|
YARGITAY Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Yüksek Yargıç Fadıl İnan'ın, bir duruşmaya ‘‘türbanlı’’ olarak katılmak isteyen sanık Hatice Hasdemir'i, ‘‘ya başını açmaya veya salondan çıkmaya’’ davet etmesi kafaları karıştırdı.
Hatice Hasdemir'in ‘‘Ama ben sanığım’’ şeklindeki itirazı sonuç vermemiş. Yüksek Yargıç İnan, ‘‘Fark etmez, salonu terk edin’’ diyerek sanığı çıkarttırmış.
Buyurun bakalım... Bu olaydaki kamu yararı nerede onu siz tayin edin!
Sanığın kutsal sayılması gereken savunma hakkını korumak mı kamu yararının gereğidir, yoksa siyasal bir simge olduğu ve rejime karşı dayatma mesajı verdiği gerekçesiyle hem Anayasa Mahkemesi hem de Danıştay tarafından ‘‘kamu alanlarında giyilemez’’ denen türbanı (ve türbanlıyı) kapı dışarı etmek mi?
Soru karşımıza çıkınca itiraf edelim ki biz ilk bakışta ‘‘savunma hakkı’’ nın üstün tutulması gerektiğini ileri sürdük.
Gerekçemiz de çok açık:
Savunma hakkı engellenerek adalet dağıtılabilir mi?
Kaldı ki ‘‘kamu alanı’’ kavramını çok yaygın bir şekilde kullanmaya kalkarsak türbanlı hastaları ve ziyaretçileri de hastanelere almamamız gerekir.
Konuyu güvendiğimiz bilim adamı hukukçularla tartıştık.
Biri şu ilginç görüşü savundu:
‘‘Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nin uygulaması doğrudur. Çünkü aksini yapması yani türbanlı sanığın salonda o şekilde bulunmasına izin vermesi, yargının kurallarına ve devletin sistemine karşı dayatmayı kabul etmesi anlamına gelir. Oysa yargıç hem yasalara hem de Anayasa Mahkemesi'nin ve Danıştay'ın yerleşik kararlarına uymak, onları uygulamak zorundadır.
Kaldı ki adalet huzuruna çıkmanın kıyafetle, hal ve tavırla ilgili kuralları olması mahkemenin mehabeti (yüceliği) ilkesinin gereğidir. O nedenle yargıç, örneğin ben mahkemede şapkamla oturacağım diyen erkeği de kapı dışarı edebilir.
Hukukun bir temel ilkesi de ‘her olayın kendi özel koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesini' gerektirir.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın 29 Ekim dolayısıyla verdiği kabul resmine türbanlı bayanları çağırmamasının üstünden henüz 10 gün bile geçmeden avukat sıfatını taşıyan yani mahkemenin kurallarını bilen bir bayan tutar ‘Ben sanığım, türbanla duruşmaya girerim' derse, kimse yapılanın masum bir tavır olduğunu savunamaz. Orada yapılanın Merve Kavakçı'nın TBMM'de yaptığından farkı yoktur. Zaten temel amaç, orada burada köprü başları tutmak ve tüm sisteme egemen olmaktır. Yargıcın olaydaki saklı amacı görmesi, görevinin gereğidir. Kaldı ki alınan bu karar, ABD Yüksek Mahkemesi'nin meşhur ‘yakın ve açık tehlike' ölçütüne de uygundur.’’
Görüyorsunuz... Bir zamanlar ‘‘Taksim'e cami yaptırma’’ meselesi vardı ya... Onun gibi gerip duruyorlar. Çok denediler. Hep aynı sonucu aldılar. Bakalım kaşıya kaşıya nereye kadar gidecekler. |