|
SERTAB Erener'in hangi Türkiye'yi temsil ettiğini tartışıp duranları aydınlatacak konuşmayı Tahran'da İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı'na katılan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül yapmış.
Gül elbet ne Sertab Erener'den söz etmiş, ne Eurovision'dan...
Ama İslam ülkelerinin yöneticilerine yaptığı tavsiyelerle;
‘‘Ülkelerinizi eğer şimdiye kadarki zihniyetinizle yönetmeye devam ederseniz, çağdaş uygarlığın her zaman gerisinde kalmaya mahkûm olursunuz’’ demeye getirmiş.
Bu, tabii, ‘‘Eurovision gibi yarışmalarda başarılı olmak bir yana, katılmayı bile rüyanızda göremezsiniz’’ anlamına geliyor.
Abdullah Gül, bildiğiniz gibi Türk siyaset yaşamında, ‘‘muhafazakár’’ bir eğilimi temsil ediyor. Yani Türkiye standartlarına göre tutucu bir politikacı.
Ama bu kimliğiyle Tahran'da İslam ülkelerinin dışişleri bakanlarına hitap edince... Onların ölçüsüyle devrimci sayılabilecek kadar radikal görünüyor.
Aslını ararsanız pek de içerikli bir konuşma yapmamış... Ayrıntı sayılacak hususlar hariç:
Bizi yönlendirecek güç akılcılık olmalı.
Cehalet ve yolsuzluğu ortadan kaldırmalıyız.
Cinsiyet eşitliğini yüceltmeliyiz, demiş.
Bunlar Türkiye'nin, üzerinde en az 75 sene önce mutabık kaldığı konular...
Dikkat edin, Gül bu kadarını söylüyor, ‘‘artık katılımcı yaklaşımları benimseyin, çünkü Ortadoğu'ya yerleşen ABD buralarda demokrasiyi kurmaya kararlı’’ anlamına gelecek laflar ediyor ama...
Tüm talep ve tavsiyelerinin özünü oluşturan konuya giremiyor. Daha açıkçası, ‘‘dini kuralları kamusal yaşamın dışına çıkarmazsanız (laikliği benimsemezseniz) ne demokrasiyi uygulayabilirsiniz, ne aklı egemen kılabilirsiniz, ne de kadın-erkek eşitliğini sağlayabilirsiniz’’ diyemiyor.
Aslında Abdullah Gül'ün Tahran'da söyledikleri bir bakıma Türkiye içindeki yobazları da uyarıcı sözler. Nitekim bunlar ‘‘kadın-erkek eşitliği’’ dediğiniz zaman hemen ‘‘cennet anaların ayakları altındadır’’ türünden içi boş bir lafa sığınırlar.
Sanki bu söz eşitliği ifade ediyormuş gibi...
Keza ‘‘aklın egemen olmasından’’ söz etmeye kalktığınız zaman bu ilkeyi en iyi ifade eden pozitivizme saldırırlar. Hem ‘‘okumayı ve öğrenmeyi’’ öğütlerler hem de bilimsel açıdan kanıtlanmamış bir sürü yaveyi gerçek diye yutturmaya çalışırlar.
Gül'e teşekkür borçluyuz... Bizim ‘‘muhafazakár’’ımızın bile o dünyadaki reformcuların çok önünde olduğunu gösterdiği için. |