|
BİZİM İ. Melih ve ekibi Ankara'da yolsuzluktan yargılanıyor. Duruşma Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nde yapılıyor. Sanıklardan biri türbanlı. Daire Başkanı Fadıl İnan sanığı bu halde görünce dışarı çıkarıyor. Gerekçe doğru. Mahkemeye başın kapalı giremezsin.
Olay sonrasında -dün- bizim entel liboş medya ile irticacı basında kıyamet kopuyor. Vay efendim, türbanlı kadın nasıl dışarıya çıkarılırmış!
4. Ceza Dairesi Başkanı İnan bunlara çok net bir yanıt veriyor:
‘‘Mahkeme kamusal alandır. Buraya nasıl mayo ile girilmezse, türbanla da girilmez.’’
Yanıt son derece doğru ve tutarlı. Sen bir erkek olsan, başında şapka, kasket, takke vesaire ile duruşmaya girebilir misin? Kadın veya erkek olsan mayoyla, şortla, terlikle, yalınayak girebilir misin? Alırlar mı?
Defalarca yazdım. Bunların amacı artık biliniyor. Türban yasağını her fırsatta yavaş yavaş delecekler, kadınları her alanda örtecekler. Buna karşı çıkanları da ‘‘insan hakları, özgürlük, demokrasi’’ gibi kavramların ardına sığınıp yıpratacaklar!
Nitekim dünkü İslamcı gazeteler manşeti patlatmıştı:
‘‘Yargı yoldan çıktı. Hukuk ihlalleri yargıda yaygınlaşıyor. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, başörtülü diye bir kadın sanığın savunma hakkını engelledi.’’
Türbanı her yere sokmak için anormal çaba harcıyorlar. Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda Kayseri Orduevi'ne bile sokmayı başardılar! Orduevi müdürü herhalde emirleri takmayan ve Sayıştay Başkanı Mehmet Damar gibi ‘‘Ben kumasal alan falan tanımam’’ diyerek devletin kurallarına meydan okuyan biriydi! Mehmet Damar'ın Türk ordusundaki uzantısı!
Türk milleti, ülkemizi karanlığa sürüklemek isteyen kesimlere karşı çıkmakla yükümlü. Hákimler, savcılar, gazeteciler, sivil toplum örgütleri, bütün kişi ve kuruluşlar, oynanan bu oyunu artık görmeli, sağlam durmalı.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi çok doğru bir karar verdi. Kutluyorum.
AB ÇALIŞIYOR
Aşağıdaki haberi size Avrupa Birliği'nin Türkiye Temsilciliği'ne ait internet sitesinden veriyorum.
‘‘AB, Türkiye'de demokratikleşme ve insan hakları alanında küçük ölçekli girişimlere destek oluyor. Projeler için 600 bin Euro destek sağlanacak...’’
Ve bu parayı alacak olan bazı kuruluşları size aynı siteden aktarıyorum:
İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi. Mazlum-Der. Göç-Der. Perajans İletişim ve Yayıncılık (farklı azınlık grupları arasında iletişim için). Boyacıköy Surp Yerits Mangants Ermeni Kilisesi Vakfı (azınlık sorunları için). Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (azınlık dilleri için yasal ve eğitim desteği). Liberal Düşünce Topluluğu. Uçan Süpürge. İstanbul Bilgi Üniversitesi (insan hakları tartışmalarının yaygınlaşması için).
Parantez içindeki ifadeler bana değil, AB'ye aittir.
Listeyi görüyorsunuz. AB'nin para verdiği kuruluşlardan bazılarının, kimlere ve hangi amaçlara hizmet ettiklerini çok iyi biliyorsunuz.
Avrupa Birliği'nden daha ne bekliyorsunuz!
Yardımı Kızılay'a yapacak değil ya!
ÖLMÜŞ EŞEK FİYATINA ÖZELLEŞTİRME
Tekel'in özelleştirme olayında yaşanan skandalı gördünüz. Koskoca devlet kuruluşu için 3 milyar doların üzerinde fiyat beklenirken, elin oğlu bunun ancak üçte birini verdi. Bakalım satacaklar mı!
Skandalın boyutunu düşünün ki, Tekel Genel Müdürü Sezai Ensari bile ‘‘Bu teklifler hem Tekel'e, hem Türk sigara piyasasına hakarettir’’ demek zorunda kaldı.
Ne diyordu Maliye Bakanı: ‘‘Babalar gibi satarım.’’
Buyursun şimdi bu fiyata satsın da ‘‘babalığını’’ görelim bakalım!
Ortada çok merak edilen bir konu var:
Acaba bu ihaleye giren firmalar, böylesine komik fiyatı aralarında anlaşarak mı verdiler?
Şimdi özelleştirme sırasında bekleyen TÜPRAŞ, Milli Piyango gibi altın yumurtlayan tavuklar var. Bu kuruluşlar devlete her yıl katrilyonlar kazandırıyor. Bunlar nasıl, hangi fiyata satılacak? Aynı oyuna onlarda da düşülecek mi?
Medyanın önüne çıkıp ‘‘babalar gibi satarım’’ demek kolay da, işin gerçek fiyatını bulmak biraz zor! |