Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda yapılan Türkiye-AB ilişkileri konulu genel görüşmede, CHP temsilcisi Onur Öymen'den sonra söz aldı.
Başbakan Erdoğan, son dönemde AB'de Türkiye'ye yönelik olumlu bir hava olduğunu, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in de Türkiye'nin 2004 yılı Aralık ayına kadar Kopenhag Kriterleri konusunda ilerleme kaydetmesi halinde 2011 veya 2012 yılında üye olabileceğini söylediğini hatırlattı.
"TAVİZ VEYA TESLİMİYET DEĞİL"
AB uyum çalışmalarını ''taviz vermek veya teslimiyetçilik'' olarak yorumlanmamasını isteyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''AB'ye girmek isteyen ülkelerin karşılaması gereken kriterler ortaya konulmuştur. Bunlar, Türkiye için de diğer adaylar için de standart kriterlerdir. Katılım sürecinin özü, AB kriterlerinin karşılanması amacıyla aday ülkelerin attıkları tek taraflı adımlardan ibarettir.
Özetle, aslolan uyumdur. AB üyelik sürecimize ilişkin gayretleri taviz ve teslimiyet olarak nitelemek yanlıştır. Zira, tam üye olduklarında Türkiye'nin gelişmişlik düzeyinin gerisinde olan bazı ülkelerin, üyelikle katettikleri sıçrama görmezden gelinebilir mi? Tam üyelik hangi ülkeye siyasi ve ekonomik riskler getirmiş, hangi ülke için geriye gidiş olmuştur?
"TÜRKİYE, AB'NİN HANGİ DEĞERİNİ KABUL ETMEYECEK?"
AB'nin teslim ettiği hangi değer, Türkiye'nin kabul edemeyeceği unsurlar içermektedir? Demokrasi mi, hukukun üstünlüğü mu, vicdan ve teşebbüs özgürlüğü mü, ekonomik refah mı? Biz AB'ye üyeliği bir amaç olarak değil, Türk halkını hakkettiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak için araç olarak görüyoruz.''
Erdoğan, Türkiye'nin tam üye olduğunda laik, dışa dönük, girişimci kimliği, nüfusu ve büyüklüğü, siyasi ve stratejik etkinliğiyle öncü rol oynayacağını ve kendi düşünce ve çıkarlarını AB karar ve yönetim kademelerine yansıtma imkanı bulacağını belirtti.
"POPÜLİZM DEĞERLENDİRMESİ"
Erdoğan, kendisinden önce konuşan CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in ''bu görüşme CHP'yi iknaya yönelik mi acaba?'' şeklindeki sözlerini hatırlatarak, ''Bunu peşinen söylemek isterim ki, bu görüşme CHP'yi iknaya yönelik bir görüşme değil, bu görüşme iktidarıyla, muhalefetiyle milletimizi bilgilendirmeye yönelik bir toplantıdır'' diye konuştu.
Öymen'in ''popülizm'' şeklindeki değerlendirmesine de değinen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Böyle tecrübeli bir politikacının böylesi bir yaklaşımını yadırgıyorum. Biz, bu yüce çatının altında rahatlıkla enine boyuna tartışmalı, konuşmalı ve milletimizi de böylesine önemli, ülkemizin uluslararası arenadaki durumunu, tavrını ortaya koyma bakımından bilgilendirmeliyiz.
"ÖNYARGILARLA KARŞILAŞIYORUZ"
Burada öyle önemli bir adım atılıyor ki biz, bu önemli adımda istiyoruz ki iktidarıyla, muhalefetiyle ortak bir bildiri olarak bunun altına imzamızı koyalım ve bunu sadece milletimize değil, sadece Avrupa'ya böyle duyuralım. Ama ne yazık ki CHP Grubu böyle bir bildiriye maalesef imzasını koyamamıştır.
Yanlış bilgilere ve kalıplaşmış önyargılara dayalı söylemlerle sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu nedenle hükümet olarak arzumuz; AB'nin gerçek anlamda Türkiye'ye getirdiği artılarla varsa eksileri tam bir şeffaflık içinde tartışmaktır. Yüce Meclis'in bu anlamda öncü rol oynayacağına ve bugün burada yapacağımız tartışmaların AB'nin daha iyi tanınmasına ve iyi değerlendirilmesine vesile olacağına inanıyorum.''
"TÜRKİYE AVRUPALI"
Türkiye'nin modernleşme ve çağdaşlaşma çabalarının 150 yılı aşkın bir süredir devam ettiğini anlatan Erdoğan, Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllar boyunca Avrupa tarihinin bir parçası olduğunu ve bugünkü Avrupa'nın oluşumunda önemli bir rol oynadığını söyledi. Türk halkınında Atatürk'ün öncülüğünde gerçekleştirilen devrimlerden bu yana kendinibir Avrupalı olarak tanımladığını kaydeden Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa'nın bütün ekonomik, siyasi ve savunma örgütlerinde yer aldığınıhatırlattı.
Erdoğan, ''Türkiye'yi Avrupalı yapan, Avrupa'nın temsil ettiği değerleri, katılımcı demokrasiyi, çoğulculuğu, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, laikliği, düşünce ve vicdan özgürlüğünü benimsemesidir'' diye konuştu.
"AB SÜRECİ SANCILI OLACAK"
AB sürecinin kolay ve sorunsuz bir süreç olmadığına dikkati çeken Başbakan Erdoğan, bu sürecin Balkanlar'da yaşananlar gibi hayli sancılı geçebileceğini söyledi.
Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye tam üye olması durumunda hem Avrupa'nın hem de küresel dengelerin yeniden şekillenmesine katkıda bulanabileceğini belirterek, ''kendi çıkarlarımızı, büyük Avrupa ailesinin bir üyesi olarak çok daha etkin ve güçlü bir halde savunabiliriz. Bir model ülke olarak, Avrupa değerlerinin daha da yayılmasına, güçlenmesine destek olabiliriz'' dedi.
Türkiye'nin eline geçen fırsatları iyi değerlendirmesi gerektiğini anlatan Erdoğan, Aralık 2004'e kadar olan dönemin çok iyi değerlendirilmesini istedi.
''KÜÇÜMSEYENLER OLABİLİR''
Kopenhag Zirvesi'nde alınan kararları küçümseyenler olabileceğini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
''3 Kasım'da yapılan bir seçim var. Seçimden sonra 1 aylık bile olamayan bir hükümet var. Ve o hükümetin sayın başbakanı Abdullah Gül içerde, ben AK Parti Genel Başkanı olarak dışarıda 11 Aralık Kopenhag Zirvesi için harıl harıl çalıştık. 14 ülkeyi dolaştık.
Bu AB süreci ile ilgili olarak bugüne kadar Türkiye'nin hiçbir dönemde yapmadığı bir ataktır. Bu zirvede belki beklenen netice alınamadı ama daha önce Türkiye'nin AB'ye girip girmemesi konuşulurken bizim o zirveden aldığımız netice; Türkiye'nin girip girmemesi değil, Türkiye nasıl ve hangi tarihte AB'ye dahil edilecektir? Bu neticeyi alma başarısını gösterdik. Bunu gösteren 1 aylık hükümettir.''
Erdoğan, müzakere için Aralık 2004'ün açıklanmasına karşın bu tarihin daha da öne çekilebileceğini bildirerek, bunun bir performans meselesi olduğunu söyledi.
''AB SÜRECİNİ FARKLI NOKTAYA ÇEKELİM DİYENLER"
Başbakan Erdoğan, dün yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısını ''başlığa çekenler'' bulunduğunu hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz böyle düşünmüyoruz. Biz tam aksine AB konusunu MGK'da görüşmeyi bu ülke için bir gariplik olarak telakki etmiyoruz. Bu Parlamento'nun alacağı kararların üstündeki bir kararı MGK almayacaktır. Zaten MGK'nın tüm mensupları da bu bilincin, bu anlayışın içerisindedirler. Ama birileri hala 'burada ne yapalım da AB'ye girme sürecini farklı bir noktaya çekelim' diyor. Boşuna uğraşmayın...
KÜÇÜK MUHAMMED
Türk askeri, Türk Silahlı Kuvvetleri, bir defa Türkiye'nin modernleşme ve demokratikleşme sürecinin miladıdır. Dünyada askerine Mehmetçik diye bakan başka bir ülke yoktur. Mehmetçik, 'Küçük Muhammed' anlamına ifade edilmiş bir yaklaşımdır.
Ve dikkat edin; biz kınayı bir evlilik merasiminde yakarız, iki evladımızı askere gönderirken yakarız. Böyle bir Anadolu terbiyesi almış milletiz. Bunları speküle etmenin bir anlamı yok. Böyle bir sıkıntı, böyle bir dert yok. AB ile ilgili görüşme tabii ki yapılacak. Bu görüşmeler en geniş manada tabii ki yapılacak ve son kararı TBMM alacak.''
''SONUÇSUZ KALMAMALI''
Erdoğan, 1959'dan bu yana AB'ın çok değiştiğini, son genişleme dalgasının AB kurumsal yapısını yeniden düzenlediğini vurgulayarak, birliğin geleceğini tartışan AB Konvansiyonu'na gözlemci olarak katılması için girişimlerin sürdüğünü hatırlattı.
İçinde bulunulan süreçte stratejik bir değişim yaşandığını, 1999 Helsinki Zirvesi ile birlikte AB ülkeleri ve Türkiye'nin önüne yeni bir ''tarih sayfası'' açıldığını, AB'ın sınırlarının Balkanlar'dan değil, Türkiye'yi de kapsayacak şekilde ülkenin doğusundan geçeceğini söyledi.
Bunun Türkiye ve AB için yeni yükümlülükler getirdiğini kaydeden Erdoğan, ''Birbirimizin esenliğini, güvenliğini, bütünlüğünü gözetmek sorumluluğunu da üstlenmeliyiz. Türkiye'nin AB adaylığı ülkemizin stratejik ve siyasal konumunu da güçlendirmiştir. Türkiye'nin AB'ye girme arzu ve iradesinin sonuçsuz kalmaması gerekir'' diye konuştu.
11 Eylül'ün medeniyetler ve dinler çatışmasının habercisi olarak gösterildiğini, Türkiye'nin AB ile bütünleşmesi tamamlandığında dünyanın Doğu ile Batı, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın birarada varolabileceğini göreceğini söyledi.
Türkiye'nin üyeliğinin Türk ve İslam dünyasının Avrupa'ya ve genelde Batı'ya bakışını da olumlu etkileyeceğini belirten Erdoğan, ''Türkiye'nin kendi tarihi, coğrafyasına olan katkı ve sorumluluğu, AB'ye girmeye giderek yaklaşan bir ülke olarak giderek büyümüştür. Üye ülkelerin bunu gerektiği gibi algılamasını sağlayabilirsek, yapay çekincelerin kendiliğinden ortadankalktığını göreceğiz'' dedi.
''DIŞINDA KALIRSAK''
Yapılan tartışmalara ışık tutması için Türkiye'nin AB'dan tamamen koptuğunun düşünülmesini isteyen Erdoğan, küreselleşme sürecinde bölgesel blokların dışında kalmanın her ülke için potansiyel tehlike oluşturacağını söyledi.
AB'nin genişlemesini tamamladığında 600 milyon nüfuslu dünyanın en büyük ticari ve siyasi bloğu olacağına dikkati çeken Erdoğan, ''Türkiye'nin bu dev bloğun dışında kalması çıkarlarımıza hizmet edecek mi?'' diye sordu.
Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyadaki sorunlar nedeniyle kuvvetli işbirliği ve entegrasyona girme şansı bulunmadığına işaret eden Erdoğan, Türkiye'nin Cumhuriyet'in kurulduğu günden beri başlıca tercihini Batı'dan yana yaptığını hatırlattı.
Türkiye'nin bugün istikrara her şeyden fazla ihtiyacı bulunduğunu belirten Erdoğan, AB'nin Türkiye'ye sürekli istikrar katkısı yapacağını söyledi. rdoğan, ''AB dışında kalmak suretiyle Türkiye'nin bölgesinde güvenlikve dış politika açısından yalnızlık içine itilmesi hiçbir zaman tercihimiz olamaz'' dedi.
AB üyelik sürecinde yaşanacak gerilimin Yunanistan ile olan sorunları çözme şansını da azaltacağını anlatan Erdoğan, aynı şekilde yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sorunlarının da giderilmesinin zor olacağını vurguladı.
Gümrük Birliği ile ilgili yaşanan sorunların çözümünün de tam üyelikle aşılabileceğini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Ülkemizin birliğe üyeliği, bugüne kadar 3 kez masaya yatırılmış ve hepsinde de onaylanmıştır. AB Türkiye'nin üyeliğine bu şekilde yaklaşırken, bizim AB niyetleri konusunda gayrı resmi platformlardaki beyanlardan ziyade resmi belge ve beyanlara itibar etmemiz daha yapıcı olmaz mı?
960'larda misafir işçi olarak gelen Türklere, bugün Avrupa'da 82 bin girişimciyle 100'ün üzerinde farklı mal ve hizmet üretiyor, 411 bin kişiye istihdam sağlıyorsak; bizim kendi potansiyelimizden kuşku duymamızın temeli nedir?
AB'ye görünür gelecekte üye olacak ülkeler, bir yandan ulusal kimliklerini koruyup diğer yandan da aralarındaki sorunları hoşgörü ve dayanışma kültürü ile aşabiliyorken, bizim kendi kendimizi bu büyük projenin dışında tutmamız düşünülmemelidir.
Hükümet ve Meclis olarak halkın isteklerine kulak vermek ve yerine getirmek asli görevimiz olmalıdır. Türk halkı tercihini çağdaş uygarlık ve bu bağlamda AB'den yana kullanmıştır. AB tam üyelik fırsatı da ilk kez bu kadar yakınımıza gelmiştir. Bu alanda üzerimize düşeni yerine getirmemiz halkımız ve ülkemize olan borcumuzudur. Tarihönündeki sorumluluğumuz bunu gerektiriyor. Meclis'in gerekli sorumluluk içinde hareket edeceğine inanıyorum.''
KIBRIS
CHP'li Öymen'in AK Parti'nin Kıbrıs ile ilgili politikalarını eleştiren sözlerinin kendilerini üzdüğünü ifade eden Başbakan Erdoğan,''Nasıl bir tavır koyduğumuzu bütün dünya biliyor'' dedi.
AK Parti Hükümeti'nin 40 yıldır alınmayan bir kararı alarak KKTC'nin kapılarını açtığını kaydeden Erdoğan, ''Bu adımlar atılırken bakar kör olmayalım'' diye konuştu.
AB ülkelerinde olmayan hiçbir kararı Meclis'in önüne getirmediklerini ve bundan sonra da getirmeyeceklerini anlatan Başbakan Erdoğan, CHP'ye de AB ile uyum yasalarına verdiği destek içinteşekkür ederek, ''Atatürk'ün gösterdiği yolda batı medeniyetlerindekigibi çağdaş, laik, demokratik, müreffeh bir Türkiye'yi hep birlikte kuracağız. AB de bu yolda en iyi araçtır'' görüşünü dile getirdi.
ÖYMEN: CHP BAŞINDAN BERİ AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYOR
Erdoğan'dan önce söz alan CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen, hükümetin Avrupa Birliği konusunda TBMM'de genel görüşme istemesini anlayamadıklarını belirterek, ''Genel görüşme ile amaç CHP'yi ikna etmekse buna gerek yok. Bizim tavrımız ortada, ama amaç bazı kurum ve kuruluşları ikna etmekse onun için de TBMM böyle amaçların vasıtası yapılmamalıdır'' dedi.
Öymen, CHP'nin başından beri AB üyeliğini desteklediğini ve bunu tüm dünyaya ilan ettiğini söyledi. Hükümetin AB konusunda TBMM'de genel görüşme istemesini anlamakta güçlük çektiklerini ifade eden Öymen, şöyle konuştu:
''Bu konuda amaç CHP'yi ikna etmekse buna gerek yok. Çünkü CHP bu işin başından beri Türkiye'nin AB üyeliği konusunda desteğini ve katkısını sürdürmüş ve bunu herkese ilan etmiştir. O nedenle bu genel görüşmeyi bizi ikna etmek için istediklerini sanmıyorum. Bu genel görüşme yerine TBMM mesaisini AB Uyum Paketi için harcasa daha faydalı olurdu. Eğer amaç bazı kurum ve kuruluşları etkilemekse bu yanlıştır ve TBMM böyle amaçların vasıtası yapılmamalıdır. Çünkü hükümet bu konuda başka yolları kullanabilir.
Hükümetin tam üyelik çabalarını başından beri destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz. Bu meseleyi bir milli dava olarak görmeliyiz ve ortak hedefimiz de bu olmalıdır.''