|
İŞİN başlangıcı geçen mart ayının sonlarına kadar gidiyor. ABD, savaşın başlamasından hemen sonra 50 kadar ülkeye gönderdiği bir sualname ile kendisine Irak'ta hangi alanlarda yardımcı olabileceklerini sorar.
ABD'nin sıraladığı muhtemel işbirliği alanları arasında güvenliğin sağlanması amacıyla Irak'a asker gönderilmesi şeçeneği de yer almaktadır.
Ankara, askeri ve hükümet çevrelerinde yapılan değerlendirmelerden sonra nisan ayında Washington'a verdiği yanıtta, ‘‘asker gönderme’’ şıkkını da işaretler.
AKP hükümetinin, verdiği bu olumlu yanıtın günün birinde önüne çıkacağını o tarihte hesaplamış olması gerekirdi.
SÜLEYMANİYE KRİZİNİN ORTASINDA
Haziran ayı sonuna gelindiğinde Irak'ta işlerin tasarladığı gibi yürümediğini gören ve takviye kuvvet göndermekte sıkıntıyla karşılaşan Bush yönetimi, çareyi müttefiklerinden destek istemekte bulur.
Washington'ın bu talep için Ankara'nın kapısını çalmaya hazırlandığı bir sırada, ABD askerleri 4 Temmuz tarihinde Süleymaniye baskınını gerçekleştireceklerdir.
Türk kamuoyunda tam bir infial havası ortaya çıkarken, Türk-ABD ilişkilerinde yeniden büyük bir krize girilir.
NATO Başkomutanı Orgeneral James Jones, 8 Temmuz tarihinde Türk tarafını yatıştırmak üzere Ankara'ya ayak basar.
İlginçtir ki bu ziyaret, aynı zamanda Amerikan tarafının Irak'a asker gönderme konusundaki ilk nabız yoklamasına da yol açar.
GÜL BİLE BİLE ABD'YE GİTTİ
Ardından 18 Temmuz tarihinde Ankara'ya gelen ve Irak'taki Amerikan birliklerinden sorumlu olan ABD Merkez Komutanlığı'nın bir numaralı yetkilisi Orgeneral John Abizaid bu konudaki resmi talebi masaya koyar.
Burada altı çizilmesi gereken nokta, Süleymaniye baskınının Ankara'nın Amerikan talebinin karşılanması konusunda olumlu bir bakış geliştirmesini etkilememiş olmasıdır.
Aksine, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün temmuz ayın sonunda Washington'ı ziyaret etmek konusundaki kararını netleştirmesi bu gelişmelerin tam ortasına rastlıyor.
ABD'nin talebinin masada olduğu bir sırada Washington'a gitmek, Gül'ü kaçınılmaz olarak bu yöndeki beklentilerin muhatabı kılacaktı.
Gül, Washington gezisi sırasında gerek ABD'li muhataplarına, gerek Amerikan kamuoyuna asker gönderme konusunda sıcak mesajlar vermiştir.
Bu mesajların Amerikan tarafını cesaretlendirdiği izahtan varestedir.
ZİRVEDE OYDAŞMA ARARKEN
Gazete arşivleri, Gül'ün dönüşü sonrasında hükümet çevrelerinden yapılan açıklamaların büyük bir bölümünün asker gönderme konusunda yine olumlu bir bakış yansıttığını gösteriyor.
Üstelik, bu kez Genelkurmay Başkanlığı da ‘‘komşudaki yangına bigane kalamayacağını’’, ‘‘bu konuda verilen bir görevi yerine getirmeye hazır olduğunu’’ kamuoyuna hissettirmiştir.
Konu 12 Ağustos tarihinde Çankaya'da yapılan devlet zirvesine kadar taşınmış, hatta zirvenin sonucu hükümet çevreleri tarafından kamuoyuna ‘‘devletin tepesinde mutabakat sağlandığı’’ şeklinde yansıtılmıştır.
Ağustos ayının ortasına gelindiğinde, AKP, bu konudaki tezkerenin oylaması için TBMM'yi eylül ayı ortasında toplantıya çağırmayı tasarlamaktadır.
YA 1 MART TEZKERESİNE BENZERSE
Gelinen son noktada, hükümet eylül ayındaki olağanüstü toplantı düşüncesinden vazgeçmiş bulunuyor.
Daha önceki istekli çizgisinin yerini bugün itibarıyla ‘‘bekleme ve zaman kazanma’’ politikası almış gözüküyor.
Hükümetin frene basmasına yol açan pek çok faktör sıralanabilir.
Burada eleştirilebilecek olan nokta şudur:
AKP hükümetinin, işin başında ABD karşısında iştahlı bir tutuma yönelmek yerine, konuya ihtiyatlı ve kontrollü bir şekilde yaklaşması kuşkusuz daha isabetli olurdu.
Sonuçta 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi asker gönderme konusunun da hükümetin ayağına dolaşması olasılığı az değildir.
|