|
NATO Antlaşması'nın ünlü 5. maddesi özetle ‘‘Bir müttefiğe yapılmış olan saldırıyı bütün müttefikler kendilerine yapılmış sayarlar’’ diye başlar.
NATO'nun temel felsefesi bu maddenin içinde yatar.
Peki, ya bir müttefiğe yapılan saldırı bir başka müttefik tarafından gerçekleştirilirse...
Antlaşma metninde bu konuda herhangi bir düzenleme yer almıyor. Herhalde, böyle bir durumun olabilirliği öngörülmemiş.
Süleymaniye'de Türk askerlerine harekát düzenleyen ABD'li yetkililer, NATO Antlaşması kaleme alınırken öngörülemeyen bu durumun mucitleri olarak tarihe geçmiş bulunuyorlar.
Ancak en usta komplo teorisyenlerinin kurgulayabilecekleri bir tasarım, bir grup ABD yetkilisi tarafından planlanarak bizzat hayata geçirilmiş bulunuyor.
TÜRK ASKERİNİ TALİBAN'LA KARIŞTIRMAK
Üstelik, bu saldırıyı düzenleyen Amerikalı komutanlar Türk askerlerine Taliban mensuplarına yaptıkları muameleyi reva görerek, kafalarına çuval geçirmekte bir beis görmemişlerdir.
Bu olayda başına çuval geçirilen Türkiye'dir.
Bu çuvalın içinde gururu rencide edilen de Türk halkıdır.
Üstelik, bu çuval edepsizliğinin temizlenmesi de mümkün değildir.
Amerikan yönetimi en üst düzeyde özür dilese de, bu terbiyesizliğin sorumlularına işten el çektirilse de Türk toplumunun bilincinde açılmış olan bu yaranın kapanması nesiller alabilir.
Bu haliyle bakıldığında, ilgili makamlar, Türk-Amerikan ilişkilerine ve ABD'nin hem Türkiye'deki, hem de bölgedeki çıkarlarına çok büyük bir zarar vermiştir.
Washington'un Irak'ta istediği düzeni yerleştirmekte her geçen gün daha çok zorlandığı bir dönemde ABD'nin Türkiye'yi karşısına alabilmesi yalnızca aymazlıkla açıklanabilir.
WASHINGTON'UN SORUNLU BAKIŞI
Süleymaniye'de meydana gelen skandal, aslında ABD yönetiminin 1 Mart'tan bu yana Türkiye karşısında kendi kendisini kilitlediği sorunlu bakışın kaçınılmaz bir sonucudur.
Bush yönetimi, 1 Mart tarihinde TBMM'den alınan kararı kabullenmemekte inat etmiş, Türkiye karşısında suçlu öğrenci arayan bir başöğretmen edası içinde davranmıştır.
Washington, olaya at gözlüğü ile baktığı için parlamentodaki bir oylamanın sorumluluğunu kategorik bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne mal etmek gibi olgulara pek tekabül etmeyen bir saplantının içine de düşmüştür.
Bu bakışın cephedeki Amerikan askerlerinde yol açtığı psikolojinin sonucu Süleymaniye baskınıdır.
STRATEJİK ORTAKLIK SEVDASINA SON
Gelinen noktada en doğrusu, herhalde Türkiye ile ilişkilerini nasıl götürmek istediği konusunda tercihi ABD'ye bırakmaktır.
Bu ilişkilerin sürdürülebilmesi için gerekli moral destek en azından Türk kamuoyunda bugün itibarıyla namevcuttur.
Bu çerçevede atılabilecek ilk adım, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri ‘‘stratejik ortaklık’’ kavramıyla tanımlama sevdasından vazgeçmek olmalıdır.
Bu ilişkiler bir süre dinlendirilmeli ve zaman içinde işbirliğinin ne şekilde yürüyeceğine bakılarak gelecekte yeniden tanımlanmalıdır.
İnsanlar arasında olduğu gibi, devletler arasında da dostlukları bazen dinlendirmek yararlı olabilir.
GÜL WASHINGTON'A GİTMEMELİ
AKP hükümetinin de 1 Mart oylamasından sonra ilişkiler sarsıldığı için ‘‘çok üzüldüğü’’ izlenimini veren ruh halinden çıkması gerekiyor.
Bu çerçevede atılabilecek önemli bir adım, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün bu ayın sonunda Washington'a yapması kesinleşmiş gözüken ziyaretin askıya alınmasıdır.
Amerikan tarafının bu ziyaret için pek arzulu olmadığı, büyük ölçüde Türk tarafının ısrarcı olması sonucu kısmen ‘‘ayıp olmasın’’ düşüncesiyle, kısmen de Ankara'ya kendi pozisyonlarını kabul ettirme hesabıyla bu daveti yaptığı diplomatik kulislerde bir sır değildir.
Türkiye, ABD ile ilişkilerini pekala biraz daha dik durarak da sürdürebilir. Bunun için gerekli gelenek ve tecrübeye fazlasıyla sahiptir. |