|
YÜZDE doksandokuz virgül doksandokuz ihtimal Türkiye'de artık darbe olmaz!
En azından kısa-û orta vadede, tank sesiyle ve marş temposuyla uyanmayacağız.
Bu iddalı varsayımı, dün kendisine şükranlarımı ifade ettiğim ettiğim ‘‘legalist’’ Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün son açıklamalarından dolayı yapmıyorum.
En üst düzey ordu yetkilisinin beyanatı sadece daha önce düşündüklerimi pekiştirdi.
* * *
NEDENİNE gelmeden önce, ‘‘Amerikan-Türk Konseyi’’ oturumlarına katılmak için 1997 Şubat'ı nihayetlerinden gittiğim Washington'tan bir anektod anlatacağım.
Müdahale söylentilerinin ayyuka çıktığı ve ‘‘post modern darbe’’ deyiminin mucidi general Çevik Bir'in de Çevik Bir olduğu günlerdi.
Zaten, yine Washington'da bulunan ve Konsey'in açılışında bayağı bayağı pervasız bir konuşma yapan aynı general, özellikle Amerikalılar tarafından büyük hararetle alkışlandı.
Canım bu durumdan son derece sıkkın gece vakti otele döndüğümde ise lobinin barında, o pek ünlü petrol kumpanyası ‘‘Aramco’’nun yöneticilerinden birisiyle tanıştım.
Gelsin viski gitsin burbon, paldır küldür İngilizcemle de uzun uzun adamla tartıştım.
Zira hazret ‘‘petrolcü’’ sıfatına rağmen aslında ABD ‘‘rical’’inin tavrını yansıtıyordu.
Ben, ‘‘aman Ankara'da müdahaleye cevaz verir tutum almayın’’ diye bastırdıkça, herifçioğlu Nuh diyor peygamber demiyor ve ‘‘cihet-i askeriye’’ taraftarı laflar yumurtluyor.
Neyse, muhtereme ‘‘yüzünü şeytan görsün deyip’’, içim şimdi daha da sıkkın odama çıktığımda anlamıştım ki, o ‘‘post modern darbe’’ artık mukadderdir.
Nitekim, iki gün sonra tekrar Atlantik üzerinden geriye döndüğümde, saat farkından dolayı, uçaktan indiğim an ‘‘28 Şubat’’ın gerçekleşmiş olduğunu öğrendim.
* * *
İŞTE, eğer en başta ‘‘yüzde doksandokuz virgül doksan darbe olmaz’’ türü bir ‘‘kehabet’’te bulunduysam, bu, yukarıdaki ortamın artık ortadan kalkmasından kaynaklanıyor.
Çünkü, Türkiye gibi bir ülkede ‘‘dış dinamikler’’e rağmen darbe yapılamaz. Olamaz.
Talat Aydemir'ininkisi gibi olursa da, girişim olarak kalır ve yenilgiye mahkumdur.
Nitekim, radyodaki ilk anonsunu Türkeş'in davudi sesiyle ‘‘NATO'ya, CENTO'ya sadığız’’ cümlesiyle yapmış 27 Mayıs 1960'tan başlayın ve ‘‘Guardian’’ muhabiri kendisine darbeyi eleştiren soru sormak gafletine düştü diye, ABD Komutanı General Alexander Haig'in gazeteciyi haşlamasına varacak ölçüde ‘‘harici destek’’ almış 12 Eylül 1980'e uzanın, ülkemizdeki her müdahale yelkenini mutlaka ‘‘dış dinamikler’’i rüzgarıyla şişirmiştir.
Bundan daha normal bir şey de olamaz!
Zira, darbe sonrası siyasi, iktisadi ve diplomatik sorunların dayatacağını bilen ve zaten mesleki eğitiminde ‘‘stratejik düşünmeyi’’ öğrenen bir ‘‘cihet-i askeriye’’, öyle aklına esti diye iktidarı gaspetmez ve o ‘‘dış dinamikleri’’ hesaplamayan bir fevrilikle davranmaz
* * *
VE, ‘‘Duvar’’ın yıkıldığı, Soğuk Savaş'ın bittiği, dünyanın değiştiği, Türkiye'nin AB'yle nikaha oturtuğu bir dönemde; üstelik de hiçbir meşru zemini yokken, şak diye ‘‘kılıç atacak’’ bir müdahale tabii ki ‘‘dış dinamikler’’den asla destek görmez. İmkanı ve ihtimalı yoktur.
Tam tersine, artık 28 Şubat türü bir ‘‘post modern darbe’’ de mümkün değildir!
Çünkü, bırakın Brüksel'le olan ilişkilerin ulaştığı raddeyi ve en ufak bir ‘‘kırılma’’nın yaratacağı dev kaosu, Washington dahi şimdi o 28 Şubat 1997'den farklı bir bakışa sahiptir.
Paul Wolfowitz'in mülakatı ABD'nin darbe defterini kapattığı sinyalini vermiştir.
Eh, nihayetinde kıytırık bir gazeteci olan ben bile bunları gördüğüme göre, ‘‘stratejik düşünmek’’ eğitiminden geçen muhtemel darbe heveslileri haydi haydi görüyor demektir.
Dolayısıyla, tekrarlıyorum, yüzde doksandokuz virgül dokuz, Türkiye'de darbe olmaz.
Yüzde sıfır virgül bir olduğu takdirde ise, başarı şansı milyarda sıfır virgül sıfırdır! |