Renkler olmaksýzýn Latince nasýl öðrenilebilir bilmiyorum.
Renkler hatýrlama konusunda da çok iþe yarýyorlar. Ýster isim, telefon numarasý veya bir olayý hatýrlamaya çalýþayým ilk baþta renkler aklýma geliyor. Ve ‘pembe, pembe neydi pembe...’ diye düþünmeye baþlýyorum ve bir süre sonra Karen’i aramam gerektiðini hatýrlýyorum. Renklerin, esas düþüncelerden çok daha derinlerde gizlendiði belli.
Renkler olmaksýzýn nasýl yaþayabilirdim bilmiyorum. Gündelik yaþamda almam gereken kararlarda da renklere göre davranýyorum. Ýnsanlar renkler olmaksýzýn nasýl yaþýyorlar çok merak ediyorum doðrusu.
Zaman zaman renklerden usandýðým da olmuyor deðil. Büyük kentte yaþadýðým için mutlak bir uyarý akýmýna uðruyorum: karmaþýk sözcükler, duygular, içinden çýkýlmaz olaylar renklerle o kadar yoðunlaþýyor ki bunlarý sýnýflandýrmak için ara vermek zorunda kalýyorum.
Hatta bunu müzik dinlediðim zamanlar da yaþadýðým oluyor. Çünkü sesler, entervaller ve melodilerle de içimdeki renkler hareketleniyor. Böylece bir orkestranýn sesi en vahþi Kandinsky resimleri kadar renkleniyor bende. Ve operadaki sahne düzeni müziðe uymuyorsa gözlerimi kapamayý tercih ediyorum.
Renklerle ilgili dünyamý anlatýrken yanlýþ anlaþýlma hatta belki de yaralanma korkusu yaþýyorum. Çünkü renkler týpký düþüncelerim gibi özel hayatýma ait. Demek ki kendimi korumak zorundayým. ‘Yeþil’ dememin doðru olmadýðýný bunu diðer insanlara göre çevirmem gerektiðini çok küçük yaþta öðrendim. Bu insana çok þey öðreten bir deneyimdi.
Çello çaldýðým zamanlar tamamen sinestezi dünyama gidiyorum. Renklerle sesleri ayýrmak mümkün deðil. Doðaçlama yaparken bir sesi beðeniyorsam eðer armonik bir renge sahip olmasýndandýr. Ve o zaman caným bunun üzerinde konuþmak bile istemiyor. |