02/06/2003 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
02.06.2003
Ayşe ARMAN
Onun yerine ben utandım
  
aarman@hurriyet.com.tr
 

‘‘Bu dediğin şartlarda (kız bakire, bu yüzden seks hayatları yok) ben bir kıza aşık olursam evlenmek isterim. Yani evlenir ve yatarız. Çünkü şu anda benim bu çıkmazdan (yaşadığı bütün sahtekarca ilişkilerden, ikiyüzlülükten, çok ünlü ya, çok medyatik ya, kadınlar ona bir hesapla yaklaşıyor ya ve o mutsuz) çıkabilme yolumun bu olduğunu düşünüyorum. İlk defa hayatımda ciddi ciddi evliliği düşünüyorum...’’

Bu sözler Yılmaz Erdoğan'a ait. Bakınız, bu ayki Elele Dergisi. Şencan Güleryüz röportajı, sayfa 36-40. Dün de Hürriyet, bu röportajdan alıntı yaptı. Ve şöyle bir başlık attı: ‘‘Ancak bakire bir kıza aşık olursam evlenirim.’’ Eminim Yılmaz Erdoğan, ‘‘Hayır, ben öyle demedim, bana düşmanlık yapmışlar, çarpıtmışlar’’ diyecek. Çünkü itici bir başlık. Biraz gülünç duruyor. Hepimizin saygı duyduğu bir adama hiç yakışmıyor. Peki ne yapacak? Ben size söyleyeyim: ‘‘Kuş beyinliler o koskaca röportajdan bu anlamı çıkarmış’’ diyecek. Bu çok sık karşılaşılan bir durum. Gazetelerin, haberleri olduğundan farklı bir şekilde sunma repütasyonları var bu ülkede; bir yazı, bir röportaj, bir dergide olduğu gibi salon salomanje kullanılamadığı için, yer yok çünkü, en can alıcı kısmı kullanılıyor, röportajı veren kişi de, ‘‘Ben öyle bir şey söyler miyim? Kafalarına göre yazıyorlar, beni yıpratmaya çalışıyorlar’’ diyor. Ama ben üşünmedim bir Elele aldım, yazıya da bu yüzden Elele'de verdiği cevapla başladım. Hürriyet'in attığı başlık doğru yani. Bir anlam kayması yok. Baba şart koşuyor: ‘‘Ancak bakire bir kız olursa evlenirim.’’ Dikkatinizi çekerim, ‘‘Aşık olursam evlenmek isterim’’ demiyor. ‘‘Beni anlayan bir kadına aşık olursam evlenmek isterim’’ demiyor, ‘‘Güvenebileceğim bir kadına aşık olursam evlenmek isterim’’ demiyor. Evet, kendini bir çıkmazda hissediyor (doğrudur da, eminim hayatı zordur, Elele'deki röportajda bunu çok güzel anlatıyor) yaşadığı bu hayat biçimden sıkılmış, yılmış, aynı mekanlar, aynı insanlar, aynı yüz biçimleri ona böğğğğ gelmiş, depresyona girmiş. Çıkacak ama nasıl çıkacak? Eline, bedenine erkek eli değmemiş bir kızla evlenerek. O kız kendisini bu alemden kurtaracak! Şartı bu yani. Ne diyeyim? Talihsiz bir iç dökme olmuş. Umarım öyledir. İnanıyorsa bu söylediklerine daha da fena çünkü. Diyeceğim ben onun yerine, hayatına girmiş bütün kadınlar yerine ve en önemlisi kızı yerine utandım. Ve içimden (hayır dışımdan) şöyle dedim: Yakışıyor mu yani Yılmaz Erdoğan'ın zekasına birikimine?


Helal olsun Sadık


İnsanın kendi eliyle kendisine gelecek inşa etmesi böyle bir şey işte. Bu yıl Türkiye'den Harvard Üniversitesi'ne tam burslu olarak kabul edilen bir tek kişi var: C. Sadık Gençoğlan. Kendisini tebrik ediyorum. Ve kocaman sarılıyorum. Afferin be. Afferin. Tarsus Amerikan Lisesi mezunu bu genç adam, öyle hali vakti yerinde olan bir ailenin çocuğu da değil. Liseyi de burslu okumuş. Yani ne yaptıysa kendi yapmış. Öyle ilişkiler, bağlantılar devreye girmemiş. Üstelik Harvard sadece Sadık'ın okuldaki başarısıyla, notlarıyla, puanlarıyla değil; her türlü etkinliğe katılan son derece aktif bir öğrenci olmasıyla da ilgilenmiş. Amerika'nın değil dünyanın en parlaklarını topluyor bu okul. Yani boru değil! Ben de TAC mezunu olduğum için ayrıca gurur duyuyorum. Adana'ya gittiğimde bu parlak genç adamla tanışmak istiyorum. Tamam mı Sadık? İlk röportajını bana verir misin?


Vefat ve teşekkür ilanları

Ölüm ilanlarına hep bakarım. Dün ölüm ilanlarının yanı sıra, bir teşekkür ilanı da çaptı gözüme. Daha doğrusu vefat dolayısıyla acı paylaşan, teselli eden, cenaze törenine katılan, çeşitli kurum ve kuruluşlara bağışta bulunan, telefon, telgraf, faks mektupla baş sağlığı mesajı yollayan mühim şahsiyetler adına verilmiş kocaman bir ilan. Daha doğrusu ilanlar. Çünkü farklı gazetelerde de vardı. Neredeyse bu ülkenin bütün siyasetçilerine teşekkür edilmiş. Cumhurbaşkanı'ndan başlıyor, Meclis Başkanı, Başbakan, Devlet Bakanı, Kültür Bakanı, müsteşarlar, genel müdürler, parti başkanları, valiler, belediye başkanları, kimi ararsanız ismi vardı orada. Allah rahmet eylesin tabii. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Eminim yaşadıkları acı çok büyüktür. Ama gerçekten böyle ilanlar vermek gerekiyor mu? Acısı olanlara iyi geliyorsa diyeceğim bir şey yok ama ben çok anlayamıyorum...


Ayşe ARMAN
Tüm yazıları
    Cüneyt ÜLSEVER
  Demokrasi sivillerin işidir
 
    Doğan HIZLAN
  Yahya Kemal'in kıldığı bayram namazı
 
    Erdal SAĞLAM
  IMF: Daha sert olamazdık
 
    Erkan ÇELEBİ
  Kıbrıslıya nema şoku
 
    Fatih ALTAYLI
  Yakalanan soyguncu ya kaçar, ya saldırır
 
    Ferai TINÇ
  Savaş sonrasını doğru okumak
 
    Dr. Gündüz TEZMEN
  Tıbbi malzemede acilen standartlar belirlenmeli
 
    Tufan TÜRENÇ
  ‘Biz samimiyiz be...’
 
    Güzin  Abla
  Bedensel engelli bir gencim
 
    Özdemir İNCE
  Yalanın Süryanicesi (15)
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Çiziyor
 
    Korkut GÖZE
  Bu güller senin için
 
    Vahap MUNYAR
  IMF’deyken hediye sınırım 10 dolardı
 
    Yener SÜSOY
  Ameliyattan hálá korkarım
 
    Latif DEMİRCİ
  Latif Demirci
 
    Doğan Hakyemez
  Direnç!
 
    Şükrü KÜÇÜKŞAHİN
  Askerden taktik baskın
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com