|
19. Yüzyıl ortalarından beri hala aşılamamış olan efsanevi strateji dehası Carl von Clausewitz'in o sonsuz meşhur cümlesini bir defa daha tekrarlayalım:
‘‘Savaş, siyasetin başka yöntemlerle uzantısıdır!’’
Prusyalı generalin 'savaş' tanımını burada geniş çerçeveye oturtmak gerekir.
Hasım ülkeye baskı yapmak için donanma sevketmekten, üçüncü bir devlete 'kolluk kuvveti' yollamaya dek, 'zor' ve 'yaptırım' kavramlarının devreye girdiği her olgu genel anlamdaki 'savaş'a, yani 'siyasetin başka yöntemine' dahildir.
Bugün, TSK 'asayiş gücü'nün Irak'a gönderilmesi varsayımındaki gibi...
* * *
İLKİN şunu vurgulayayım ki, İmparatorluk tarihimizde zaten örnekleri sayısız olan 'savaş - siyaset' ilişkisi, Cumhuriyet döneminde de en az iki defa yaşandı.
Birincisi, 2. Savaş arifesini iyi değerlendiren Büyük Kemal'in Fransız mandası altındaki Hatay'a birlik kaydırması ve Ankara'yı müttefik isteyen Londra'nın Paris'e baskı yapmasıyla da, 'Misak-ı Milli' sınırlarına dahil Sancak'ın bize iadesi olmuştur.
Diğerinde ise, aynı Savaş bitiminde Kore'ye muharip asker göndermekle, NATO üyeliğinden Marshall Planı'na, ülkemiz 'Batı Dünyası'yla bütünleşebilmiştir.
Her iki durumda da, tıpkı von Clausewitz'in tanımındaki gibi, 'savaş siyasetin başka yöntemle uzantısı' niteliğini taşımış ve Türkiye'nin ufkunu açmıştır.
* * *
DURUM şu an da aynıdır!
Çünkü, Irak'a 'kolluk kuvveti' göndermemiz ihtimali aslında tamamen politik bir çerçeveye oturmaktadır. 'Fetih'le, 'işgal'le, hatta 'kalıcılık'la ilgisi yoktur.
Oradaki askeri mevcudiyet özünde siyasi mevcudiyetin uzantı oluşturacaktır.
Sırf, bölge ve Ortadoğu açısından değil!
Bunun çok daha ötesinde, 'tezkere vak'ası'yla vahim darbe yemiş olan Türkiye - ABD ilişkilerinin 'tamir edilebilmesi' için, bizim o tamiratı TSK tanklarının motor hacimlerinde ve top namlularında gerçekleştirmemiz gerekmektedir.
'Ahlaki' (!) veya değil, bu olgu 'realpolitik' bir vakıadır ve yine kıvırtmaya çalışmak ise, orta - uzun vadede, amiyane tabirle ülke siyasetimizin içine edecektir.
* * *
BU bağlamda da, 'ultra legalist' (!) Cumhurbaşkanı'nın 'illa BM kararı' diye dayatması abesle iştigal etmektedir. Uluslararası siyaset asliye hukuğu dersi değildir.
Kosova'daki koalisyon kuvvetleri de New York örgütünden cevaz almamıştır.
Üstelik, İspanya'sından Japonya'sına kimse BM'yi takmadan Irak'a gitmektedir.
Sonra, tabii ki kimse 'Mehmetçik'in kılına halel gelmesini istemez ama, dün Fatih Altaylı'nın yazdığı gibi, ordular da 'kırda papatya toplamak için' kurulmaz.
Üniforma taşımak özellikle profesyonel askerler açısından kişisel bir tercihtir.
Bu tercihin tüm rizikolarını göze almış olmak da maddenin tabiatı icabıdır.
O halde, demokrasilerde siyaset savaşa, sivil de silaha komuta ettiğine göre, eğer o siyasetin uzantısı olan konjonktürel ve sınırlı bir 'savaşkan durum' ülke siyasetine hizmet edecekse, Irak'a asker göndermenin bu boyutu tartışılamaz dahi.
Kaldı ki, genel jeo - stratejik çerçeveden bakarsak, 'ne hali varsa görsün' diyerek ABD'yi yalnız bırakmak ve onun Avrupa'dan tamamen palamar çözmesini fışfışlamak, bırakın Türkiye'yi, tüm insanlığın hayrına bir gelişme olmayacaktır.
Evet, 'savaş siyasetin başka yöntemlerle uzantısıdır' ve Irak asker göndermemiz de, Türkiye dış siyasetinin işte o 'başka yöntemlerle' devamıdır!'' |