|
POLİTİKACILARIN gördükleri şeye ‘‘binme’’ eğilimleri vardır.
Seçmeni görünce koşup koşup sırtına binmelerinden başlar, tören-mörenlerde gözlerine ilişen dozere, vince, çimento kamyonuna kadar uzanır.
‘‘Binme’’ güdüsüdür bu...
Ki Tayyip Erdoğan atı gördüğünde ‘‘binme’’ güdüsü harekete geçti.
Ancak at da onu görmüştü...
Kolları kabarık, horozumsu yaklaşan bu adamın, her zaman canını yakan o nalbant olduğunu düşündü muhtemelen.
Ve huylandı...
Dört siyah takımlı, siyah gözlüklü korumaya gözü takıldığında ise dördünün birden kendisine bineceğini düşünmüş de olabilir at...
Ve bildiğiniz gibi binmesi ile düşmesi bir oldu Sayın Başbakan'ın.
Yerdeyken sordu:
‘‘Düştüm mü?...’’
Eğer o sırada ayakları başından daha yukarda olmasaydı, çevresindekiler ‘‘Hayır, başarıyla uçtunuz’’ diyeceklerdi.
*
Türkiye'nin tanıtımı için ise iyi bir şeydi bu.
Bütün dünya televizyonları bunu gösterdiler.
Boğa güreşi meraklılarının İspanya'yı bırakıp gelmeleri ile turizm patlamasa bile, Türklerin ‘‘akıncı’’ oldukları ve at sırtında Batı'ya geldikleri, tarih kitaplarından çıkartılma olasılığı var.
Çünkü; atalarımız ata bunun gibi binselerdi, düşe-kalka şimdi Tibet'te evin elli metre uzağına kadar gelebilmişlerdi.
*
Neyse...
Eğer düşmeseydi, bizim medyada ‘‘Rüzgár gibi gitti’’, ‘‘Siyah atlı prens’’ başlıklarını okuyacaktınız.
Ya da tek at olmasına karşın ‘‘Herkesi geçti’’ başlıklarını...
Doğrusunu isterseniz yine de fark etmedi, düşme başarılı bulundu bizim medyada, okumuşsunuzdur:
‘‘Profesyonel kalkış...’’
‘‘Rodeocu gibiydi...’’
‘‘Düşeceği ata bindi...’’
*
Bana sorarsanız; bu Tayyip Erdoğan'daki ‘‘cahil cesareti’’ gösteriyor.
Tıpkı tek kelime dil bilmeden Batı'yı dolaşıp ‘‘ince diplomasi’’ yapması gibi...
Ya da zırnık devlet bilinci olmadan, çıkarttığı yasalarla rejimin üzerine binmesi gibi...
Neyse...
Siz siz olun, o at kadar özgür olun... |