|
GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün konuşmasında bir cümle herhalde benim gibi sizin de dikkatinizi çekmiştir.
Orgeneral Özkök ABD Büyükelçisi'ne karşı son derece ihtiyatlı konuşuyor.
Büyükelçi'yle bilerek medyanın önünde konuşuyor ama dikkat: ‘‘Asla şov yapmıyor.’’
İlerde kendini bağlayacak bir ifade kullanmaktan özenle kaçınıyor.
İşte o nedenle, araya sıkıştırdığı şu cümlenin üzerinde dikkatle durmak gerekiyor.
O cümleyi aynen aktarıyorum:
‘‘Bir istihbarat alınabilir, bir problem olabilir, fakat bunun hallinin bu şekilde olmamasını dilerdim.’’
BİLMEDİĞİMİZ Mİ VAR
Ben biraz da muhayyilemi fazla çalıştırarak bu cümleyi iki şekilde yorumlayabilirim.
Bir: ‘‘İlerde biz de istihbarat alıp, aynı şeyi bazı Amerikalı askerlere yapabiliriz. O zaman siz de alınmayın.’’
İki ve daha önemlisi.
Acaba oradaki Türk askeri temsilcilerin ‘‘hükümetin de bilmediği’’ bazı operasyonları söz konusu oldu mu?
Hem hükümet tarafının hem de Genelkurmay Başkanı'nın aşırı temkinli ve olayı fazlasıyla yatıştırıcı üslupta yaptığı konuşmalar, ister istemez insanın kafasında böyle bir soru uyandırıyor.
Tabii işin bir de Washington tarafı var.
Aynı soruyu orası için de sorabiliriz.
Acaba bölgedeki Amerikalı askeri yetkililerin, ‘‘Washington'daki sivil yönetimin bilgisi dışında bazı operasyonları mı söz konusu?’’
İşte ben bu nedenle, yazımın başlığını bilerek böyle koydum.
Bu olayı araştırmak üzere kurulacak olan heyetin sadece iki tarafın askeri yetkililerinden kurulması yeterli olmaz.
Dışişleri bürokratlarının katılması da yetmez.
İki ülkenin yasama organlarının temsilcilerinin de bu olayın araştırılmasına girmesi gerekir.
Yani TBMM ve Amerikan Kongresi de devreye girerek bu olayı araştırmalıdır.
Çünkü her iki tarafın askerlerinin de orada ‘‘kontrol dışı’’ bazı hareketler yapmasının sonuçları çok daha ağır da olabilir.
Daha açık söyleyeyim. Benim, Türk askerinden daha çok, Amerikan askerlerinin orada yaptıklarından şüphem var.
Unutmayalım, Süleymaniye'deki Türk bürosunda bulunan Türk askerleri özel time mensuptu. Ayrıca yanlarında ciddi bir mühimmat da bulunuyordu.
Yani orada silahlı çatışma da çıkabilirdi. Bu olayın başından beri Ankara, ‘‘kriz yönetimini’’ bana göre çok başarılı biçimde yürütüyor.
Böyle durumlarda kamuoyu, hükümetten ‘‘öfkesini tatmin edecek’’ açıklamalar bekler.
ÇATIŞMA ÇIKABİLİRDİ
Ama böyle açıklamalar çoğu kez sorunu çözmek yerine daha da derinleştirir.
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu ucuz yola girmedi.
Onun yerine serinkanlı bir duruşu tercih etti.
Bu duruşları belki kamuoyunu tatmin etmedi. Muhalefetin eline koz verdi.
Ama hepimiz emin olalım ki, bu tavır sorunun çözümü yolunda çok daha gerçekçi ve yapıcıydı.
Biz Türkiye olarak şu yanlışa düşmemeliyiz.
Amerikan ordusunun Irak'ta içine düştüğü zorluklar bizim için asla sevindirici olmamalıdır.
Çünkü ABD'nin orada batağa saplanması, bölgenin uzun sürecek bir istikrarsızlığa girmesi demektir.
Bu istikrarsızlık da tsunami dalgası gibi Türkiye'nin üzerine gelir.
Şimdi o pankartları daha iyi anlıyor musunuz
TEZKERENİN görüşüldüğü günlerde Hürriyet Gazetesi önüne gelip gösteri yapan grubun elindeki o pankartların ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anlıyor musunuz?
Hani benim ‘‘Amerika'dan 50 bin dolar aldığımı’’ yazacak kadar pespayeleşen gösteriyi...
Kuzey Irak'taki Kürtlerle, Türkiye'deki radikal Kürtler gerçekten iyi planlanmış bir senaryoyu başarıyla uyguladılar.
Kuzey Irak'taki Kürtler ‘‘Yaşa, varol Amerika’’ diye bağırırken, Türkiye'de PKK'nın uzantısı olan Kürtlerin ‘‘Kahrolsun Amerika’’ diye bağırmaları işte bu planın görev bölümüydü.
Amaç, TBMM'nin tezkereyi reddetmesini sağlayarak, Türkiye'yi Kuzey Irak'tan uzak tutmaktı.
Bizim saf arkadaşlarımız da, savaş karşıtlığı duygusu içinde bu tarihi senaryonun figüranı oldular.
Alın işte sonuç ortada.
Türkiye artık bu bölgede yok. Hepiniz bunun keyfini ve gururunu (!) yaşayın.
Bakın siz ülkeyi Amerika'dan koparırken, onlar Kerkük'te 4 Temmuz bayramını kutluyorlar. |