|
Ayşe ARMAN
Bunu da yaptım. Bir dişçiyle, estetik diş hekimliği üzerine röportaj yaptım. Bence şarttı. Çünkü söz konusu dişçinin, söz konusu kitabı (The Science and Art of Porcelain Laminate Veneers) yakında New York Üniversitesi'nde (NYU) ders kitabı olarak okutulacak. Ve... Ve... Ve.. 10 dile çevrilecek.
Bu da takdir edersiniz ki, Türkiye'de iyi şeyler de oluyor kontenjanından bir haber. Tabii ki bu tuğla kitap elime geçtiğinde, ben aval aval önce içindeki fotoğraflara baktım. Kimlerin önceki ve sonraki hali yoktu ki. Yasemin Kozanoğlu, Ebru Gündeş, Çiğdem Kayalı, Ayşe Ege, Tuğçe Kazaz, Burcu Güneş vesaire. Ve değişim inanılmazdı. Demek bu iş bir sanat dedim kendi kendime. Evet, şimdi sizi pek çok insanın Camel Trophy'den, su topundan, araba sporlarından tanıdığı sanatçı diş hekimi Galip Gürel'le baş başa bırakıyorum...
İçinde 1200 resim ve illüstrasyon bulunan 528 sayfalık bu tuğla kitabı neden yazdınız: a) ‘‘Medyatik diş hekimi olarak tanınıyorum ama bilimsel bir kitap yazdım!’’ demek için b) Bir Türk’ün dünyaya bedel olduğunu göstermek için c) Canım istediği için...
- Aslında kitap yazma gibi niyetim yoktu. Bir gün bir telefon geldi: ‘‘Quintessence'ten birileri sizinle görüşmek istiyor.’’ Quintessence, dünyadaki diş yayıncıları arasında en büyüğü. Çıkardıkları dergiye ben de aboneyim. Zannetim ki, dergi aboneliğiyle ilgili bir şey konuşacaklar. ‘‘Hay hay’’ dedim. Karşımda yayınevinin sahibini buldum. ‘‘Amerika'da verdiğiniz konferansları inceliyoruz, estetik diş hekimliği konusunda bir kitap yazmanızı istiyoruz’’ dedi. İş kaldı mı başa. İki buçuk yıl uğraştım...
Bu kitap tam olarak ne anlatıyor?
- Dişin üstünü kesmeden ya da çok az keserek, üzerine yapıştırılan yaprakçık şeklindeki bir porselenin öyküsünü...
Peki diğer meslektaşlarınızın yazdığı bilimsel kitaplardan farkı ne?
- Estetik diş hekimliği konusuna değişik perspektiflerden bakıyor. ‘‘Alt tarafı bir porselen, dişi 0.2 ya da 0.3 milim kesersiniz, yapıştırırsınız, biter, ne var bunda!’’ diye bakarsanız meseleye, o başka. Ama bunun estetik dizaynı var, hastanın yüzüne, kaşına, gözüne, tenine uyumu var. Bilimsel bir backround'u, hastanın psikolojisi var. Kitap A'dan Z'ye hepsini anlatıyor.
Neden NYU'da ders kitabı olarak okutulması planlanıyor?
- Zaten orada ders veriyorum ben. Senenin belirli dönemleri gidip lisansüstü öğrencilere diş estetiği anlatıyorum. O talebelerin faydalanacağı bir çalışma oldu. NYU'da ders kitabı olarak okutulması beni şaşırtmadı. Beni şaşırtan 10 dile çevrilecek olması...
SIRADAN BİR DİŞ HEKİMİYİM
Estetik diş hekimliği, normal diş hekimliğinden farklı bir şey midir?
- Aslında kendi başına bir branş değil. Cerrahi, ortodonti gibi pek çok uzmanlığı bir şemsiye altında toplayan bir çalışma alanı. Siz bir diş eti uzmanına gittiğiniz zaman onun birincil önceliği sizin diş etinizdeki hastalığı tedavi etmek. Ama meseleye estetik diş hekimliği perspektifinden baktığınız zaman, o diş etinin biri aşağıda, biri yukarıda, fonksiyon olarak belki iyi ama estetik olarak güzel değil. Bizler fonksiyon haricinde dişlerin estetik olarak da güzel olması için çalışıyoruz.
Anladım. Siz diş hekimliğinin Onur Erol'usunuz!
- Hayır, sıradan bir diş hekimiyim. Bu işin en iyisiyim, bu işi en iyi ben yaparım gibi iddialarım yok.
Yine de Galip Gürel deyince, ‘‘Sosyete dişçisi mi?’’ deniyor. Bu kadar medyatik olmak sizi rahatsız ediyor mu?
- Bundan keyif alacak çok doktor vardır ama bu tür yakıştırmalar beni rahatsız ediyor. Sosyete dişçisi demek yerine iğne batırsalar daha iyi! Çünkü ben sadece kamuoyunun tanıdığı simaların değil herkesin dişini yapıyorum...
KİTAPTA FOTOĞRAFLARI KULLANILAN HERKESTEN İZİN ALINDI
Kaç tane diş hekiminin aklına, bir moda fotoğrafçısının (Tamer Yılmaz) çektiği, dişleri güzel bir kadını kitabının kapağına koymak gelir?
- Ama onlar laminat. Yapılmış dişler yani. Benim yaptığım dişler. Hem bu sokakta satılacak bir kitap değil ki. Bir diş hekimi de kapağında o varmış bu varmış diye bakmaz. İçeriğini okur, bilimsel değerini anlar ve alır.
İyi de kaç tane diş hekimi ‘‘Bir moda fotoğrafçısı çeksin de fotoğraf jilet gibi olsun’’ der...
- Tabii öyle diyeceğim, benim yaptığım iş estetik. İşin içinde sanat var. Bunu yaparken kitabın pazarlamasını aklıma bile getirmedim.
Peki önsözden sonra Aylin Arasıl'ın size yazdığı mektup var. Bir iş görüşmesine giderken dikiz aynasına bakıyor, ne kadar hoş göründüğünü fark ediyor ve dişçisine müteşekkir oluyor. Kaç tane doktorun aklına bilimsel bir kitabın içine böyle bir şey koymak gelir?
- Bu kitap çok amaçlı bir kitap. Hasta psikolojisine de değiniyor. Pek çok insan, dişlerindeki estetik rahatsızları bilmeden mutsuz bir şekilde yaşıyor. Sorunu kaşı zannediyor, gözü zannediyor, oysa bazı şeyler sadece dişle çözülebiliyor. Ve hastaya böyle bir çözüm sunduğunuzda hakikaten inanılmaz mutlu oluyor. Ben bilimsel bir destek ve artistik yaklaşımla dişlerini yaptığınız bir hastanın neler hissedebileceğini anlatmak istedim.
Ben sizin hastanız olsam ve buraya gelsem, ağzımı kocaman açsam, siz de benim, eğriş büyrüş dişlerimin fotoğrafını çekseniz, tedavi bittikten sonra da yeni şahane dişlerimle beni görüntüleseniz... Sonra da bunları alıp yazdığınız kitaba bassanız... Tamam bilimsel ama bir şekilde dolaşıma giriyor, medya da alıp kullanıyor, benim hoşuma gitmeyebilirdi...
- Herkesten izin alındı. Kendilerine kullanacağımız fotoğraflar gösterildi, yayınevi imza aldı. Zaten kanunen de bu gerekliydi. İzin vermeseler böyle bir kitap olmayacaktı. Ben bugüne kadar medyaya bana gelen hastalarla ilgili hiçbir bilgi vermedim. Herkesin bilgisi özeldir. Bir tek Tarkan. O da kendisi söylediği için. Yani kitapta meslek etiğine aykırı bir şey yok.
O fotoğrafların ilgi çekeceğini bilmiyor olamazsınız. Farkında olmayarak bilimsel bir şeyi, bu kadar medyatik insanları kullanarak magazinleştiriyor olabilir misiniz?
- İşte o hiç istemediğim bir şey. Fakat yüz kullanmaya mecburdum. Dudak altından çekilmiş resim yeterli olmuyor. Dişlerin bütün bir yüze uyumu önemli. Üstelik seçilen vakaların hepsinin tedavi yöntemleri birbirinden farklı. Çünkü sorunları farklı.
EN PİS YERİMİZ AĞZIMIZ
Bedenimizin en pis yeri neresi?
- Tabii ki ağzımız...
Peki ayıptır sorması bir diş hekimi olmanın neresi keyifli?
- Sürekli bir gelişme var bizim işte. Ve müthiş bir yaratıcılık. Bu da beni baştan çıkarıyor. Ben bir insana baktığımda ilk ağzını görüyorum. O belki farkında, belki değil ama problemi görüyorum. Her insanda yeni bir heyecan yaşıyorum. Çünkü hiç kimseye aynı dişi yapmıyorum. Her insanın yüzüne giden bir diş tipi var, mühim olan onu yakalamak. Kimse dişçiden çıktıktan sonra ona ‘‘Aa dişlerini mi yaptırdın?’’ dememeli. Yüzü dirileşecek ama karşısındaki bunun sebebini anlamayacak. Maharet o naturelliği yakalamakta...
Diş bu kadar mı değiştiriyor insanı?
- Hem ne nasıl. Pek çok şey yapabilirsiniz: Kapanışı yükseltebilirsiniz. Dişlerin boyuyla oynayabilirsiniz...
O neden gerekiyor?
- Çünkü insanlar yaşlanıyor, adaleler kendini bırakıyor. Üst dudak ve alt dudak sarkıyor. Yani sizin o 18, 20 yaşındaki kocaman kocaman gözüken dişleriniz giderek görünmez hale geliyor. Aşınmalardan dolayı da dişlerin boyu kısalıyor. Ve bir müddet sonra siz konuşurken dişleriniz hiç görünmüyor...
Bunun ne gibi bir sakıncası var?
- Dişlerin görünmesi gençlik efekti veriyor. Normal bir insan karşısındakinin dişleri kısa mı, dudakları sarkmış mı gibi şeyleri analiz edemez ama kafasında şu vardır: ‘‘Dişleri gözükmüyorsa yaşlıdır.’’ Çünkü yaşlılarda diş gözükmez. O yüzden dişleri gösterdiğiniz zaman kişi birdenbire gençleşiyor. Ve ona soruyorlar: ‘‘Yüzünü mü gerdirdin, lifting mi yaptırdın?’’ Ama o kadar kritik bir çizgi ki, o dişleri 3 milim uzun yaparsanız, kazma gibi bir şey oluyor. Sonra renge de dikkat edeceksiniz, tene, yüze uyum sağlayacak.
Bu da işin sanat kısmı değil mi?
- Elbette. Diş hekimiyim ama kendimi sanatçı gibi hissediyorum...
İNSANLARIN GÜLMESİNİ SAĞLIYORUM
İnsan çok içten gülüyorsa ya dişleriyle ya da gözleriyle gülüyor. Dişler kötüyse, çarpıksa, sarıysa, eksikse, insan kendini tutuyor. Ama yüzüne uyan dişleri olduğu zaman her fırsatta gülüyor. Ben tabii ki insanların ruh halini değiştiremem ama dişleri yüzünden neşesini dışarıya aksettiremiyorsa biz o kapıyı açıyoruz. |