|
ATEŞ düştüğü yeri yakar, derler. Meslektaşımız Ercan Arıklı'nın feci bir kazada can vermesi de öyle... Bizlerin yüreği de bir başka yandı.
Hemen bütün medya bu olaydan sonra trafik konusuna yoğunlaştı.
Arkadaşlarımız bu faciaya tepki gösterdi, çarpıcı yorumlar yaptı.
Üzülerek belirtmeliyim ki, bu yayınların, yazıların sorunun ortadan kalkması için bir yararı olacağını sanmıyorum.
Bazı meslektaşlarımız ise konuya gerekli duyarlılığı göstermediği gerekçesiyle medyayı suçladı.
Bu doğru değil; çünkü medya bu uğurda yıllardan beri ciddi bir savaşım veriyor.
Bence toplumsal bilinçlenme süreci tamamlanmadan Türkiye'nin bu beladan kurtulması olanaksız.
27 vatandaşımızı yitirdiğimiz son faciaya bakın.
Sürücü uyuyor, tünelden geçmek yerine duvarına bindiriyor.
Demek ki uykusuz uykusuz direksiyona geçen ve o kadar insanın yaşamının yok olmasına neden olan bu cahil ve sorumsuz adamı denetleyen, ona engel olan bir mekanizma yok.
Medya ne yaparsa yapsın bu vurdumduymazlık, bu ilkellik aşılamıyor.
* * *
1980 öncesiydi. Anarşi almış başını gitmişti.
Her gün sokaklarda kamplara ayrılan gepegenç insanlar gözlerini kırpmadan birbirini kurşunluyordu.
O günlerden birinde Milliyet'te Genel Yayın Müdürü rahmetli Abdi İpekçi hepimizi topladı:
‘‘Her gün anarşik olayları veriyoruz. Ama trafik anarşisini gerektiği gibi görmüyoruz. Bu anarşi de binlerce vatandaşımızı kurban olarak alıyor. Hemen hazırlıklara başlayın. Uzun sürecek bir kampanya başlatmak istiyorum. Her gün birinci sayfadan vereceğiz. Bu kampanyanın adı ‘Trafik anarşisi' olacak.’’
Bütün haber birimleri ile yazı işleri hemen alarma geçti.
Araştırmalar yapıldı, belgeler bulundu, trafik davaları ile ilgili yargılamalar izlendi.
Haberler, fotoğraflar, belgeler toplandı.
Bir gün Abdi Bey, ‘‘Aman henüz hazır değiliz’’ feryatlarına kulak asmadan ‘‘Kampanyayı yarın başlatıyoruz’’ talimatını verdi.
* * *
Hepimizin eli ayağı birbirine girdi.
Ama ertesi gün kampanya başladı ve büyük yankı uyandırdı. İnatla günlerce, aylarca da sürdürüldü.
Cumhurbaşkanı, başbakan başta olmak üzere bütün politikacılar, bürokratlar ve halk bu girişime büyük destek verdi.
Sonunda bir yasa taslağı hazırlandı. Galiba Meclis Genel Kurulu’na kadar da indi.
Geçti mi, geçmedi mi doğrusu anımsamıyorum.
Ama bildiğim, büyük emek verilen, inatla gazetenin birinci sayfasından çarpıcı bir şekilde uzun süre yürütülen o kampanya bir arpa boyu yol alınmasını bile sağlayamadı.
O gün bugün hálá trafik belasına kurbanlar veriyoruz.
Yıllar önce ‘‘trafik anarşisi’’ diyorduk, bugün ‘‘trafik canavarı’’ diyoruz.
Tek değişen de bu oldu galiba. |