Atatürk'ün ölümünü izleyen iki haftada 11-25 Kasım 1938 arasında yayınlanan gazetelerin taranmasıyla oluşan kitapta 43 ülkeden 117 gazetede, Türkçe dahil 20 ayrı dilde yayımlanan makale, haber ve yorumlar var. Bu yazılarda, Atatürk'ün bir yemek tadıcısı olduğu yolundaki iddiadan ya da caz müziği sevdiğinden, Ankara'ya Atatürk adı verilmesinin düşünüldüğüne kadar birçok ayrıntıyı bulmak mümkün.
Nuri Çolakoğlu, Atatürk'ün ölümünün 50'nci yılında yayımlanmak üzere bir dizi hazırlamaya karar verdiğinde bunun 15 yıl sürecek bir çalışma olacağını düşünmemişti. Projeye göre dünya basını taranacak, 1938 yılında Atatürk hakkında çıkmış yazılardan bir seçki oluşturulacaktı.
İngiltere'de görevli olan Çolakoğlu, 1986'nın sonlarında her sabah Colindale'deki British Library'nin yolunu tutmaya başladı. Her gün 09.00-11.00 saatleri arasında Kasım 1938'e ait gazetelerin listesini çıkarmaya, ardından da o gazetelere ulaşmaya başladı. Kütüphanenin kuralları gereği, tozlu raflardan gelen gazete ciltleri üçer üçer incelendi, Atatürk'ün ölümüyle ilgili tüm sayfaların fotokopisi çekildi. Sıra mikrofilmlere geldiğinde de aynı yöntem izlendi.
Çolakoğlu, elindeki ‘‘Fatih'in topları’’nı andıran fotokopi tomarından 10 Kasım 1988'de Milliyet gazetesinde yayımlanmak üzere bir yazı hazırladı.
SAMAN YIĞININDA İĞNE ARAMAK
Çalışmasını ‘‘saman yığınında iğne aramak’’ olarak tanımlayan ve bir kitaba dönüştürmeye karar veren Çolakoğlu, 1988'de Türkiye'ye döndü. 1987-1997 arasında kitap düşüncesi Çolakoğlu'nun kafasının içinde raks etti durdu.
2000'de NTV'den ayrıldığında çalışmaya ağırlık verdi. Yıllar içinde oradan oraya taşınırken fotokopilerin çoğu kaybolmuştu ama yazıların bulunacağı ciltler, sayfalar ve tarihlerin listesi elindeydi. Şu anda CNN Türk'ün Londra muhabiri olarak görev yapan Metin Güneş, fotokopilere yeniden ulaşmaya gönüllü oldu. Serdar Şekül, gelen yıpranmış sayfaların fotokopilerini bilgisayarda tek tek temizleyerek, yayınlanabilir hale getirdi.
BİLİNMEYEN DİLLER, TANINMAYAN HARFLER
Fotokopiler birer birer Çolakoğlu'na ulaştı ama bilinmeyen diller, tanınmayan alfabelerden oluşan sayfalarda yazılanları çözebilmek en büyük problemdi. Bunun için de Mesut Önen devreye girdi ve sonuçta 19 ayrı dilde basılmış yazıların Türkçe'ye çevirileri tamamlandı. Çolakoğlu'na manevi destek veren Selahattin Beyazıt, ‘‘kupür yığını’’nı tarihi perspektife oturtacak yazıların da kitapta yer almasını önerdi. Bunun üzerine Çolakoğlu, Prof. Dr. Haluk Ülman ile Can Dündar ve Bülent Çaplı'dan yazılar istedi. Bunlar da eline geldiğinde yani Kasım 2002'de kitap artık basılabilecek haldeydi.
Ekonomik ve siyasal belirsizlikler nedeniyle bir yıl boyunca yeniden uykuya yatan kitap Vuslat Doğan Sabancı'nın desteğiyle ‘‘Hürriyet Arşivinden’’ serisi içinde Cumhuriyet'in 80'inci yılında yayınlandı. Çolakoğlu'nun 50 bin dolar harcadığı, 2 bin 500 adet basılan kitap, 65 milyon liradan satışa çıktı.
Kitabın 4-5 bin satması halinde harcanan parayı geri getireceğini belirten Çolakoğlu, ‘‘eğer batmazsa’’ 1923 yılı arşivlerini tarayarak, Cumhuriyet'in ilanının nasıl karşılandığını da bizlere aktaracak.
ÇOLAKOĞLU İLE SAYFALAR ARASINDA
Nuri Çolakoğlu ile kitabın sayfalarını karıştırırken, karşımıza şunlar çıktı:
The Evening Standart'ta İngiliz solcuların lideri Michael Foot'un, Yüzbaşı Armstrong'un ‘‘Bozkurt’’ adlı kitabını kaynak göstererek yazdığı 11 Kasım 1938'de başlayan dört günlük yazı dizisinden başlıklar:
- İstanbul'un kızıl zindanından çıkıp gelen lider
- Atatürk'ün lanetli Abdülhamid'den intikamı
- Atatürk İslam geleneğini reddetti
11 Kasım 1938 tarihli The Star Gazetesi haberinden:
- Millet Meclisi'ndeki bir grubun, başkent Ankara'nın isminin Atatürk olarak değiştirilmesi yönündeki önergesi tam destek buldu.
11 Kasım 1938 tarihli Daily Express'ten:
- Atatürk genç kızlara ‘‘makyaj’’ yapmalarını söyledi.
Her ülkenin gazetelerinde övgü var eleştiriler yüzde 4-5 oranında
Atatürk, tartışmasız olarak kendi yaşadığı dönemde, kendi ülkesi ve ulusunu etkilediği kadar dünyayı da etkilemiş. Herkes, 1923'te bugünkü Afganistan gibi ortaçağ karanlığında olan, kadınların kat kat örtündüğü, harabeler arasındaki bir toplumun, 15 sene sonra iki yanı ağaçlıklı kübik binalar arasında yaşadığına, tiyatroya, sinemaya, operaya gidip dans ettiğine, kılık kıyafetten alfabeye değiştiğine tanık oldu. Bu herkesin kafasını allak bullak eden bir şey. Kitap bu perspektife oturuyor. Nazilerden faşistlere, komünistlerden demokratiklere kadar her ülkenin gazetelerinde Atatürk'e övgüler var. Eleştiriler ancak yüzde 4-5 oranında.