24/05/2003 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Pazar
24.05.2003
Türkiye Midnight Express değil midnight espresso
 

Ayşe ARMAN

Türkiye'ye gelen turistlerin memnuniyet dereceleri son derece yüksek. Nereden anlıyoruz? Çünkü büyük bir bölümü tekrar geliyor. Yani bizim çocukluğumuzdaki Midnight Express kábusu bitti. İmaj artık o film değil.

Midnight Express (Geceyarısı Ekspresi) değil, midnight espresso (geceyarısı içilen espresso) var şimdi! Türkiye'de 24 saat yaşayan bir Bodrum var, Ege var, Akdeniz var. Bir dünya şehri olan İstanbul var. Tabii bunu bilenler buraya gelip, gerçek bizi görenler. Amacımız da bu zaten, turistlerin gerçek bizi tanımalarını sağlamak. Ve ‘‘Made in Turkey’’ olan her şeyi gururla sunmak...

Ben o filmi havaalanında gördüm. Koştururken. Eşek ölüsü ağırlığındaki çantamı ittirirken. Söylenirken. Yine bir uçağa yetişmeye çalışırken. Daha doğrusu kaçırmaya uğraşırken. Nasıl oldu bilmiyorum, terminalin ortasındaki ekrana takıldı gözüm. Birden her şeyi unuttum. Gideceğim yeri de. Kendimi de. Eşek ölüsünü de. Hadi gelin artık bu son anons diyen tayyareyi de. Kafam havada, öylece durdum. İşte buydu. Benim yaşadığım şehir. Benim İstanbul'um. 40 saniye nefes bile almadım. Nasıl şahane bir İstanbul filmiydi. Suyun üzerinde dans eden Mevlana'lar, Boğaz Köprüsü'nden geçen atlılar, Ayasofya'nın tepesinde yürüyen Yeniçeri'ler, Galata'dan geçen saltanat kayığı, etekleri kilim kız, metro, hamam, birbirinin içine geçen görüntüler ve son olarak ‘‘İstanbul timeless city’’ yazısı. Kendi kendime kim ulan bu filmi yapan dedim. O kadar beğendim. İşte bu filmin oluşumunda emeği geçenlerden biri karşımda. Dream Design Factory'nin (dDf) Başkanı Esra Ekmekçi.

O da ne demeyin, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yurtdışı tanıtımlarını yapan ajans. 42 yaşındaki (hiç öyle durmuyor değil mi?) bu kadın aynı zamanda bir doçent. Hukuk profesörü olmasına ramak kaldı. O kadar renkli, o kadar canlı, (o kadar Adanalı!) ve o kadar sosyal ki, insan böyle bir kadının Yatırım İndirimi ve Yatırım Finansman Fonu, Kurumlar Vergisinde Dar Yükümlülük gibi kitapları olabileceğini tahmin bile edemiyor. Ama işte yüksek lisansını İ.Ü'den aldıktan sonra eğitimine devam ediyor ve ver elini Sorbonne. Şimdi buraya yazamayacağım kadar çok (Rio, Dallas, Floransa, Salzburg vesaire) yurtdışı seminerlerine katılıyor. Böyle moda dergilerinden fırlamış gibi olduğuna bakmayın yani. Kendisi ciddi bir akademisyen. O aslında hálá şu anda hayatta olmayan babasının minik kızı. ‘‘Sanırım her şeyi kendimi ona beğendirmek için yaptım’’ diyor ve gülerek ekliyor, ‘‘İyi yetişmemiz ve dil öğrenmemiz babam için çok önemliydi. 17 yaşımdayken beni Isviçre'deki Institute Videmanette'e bile yolladı!’’ Hiç bir şey anlamıyorum tabii, salak salak suratına bakıyorum. ‘‘Lady Di'nin okulu!’’ diyor. ‘‘İyi kayak kayarım ve güzel av yemekleri yaparım. Kime yapacaksam!’’ Kocasına tabii, ben evli olduğunu söyleyeyim de...

dDf ne işe yarar, tam olarak ne yapar?

- Faydalı ve yaratıcı işler yapar. Biz kendimizi bir iletişim tasarımı şirketi olarak tanımlıyoruz.

Bir iletişim tasarımı şirketi ne yapar?

- Tanıtım, reklam ve iletişimin her alanıyla uğraşır. Bir kibrit kutusunu dizayn etmekle büyük bir fuar standını dizayn etmek arasında bir fark yok bizim için. Bir ürünü alıyorsunuz -bu turizm de olabilir- ve pazarlama stratejileri hazırlıyorsunuz. Biz ‘‘everything communicates’’ diyoruz, dDf'te yaptığımız da bu, yani her şey birbiriyle ilişki kurar mantığından yola çıkıyoruz...

Peki siz Arhan Kayar'la beraber yola çıkmaya ne zaman karar verdiniz?

- On yıl önce. Hukuk fakültesinde doçentken, 20 sanatçıyla birlikte bir vakıf kurduk: İstanbul Sanat Tanıtım Araştırma Vakfı. İşte o zaman tanıştım Arhan'la. Amacımız İstanbul projeleri yapmaktı. Taksim Meydanı'nın yeniden düzenlemesi için uğraştık. Prens Charles'ın danışmanı Rob Krier'i, Barselona Olimpiyat Projesi'nin şehir düzenlemesinde çalışan Ariola'yı ve Japon mimar Yamamoto'yu getirdik. Bir maket hazırladılar. Peki bir işe yaradı mı? Hayır! Maket hálá duruyor ama biz şunu fark ettik: Bir kısmımız akademisyendik, bir kısmımız sanatçı, ama hepimizin ortak bir tutkusu vardı: İstanbul. Hemen akabinde Arhan'la dDf'i kurduk...

Dream Design Factory yani.

- Evet. ‘‘Hayallerinizi Tasarlayan Fabrika’’ anlamında. Gerçekten hayalleri hayata geçiriyoruz biz. Şaka değil yani. Şirketi bir un fabrikasında kurduğumuz da doğru! Bir süre sonra kardeşim Adsız Doğan Ekmekçi de bize ortak oldu. Beş yıl önce ikinci şirketimizi kurduk (dd.a) Dream Design Advertising, bu şirkette Armağan Birkiye de bize katıldı. Daha sonra da hayatımıza Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Türkiye projesi girdi.

FİKİR BABASI ERKAN MUMCU

Nedir bu Türkiye projesi?

- Abdullah Öcalan krizi ve deprem yüzünden çok ciddi darbeler aldı Türk turizmi. Müthiş bir turist kaybı. Bunu telafi etmek için, 99 yılında, o dönem Turizm Bakanı Erkan Mumcu'ydu, Türkiye'nin tanıtımı için Reklamcılar Derneği'yle birlikte bir konkur açıldı. Tur operatörlerinden Reklamcılar Derneği'ne, TÜRSAB'tan TÜROB'a, B.Ü İletişim fakültesi hocalarından Bakanlığın Tanıtma Genel Müdürleri'ne kadar pek çok insan vardı o jüride....

Türkiye'nin turizm tanıtımı için bir ajans seçecekler yani...

- Evet, o güne kadar da bu işi yurt dışındaki lokal ajanslar üstlenmiş. Fransa'da Fransız, İngiltere'de İngiliz bir ajans. Biz farklı bir iddiayla girdik, ürünü, ki bu ürün Türkiye, en iyi biz tanıyoruz, biz hissediyoruz dedik ve tanıtım stratejilerimizi sunduk. Bizden kastım dDf değil, bir Türk ajans. İlk konkurda Fransa, İngiltere ve Rusya'yı kazandık. İkinci konkurda Kuzey ülkelerini. Sonra Amerika, Japonya ve Çin de dDf'in tanıtım kampanyasına girdi. Şu anda 12 uluslararası ortağı olan dDf Int. bu projeyi yürütüyor.

Bugüne kadar neler yaptınız?

- Pek çok şey. Tanıtım filmleri, reklam spotları, radyo gingle'ları, outdoor kampanyaları, otobüs ilanları, billboard'lar... Bütün dünyadaki sinema ve televizyonlara giriyoruz. Ama tabii en çok ilgiyi İstanbul filmi gördü...

O filme ben de bayıldım. Hatta gözlerim doldu, işte ben böyle bir şehirde yaşıyorum dedim. Bir tek ben mi sulugözüm...

- Yok, hayır. O kadar çok insan etkilenmiş ki. İnternetten mesaj yağıyor. Bizans, Osmanlı ve günümüz İstanbul yaşamının her parçası var o filmde. Masalsı bir anlatım. Büyülü bir İstanbul.

Ama Türkiye'nin diğer bölgelerinin tanıtımı için çektiğiniz filmlerden o kadar etkilendiğimi söyleyemem. Niye diğer bölgeler için de böyle çizgi roman tadında bir film çekmediniz?

- Çünkü farklı bir konsept. İstanbul filmi bir reklam spotu. 40 saniyelik bir film. Diğer filmler ise 15 dakikalık, tur operatörlerine dağıtılan, bilgilendirmeye yönelik belgesel tadındaki filmler. Tüm bunlar bölgesel tanıtım dediğimiz destinasyon kampanyamızın bir parçası. Tabii ki İstanbul'u ayırıyoruz, çünkü farklı bir ürün olarak pazarlayabileceğimize inanıyoruz.

MADE IN TURKEY

Bu olay yaratan İstanbul filmini kim çekti?

- Yarev Gaber. Los Angeles'ta yaşayan İsrailli bir yönetmen. Görüntü yönetmeni de Avi Karpik. Ama tabii etütler burada İstanbul'da yapıldı. Tasarım grubunun başında Armağan Birkiye vardı. Bu iki yönetmene filmin hazırlık aşamasında yol gösteren Armağan ve bizim kreatif ekibimiz yani. Müzikler de Burhan Öcal'a ait. Hepimiz İstanbul'un markalaşması için uğraşıyoruz.

Bu kadar beğenileceğini tahmin ediyor muydunuz peki?

- Böylesine bir tezahürat beklemiyorduk doğrusu. Ama filmin stratejisini oluştururken özellikle şuna dikkat ettik: Kendi değerlerimizi evrensel standartlarda sunmak. Evet, müthiş bir teknoloji kullanıldı bu filmde, evet efektler çok yaratıcı ama mesele sadece bu değil ki, o filmde bizim bütün değerlerimiz var. Yani ortaya çıkan ürün çok bize özgü. Bu bizim özlediğimiz bir şey. Haliyle insan izleyince gurur duyuyor. Çünkü aslında bizler kendi değerlerimizle gurur duyuyoruz. Ve made in Turkey olan her şeyi hepimiz gururla sunmak istiyoruz...

SİZ HÁLÁ İSTANBUL FİLMİNİ GÖRMEDİNİZ Mİ?

İstanbul filmini internette izleyenler yorumlarını paylaştı. Kıyamet koptu. İnanılmaz bir trafik. Her yerden e-mail yağıyordu. Sadece yurtiçinde değil, yurtdışındaki müşavirliklere de övgü dolu telefonlar, mesajlar geldi. Hálá bizim şirketi arıyorlar: ‘‘Evde seyretmek istiyoruz bunun dvd'si filan yok mu?’’ Yabancılar da soruyor: ‘‘O filmde gördüklerimizi gerçekten İstanbul'da yaşayabilecek miyiz?’’ Filmi biz yaptık ama gerçek sahibi Turizm Bakanlığı. Şu an yurtdışında 22 ülkede gösteriliyor, yakında bu rakam 40 olacak...

(İzlemek isteyenler için: www.turizm.gov.tr)

KAMPANYAYI GÜÇLENDİRMEK İÇİN NELER YAPILIYOR?

İstanbul ve Türkiye filmi, Paris'te pek çok sinemada Matrix'ten önce gösterime giriyor

Yine Paris'te otobüslerin üzerinde bir tarafta Matrix ilanları diğer tarafta Türkiye reklamları yer alıyor

Moskova'da Kızılmeydan'da billboard'larımız bulunuyor

New York'ta 200 adet otobüste reklamlarımız yer alıyor

New York'ta şehrin önemli merkezlerindeki (5. Cadde, Park Avenue, Macy's, Bloomingdales, alışveriş merkezleri, Grand Central, Penn Sation vb.) 160 ışıklı telefon kioskunda tanıtımlarımız oluyor

JFK Havaalanı yolu gelişinde (günde yaklaşık 250-300 bin araç geçiş yapmakta) 6m x 16m büyüklüğünde bir panoda üç ay süreyle reklamımız bulunuyor

Japonya'da (Tokyo ve Kiyoto) 39 adet outdoor ekranda Türkiye ve İstanbul tanıtım filmleri gösteriliyor

Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın PR faaliyetini desteklemek amacıyla önümüzdeki günlerde yurtdışında birçok basın mensubu bakanlığın misafiri olarak Türkiye'yi ziyaret edecek 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com