|
KIBRIS'ta kafalar karışık. Seçim yaklaştıkça bu artacağa benziyor.
Avrupa Birliği Komisyonu'nun ilerleme raporuna Kıbrıs'ın görüşmelerin başlaması için koşul olarak konması hem Türkiye'de, hem de Kıbrıs'ta sinirleri daha da gerdi.
Türkiye, kendisi için yaşamsal olan bu ulusal davada Avrupa Birliği ve Amerika tarafından ‘‘Ya anlaşırsınız, ya da Avrupa Birliği'ni unutursunuz’’ seçenekleriyle karşı karşıya bırakılıyor.
Adada 35 yaş sınırının altındaki insanlar kesin olarak Rumlarla anlaşmaktan yana.
Hepsi bu anlaşmanın yaşamlarını olumlu bir şekilde değiştireceğine inanıyor.
İki ayrı egemen devlet olacağını sanıyorlar.
Oysa Annan Planı'nda egemenlik konusunda bir netlik yok.
Sorunun kilit noktası da burada yatıyor.
Egemenlik sınırları net olarak belirlenmediği ve iki toplumun iç içe yaşaması esası getirildiği için büyük olasılıkla zamanla büyük lokma küçük lokmayı yutacak.
Kimilerine göre bu nedenle Annan Planı'nın kabulü gerçekleşirse önümüzdeki 20 yıl içinde adadaki Türk varlığı etkisiz hale gelecek.
Göründüğü kadarıyla planın kabulünü isteyenlerin büyük çoğunluğu ayrıntıları bilmiyor.
Belirsizlikten, boşlukta yaşamaktan, işsizlikten bunalmışlar.
‘‘Ne olacaksa olsun’’ diyorlar.
* * *
Girne'nin deniz kenarındaki bir balık lokantasında Annan Planı'nın kabulünü savunan görmüş geçirmiş bir Kıbrıslı dostla dertleşiyoruz.
Seçimde Mehmet Ali Talat'ı destekliyor. Talat kazanırsa Kıbrıs'ın yazgısının tamamen değişeceğini iddia ediyor.
Geçmişteki mücadeleyi yaşamış bir insan olarak Rumlara güvenip güvenmediğini soruyorum.
‘‘Koşullar çok değişti. Avrupa Birliği'ne girdikten sonra Rumlar eskiden yaptıklarını yapamazlar. Hiçbir şey olmaz. Kuşkunuz olmasın bir sorun çıkmadan bu anlaşma yürür’’ diyor.
Kıbrıslı dost, çocuklarını adada tutmanın olanaksız olduğunu anlatıyor:
‘‘Denktaş bunu bir türlü göremiyor. Avrupa Birliği'ne girmezsek yok olacağız. Onun için Talat'ın kazanması ve Rumlarla masaya oturup Annan Planı'nı görüşmesi şart. Tek kurtuluşumuz bu.’’
* * *
Kıbrıs'ın bir ulusal dava olduğunu, ulusal davaları kazanmak için uzun soluklu mücadeleler gerektiğini genç kuşağın zaten dinlediği filan yok.
Kıbrıslı dostla eskilere giderek sohbeti koyulaştırıyoruz.
O da gelinen noktanın tatsızlığını kabul ediyor.
Bu arada kısa bir süre önce yaşadığı bir olayı anlatıyor.
Türkiye'de yaşayan Kıbrıslı bir arkadaşı gelmiş geçenlerde. Güney'de Rum kesiminde kalan doğduğu köye gitmek istiyor.
‘‘Aldım götürdüm. Köye gittik ama baktık ki ortada köy diye bir şey yok. Rumlar Türk köyü diye burayı haritadan silmişler. Hatta köyün mezarlığını bile sürüp tarla haline getirmişler. Arkadaşım bu manzarayı görünce dondu kaldı.’’
Kıbrıslı dosttan ayrıldıktan sonra bu olayı neden anlattığını uzun uzun düşündüm ama yanıtını bulamadım.
Yaşadığı bu olaydan sonra Rumlara nasıl güven duyabileceğini anlayamadım.
Başta da dedim ya, Kıbrıs'ta insanların kafası gerçekten çok karışık. |