|
‘BRÜKSEL'de inşa edilmekte olan yeni NATO Genel Merkezi'nin finansmanını, Belçika'nın konuksever bir ülkeye dönüştüğü kanaatini edinene kadar donduruyoruz’’.
Resmen şantaj niteliği taşıyan bu cümleyi ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld önceki gün, aynı Belçika'nın aynı başkenti Brüksel'de ve aynı NATO Merkezinde söyledi.
Sonra da, ‘‘NATO oturumlarına katılmaya gelen Amerikalı yetkililer tevkif edilmek rizikosu yaşacaklarsa, burada toplanmayı sürdürecek değiliz’’ diye ekledi.
Belli, Pengon'un ‘‘şahinler şahini’’ küçük Benelüks kralığını bir kaşık suda boğacak.
* * *
EFENDİM, Mister Rumsfeld'in böylesine dehşet saçması, Belçika'nın bundan üç - dört yıl önce ‘‘Evrensel Hukuk Geçerliliği’’ adı altında çıkarttığı bir yasadan kaynaklanıyor.
Buna göre, Benelüks ülkesinde ikamet eden bir şahıs, devlet ve hükümet liderleri de dahil, diğer bir ülke vatandaşı aleyhine Federal Kraliyet mahkemesi önünde dava açabiliyor.
Yani, Lübnan'daki Sabra ve Şatila katliamlarından ötürü İsrail Başbakanı Ariel Şaron veya Burundi ve Ruvanda'daki kabile soykırımlarından dolayı Afrikalı general, herhangi bir yerde ve herhangi bir olayda sorumluluk taşıdığı varsayılan kişi Brüksel'de yargılanabiliyor.
Daha doğrusu, yargılanabiliyordu!
Çünkü, hem iş fazla ayağa düştüğünden; hem de uluslararası hukuku zorladığından, en azından diplomatik teamüllerle çeliştiğinden, yasa geçen yıl ‘‘hafifleterek’’ değiştirildi.
Şimdi, ‘‘demokratik’’ addedilen bir ülkenin vatandaşı hakkında dava açıldığı takdirde Benelüks adaleti bunu işleme koymuyor ve başvuruyu o ülkeye göndermekle yetiniyor.
Nitekim, ‘‘W’’ rumuzlunun pederi Bush ya da Irak harekatına komuta eden General Franks gibi ABD yurttaşı örneklerde fiilen yaşandı, Birleşik Amerika yargı kurumları isterlerse başvuruyu kubura atıp üzerine sifon çeksin, Brüksel işi orada bırakıyor ve gerisine karışmıyor.
Dolayısıyla, kendisinden hiç hazetmesem bile eğer gerçek olsaydı söylediklerine kısmen benim de katılacağım Rumsfeld'in konuşması, aslında sırf tehdit niteliği taşıyor.
‘‘Ulta süper güç’’ün savunma bakanı, zaten eti budu malum ve de üstelik, Irak'a ilişkin ‘‘anti’’ tutumundan dolayı müthiş diş bilediği Beçika'ya ‘‘kendine gel ha, yoksa pılıyı pırtıyı toplar giderim’’ diyerek sopa sallamaktadır.
Ve de aslında Donald Rumsfeld'in şantajı çok daha geniş bir çerçeveye girmektedir.
* * *
EN önce, mikroskopik Belçika veya makroskopik Birleşmiş Milletler farketmez, Bush yönetiminin, Amerikan yurttaşlarının başka bir ülke ya da ülkeler adaletine teslim edilmesine zemin yaratacak her türlü mekanizmaya karşı müthiş alerjisi var! Kesinkes reddediyor.
Zaten, Sırp suçluların Lahey mahkemesi önüne çıkartılmasına gık demeyen ABD sıra kendi vatandaşlarına geldiğinde her türlü uluslararası ceza makamına ‘‘niet’’ çekti.
Tıpkı, sağa sola demokrasi ve saydamlık dersi vermesine rağmen, Afganistan'dan Küba üssündeki zindana getirdiği Taliban veya diğer aveneyi sır gibi saklaması gibi.....
Adını koyalım, bu, ‘‘bileği güçlü adaletidir’’ ve de özünde adaletsizliğin ta kendisidir.
* * *
AYRICA, konuya şimdi girmeyeceğim ama, üye sayısı gelecek yıl 26'ya çıkacağından NATO'nun Brüksel'den ‘‘taşınması’’ henüz şu an maddeten mümkün değilse bile, tıpkı Avrupa'daki ABD üslerinde yaşacağı gibi, orta vadede burası da ‘‘Doğu'ya kayacaktır.’’
Gelecekte, Polonya Almanya'nın, Macaristan da Belçika'nın yerini almaya adaydır.
Rumsfeld de Perşembe günkü konuşmasıyla ‘‘şantaj’’ ve ‘‘tehdit’’i aşarak, ABD'nin önümüzdeki döneme ilişkin siyasi, askeri ve hukuki perspektini ‘‘ağzından kaçırmıştır’’ (!)
Ve bilelim ki, böylesine ‘‘şantaj’’ ve ‘‘tehdit’’ler giderek daha çok artacaktır, çünkü Washington o genel ‘‘Amerikan perspektifi’’nden bakışını kolay kolay değiştirmeyecektir. |