|
İRAN'dan gelen haberleri okudukça, 1979 Şubat' ında kara ve kanlı bir devrimle bu ülkenin başına geçen o sevimsiz Ayetullah Humeyni'nin Türkiye' ye yaptıklarını anımsıyoruz:
Humeyni'nin derdi Atatürk idi. Çünkü laiklikten korkardı. İlkeldi. O yüzden çareyi Türkiye'deki laik rejimi yıkmakta görürdü.
Nitekim bu amaçla Türkiye'de pek çok suikast düzenlettirdi:
Muammer Aksoy'un, Çetin Emeç'in, Turan Dursun'un, Bahriye Üçok'un -ve çok muhtemelen Uğur Mumcu ile Ahmet Taner Kışlalı'nın- katilleri ya Humeyni'nin adamları veya onların kiraladığı canilerdi.
Bu suikastlar işlenirken onun buradaki eli kalem tutan uzantıları bir yandan ‘‘Müslüman cinayet işlemez’’ yalanını pompalıyor, öte yandan da İslami devrim şafağının Türkiye'de de sökmek üzere olduğunu yazıyorlardı.
Atatürk'ün kurduğu rejim 80 yaşını geride bıraktı. Humeyni'nin karanlık devrimi ise temellerinden çatırdıyor.
Gerçi yıkıldı demek için daha zamana ihtiyaç var. Ama dün Humeyni'nin başta Türkiye olmak üzere İslam dinini kabul etmiş hemen hemen tüm ülkelerde uygulamaya çalıştığını şimdi Amerika Birleşik Devletleri İran'a karşı uyguluyor. Oradaki istikrarı bozacak her şeyi alenen yapıyor.
Amerika bunu birkaç yıl önce yapsaydı bir şey olmazdı. Bir başka deyişle, Tahran sokakları son üç gündür görüldüğü gibi ülkenin bir numaralı lideri olan Ayetullah Ali Hamaney için ‘‘ölüm’’ avazeleriyle çınlamazdı.
Görüntüde bu protestoların ‘‘üniversitelerin özelleştirilmesine karşı’’ olduğu bildiriliyor.
Oysa onların gerisinde özellikle kadınları ağır baskı altında tutan istibdada isyan gerçeği yatıyor.
Gerçi son yıllarda yaşananlar İran'ın için için kaynamakta olduğunu açık şekilde göstermekteydi. Örneğin ‘‘reformcu’’ olarak bilinen şimdiki Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin muhafazakár rakiplerine karşı iki kere seçim kazanması, toplumun mollalara karşı yoğun bir tepki ile dolduğunun kanıtıydı.
Bizdeki ölçülerle pek masum sayılacak reform ve özgürlük istekleri yüzünden yirmiyi aşkın gazete kapatıldı, sahipleri ve yazarları hapse atıldı.
Tüm bunlara ve öteki baskılara tahammül eden İran halkının da sabrının sonu olmalıydı. Nitekim Prof. Haşim Agacari'nin geçen yıl ‘‘Peygambere hakaret ettiği’’ iddiasıyla idama mahkûm edilmesi büyük tepkilere yol açtı. Ve, futbol izlemek için stadyumlarda toplananların bile, rejim karşıtı sloganlar attığı bir dönem başladı.
ABD Başkanı George Bush'un -ve takımının- İran ve Ortadoğu uzmanı akıl hocalarından Michael Ladeen geçen yıl ‘‘Nasıl 80'li yıllarda Sovyet rejiminin çöküşe geçeceğini bildiysek, artık İran rejiminin de çökeceğini biliyoruz’’ diyordu (27 Kasım 2002 gazeteler). ABD'de yaşayan bir İranlı da o tarihte rejim için bir yıllık bir ömür biçiyordu.
Gördüğünüz gibi senaryo ile olaylar el ele yürüyor... |