|
İNANILMAYACAK olan şey, akıllara seza olan şey AB Komisyonu'nun ‘‘İlerleme Raporu’’nda Kıbrıs çözümüne atıfta bulunması değil!
Asıl inanılmayacak olan şey, bunun Türkiye'de hayret ve tepki yaratması.
El insaf ve de bonjur!
* * *
LÜTFEN söyleyin, biz Ay'da mı yaşıyoruz? Biz hayatı böyle mi ıskalıyoruz?
Burnumuzu bu derece kuma gömerek devekuşlarıyla mı aşık atıyoruz?
Yahu, en büyüğünden en küçüğüne dek ülkemiz halkı, Ada sorunu hal yoluna girmedikçe Avrupa'nın da Ankara'ya kapı açmayacağını zaten bilmiyor muydu?
Başta Başbakan ve de üstelik, hem ‘‘tek çözüm çözümsüzlüktür’’ lobisi, hem de yeminli AB düşmanı kesim dahil, ağzı laf yapan, eli kalem tutan, gözü gazete gören herkes Brüksel - Lefkoşa ‘‘irtibatı’’na dair kelam edip, satır yazıp, harf okumadı mı?
Konuya ilişkin olarak ekranlarda saatlerce süren açık oturumlar yapılmadı mı?
Peki, Bursa'daki sağır sultanın bile duyduğu bu gerçek karşısında şimdi neden hayretlere düşülüyor? Niçin küplere biniliyor? Hangi öfkeyle burundan solunuyor?
Yürütme organı Komisyon ‘‘şart’’ koyamazmış ve Kıbrıs'ta çözümle Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi arasında ‘‘ilişkilendirilme’’ mümkün değilmiş.
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı ve hangi birinden başlayayım?
* * *
YUKARIDAKİ mantık, köhne ekol diplomatların muzdarip olduğu ‘‘mesleki deformasyon’’ hastalıklar arasında, ‘‘formalizm’’ veya ‘‘şekilcilik’’ teşhisiyle bilinir.
Napolyon ertesinin Viyana Kongresi devri çoktan bitmiştir ve yeni uluslararası ilişkilerde farklı organlar birbirlerini tamamlayıcı ve yedekleyici biçimde içiçe geçmiştir.
Evet, Brüksel Komisyonu ‘‘önerir’’ ama, o ‘‘öneri’’sinin ardında karar mercii üye ülkelerin ‘‘hissiyat’’ı vardır ve bu ‘‘hissiyat’’ı da ‘‘İlerleme Raporu’’na yansıtır.
Tam ‘‘papağan’’ değilse de, başkentlerin genel sentezine ‘‘tercüman olur’’.
Kaldı ki, aynı Komisyon'un metindeki Kıbrıs vurgusu bir ‘‘şart’’ı değil, yukarıda sözünü ettiğim ve hepimizin bildiği ‘‘nes - nel ol- gu- yu’’ saptıyor.
Zira doğrudur, Kıbrıs çözümlenmedikçe Ankara müzakere tarihi alamayacaktır.
Bu da bizim ‘‘yalanbazlar’’ın iddiasının tersine, tüm adaylara uygulanmıştır.
* * *
EVET öyledir ve eğer mevcutsa, Lübiyana için Slovenya'yla İtalya arasındaki Sitirya; Budapeşte ve Bükreş için Macaristan'la Romanya arasındaki Transilvanya sorunlarının çözümlenmesi; yok eğer ‘‘limonilik’’ geçmişe uzanıyorsa da, Prag için Çekya'yla Almanya arasındaki Südetler; Varşova için ise Polonya'yla yine Almanya arasındaki Oder - Neisse konularının ‘‘sağlam kazığa’’ bağlanması gerekmiştir.
Tuna üzerindeki nükleer santral için Avusturya - Çekya - Slovakya uzlaşmasından, üç Baltık ülkesindeki ‘‘Rusofon’’ ahali için serbesti yükümlülüğüne, Kıbrıs'ın yanında ‘‘diş kovuğuna kaçmayacak’’ konuları ise geçiyorum.
O halde, ‘‘derin yer’’e ideoloji üretmeye çalışırken işi artık KKTC muhalefetine ve TÜSİAD'a da avam lugatle saldırmaya vardıran ve ‘‘şekilcilik’’ hastalığı klinik vak'aya dönüşmüş emekli büyükelçi gibilerinin iddiasının aksine, Kıbrıs istisnai değildir.
Tüm uluslararası kurumlar gibi AB de iç bünyesine ‘‘sorunlu ülke’’ istemez.
Söz konusu ülkeyi ancak sorununu çözümledikten sonra buyur eder.
Başımızı kuma gömmek için devekuşlarıyla akıllara seza yarışmayı bırakalım ve ülkemizin kaderini Denktaş ve ‘‘derin lobisi’’nin aymazlığına teslim etmeyelim! |